Türkiye’de savunma sanayii: Tam bağımsızlık mı, yeni bağımlılıklar mı?
“Milli savunma sanayii” söylemiyle sunulan büyüme, aynı zamanda küresel silahlanma ekonomisinin, uluslararası tedarik zincirlerinin ve NATO içindeki askeri iş bölümünün genişlediği bir dönemin Türkiye'deki karşılığıdır.
Fotoğraf: U.S. Air Force
Aziz ÇORAPLI
ODTÜ
Türkiye'de savunma sanayii, uzun yıllardır iktidarın en güçlü propaganda araçlarından biri olarak kullanılıyor. Teknofest etkinliklerinden üniversitelerdeki kariyer fuarlarına kadar hemen her alanda "tam bağımsızlık", "oyun kurucu aktörlük", "küresel güç" gibi kavramlarla bu sanayi kutsanıyor. Bu söylemi yalnızca iktidar değil, üniversitelerdeki atanmış temsilcileri olan rektörler de sahipleniyor ve özellikle mühendislik öğrencilerine bu alanı âdeta tek "çıkış yolu" olarak işaret ediyor. Bu yönlendirmeler çoğu zaman milliyetçi bir çerçeveye oturtularak yapılıyor. Peki savunma sanayii gerçekten bir bağımsızlık projesi mi, yoksa görünürdeki söylemin tam tersine yeni bir bağımlılık ilişkisi mi kuruyor? Bunu hem Türkiye hem de dünya ölçeğinde ele almak gerekiyor.
“Yerli ve Milli” söyleminin ardındaki bağımlılık
Türkiye'de savunma sanayii denince akla ilk gelen Aselsan, Havelsan, Roketsan gibi şirketler, esasen kamusal kaynaklarla kurulmuş ve büyütülmüş kuruluşlar. Teknofest'lerde boy gösteren bu şirketler, "Milli Teknoloji Hamlesi" gibi söylemlerle sürekli öne çıkarılıyor. Ancak üretim çıktılarına bakıldığında sıkça karşımıza çıkan rakam, yerlilik oranının "%80" olarak propaganda edilmesi. Vurgulanmayan o %20'lik dilimde ise roketlerin çip sistemleri, hassas elektronik bileşenler, belirli işlenmiş malzemeler gibi kritik unsurlar çoğunlukla dışa bağımlı kalıyor. Bir sistemin en kritik, en ikame edilemez bileşenleri yabancı kaynaklıysa, "yerlilik oranı" rakamı bağımsızlıktan çok, hangi noktada dışa bağımlılığın sürdüğünü gizleyen bir vitrin işlevi görüyor.
Bunun ötesinde, bu şirketlerin sermaye yapısı, teknoloji transferi anlaşmaları, ortak üretim protokolleri ve tedarik zincirleri incelendiğinde, yabancı sermayenin ve çok uluslu silah şirketleriyle kurulan ortaklıkların payı görmezden gelinemeyecek boyutta. "Bağımsızlık" söylemi, güncel emperyalist ilişkiler ağı içinde aslında tam tersi bir konumlanmayı perdeliyor. Örneğin, uzunca bir süredir tartışılan Kaan savaş uçağının ilk prototiplerinin motoru Amerikan General Electric F110 motoru iken geliştirme sürecinin erken döneminde TUSAŞ ile İngiliz BAE Systems arasında yaklaşık 125 milyon dolarlık mühendislik işbirliği anlaşması yapıldı. Dolayısıyla övülen gövde, yazılım, sistem entegrasyonu alanlarında Türkiye’de yapılsa da, motor gibi savaş uçağının en stratejik teknolojilerinden biri bugün hâlâ ABD menşeli. Bir başka örnek ise, kritik teknolojilerde dışa bağımlılığın yalnızca üretim süreçlerini değil, doğrudan siyasal karar alma alanını da sınırlandırabildiğini gösteren CAATSA yaptırımlarıdır. Bu yaptırımlar; ihracat lisanslarının kısıtlanması, finansmanın daralması ve yabancı ortakların çekingenliği nedeniyle tedarik zincirlerini doğrudan aksatmıştır. Yani savunma sanayiindeki bağımlılık, hem ekonomik hem de siyasal bağımlılık ilişkisidir.
Küresel silahlanma düzeninin bir parçası olarak Türkiye
Tüm bunlarla birlikte dünyada artan savaşlar, NATO üyesi ülkelerin aldığı harcamaları artırma kararları silahlanma yarışını hızlandırıyor. SIPRI verilerine göre dünya askeri harcamaları 2025 yılında yüzde 2,9 artarak 2 trilyon 887 milyar dolara ulaştı ve böylece askeri harcamalar art arda on birinci kez yükselmiş oldu. 2016-2025 arasındaki on yıllık dönemde dünya askeri harcamalarındaki toplam artış ise yüzde 41’i buldu. NATO’nun 32 üyesi 2025 yılında toplam 1 trilyon 581 milyar dolar askeri harcama yaptı. Bu rakam, dünya askeri harcamalarının yaklaşık yüzde 55’ine karşılık geliyor. Başka bir ifadeyle, dünya nüfusunun sınırlı bir bölümünü oluşturan NATO ülkeleri küresel askeri harcamaların yarısından fazlasını gerçekleştiriyor. Dolayısıyla Türkiye’de savunma sanayiinin büyümesini yalnızca “milli teknoloji hamlesi” veya ülke içindeki teknolojik gelişmenin sonucu olarak değerlendirmek eksik kalmaktadır. Yerli bir atılım olarak sunulan bu büyüme esasında; Ukrayna ve Orta Doğu savaşlarıyla genişleyen küresel silah pazarının, uluslararası tedarik zincirlerinin ve NATO içi askeri iş bölümünün Türkiye'deki izdüşümüdür.
Gençliğin geleceği silah sanayiine mi bağlanıyor?
Bu kadar büyüyen sektörün devamlılığı için bu üretimi gerçekleştirecek mühendislerin, teknisyenlerin, yazılımcıların ve araştırmacıların da sürekli olarak yetiştirilmesi gerekiyor. Bu sebeple SSB’nin 2024-2028 Stratejik Planı’nda hedeflerden biri doğrudan “nitelikli insan kaynağının sektöre ilgisinin artırılması” olarak tanımlanıyor. Bu doğrultuda YÖK ile Savunma Sanayii Başkanlığı arasında yapılan işbirliği kapsamında üniversite öğrencilerine burs sağlanması, staj ve kariyer programlarının artırılması, savunma sanayiine yönelik özel bölümlerin açılması ve müfredatların sektörün ihtiyaçlarına göre güncellenmesi hedefleniyor. Bunlara üniversiteler ile savunma sanayii şirketleri arasında laboratuvar, araştırma ve lisansüstü eğitim işbirliğinin de genişletilmesini hedefi ekleniyor. Bu kuşatma liselere kadar uzanıyor; ELMAS gibi programlarla öğrenciler daha lise sıralarında bu hedeflere dahil ediliyor.
Dolayısıyla savunma sanayiine yönelik tartışmalar tek tek öğrencilerin bu sektörde çalışıp çalışmaması meselesine indirgenmemelidir. Kamusal kaynakların, üniversitelerin ve nitelikli emeğin hangi ihtiyaçlar doğrultusunda yönlendirildiğine odaklanmalı ve bu tabloya itiraz edilmelidir. Fakat milliyetçi söylem bu çelişkilerin üzerini örter; silah üretimini “milli gurur” olarak sunarken, bu silahların kimlere karşı kullanıldığını görünmez kılar. Buradan hareketle asıl tartışma kaynakların, bilimin ve nitelikli emeğin kimin ihtiyaçları için kullanılacağıdır. Gerçek bağımsızlık, daha fazla silah üretmekte değil; bilimin, emeğin ve kamusal kaynakların silah tekelleri yerine halkın eğitim, sağlık ve insanca yaşam ihtiyaçlarına ayrıldığı bir düzeni kurma mücadelesinde yatar. Bu mücadele hattı da ancak tutarlı, anti-emperyalist bir duruşla inşa edilebilir.
KAYNAKÇA
Savunma Sanayii Başkanlığı. (2024). 2024–2028 Stratejik Planı. T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı.
Evrensel. (2026). Söylemlerin arkasında savunma sanayi gerçeği.
Trends in world military expenditure, 2025. Stockholm International Peace Research Institute.
Reuters. (2024). Turkey’s KAAN fighter jet conducts first flight.
(Genç Hayat)
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et