Fiziksel dünyanın sınırlarını zihnin sinemasıyla aşmak
Toplumun önyargılarına kurduğu alternatif evrenlerle yanıt veren genç yönetmen Mert Can Altun, hayal gücünü yapay zekayla somutlaştırıyor. Altun ile çocukluk düşlerinden uluslararası festivallere uzanan yolculuğunu konuştuk.
Fotoğraf: Genç yönetmen Mert Can Altun
Rojda Ferda Yılmazoğlu
[email protected]
Toplumun engellere dair kalıplaşmış yargılarını ve geleneksel prodüksiyon süreçlerinin katı sınırlarını alternatif evrenlerle yıkan genç ve yetenekli bir yönetmen Mert Can Altun, namıdiğer Novarius. Erken çocukluk yıllarında odasındaki oyuncaklarla başlayan o derin dünya kurma tutkusunu, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’ndeki akademik eğitimi ve günümüz yapay zeka teknolojilerinin sunduğu yepyeni imkanlarla başarıyla birleştiren Altun, adından sıkça söz ettiren bir sinemacı. Kendisiyle çocukluk yıllarından sinema tutkusuna, yapay zekanın sunduğu anlatı olanaklarından geleceğe uzanan bu yolculuğunu tüm detaylarıyla konuştuk.
Toplumun engelliliğe dair peşin hükümlü bakışının karşısında, henüz küçük bir çocukken evde oyuncaklarla başlayan bir serüvenin var. Sinemacı kimliğinin ilk tohumları nasıl atıldı?
Hayatım daha en başından itibaren son derece zorlu, bir o kadar da farklı bir fiziksel mücadeleyle başladı. Bebeklik dönemimde geçirdiğim oldukça yüksek sarılık rahatsızlığı sonucunda beynimin motor işlev bölgelerinin doğrudan etkilenmesiyle serebral palsi ve distoni tabloları gelişti. Çocukluğumun ilk yıllarında kendi başıma adım atamıyor ve yürüyemiyordum. Yaklaşık dört buçuk yaşındayken rehabilitasyon süreçlerinin ardından ilk adımlarımı atarak yürümeye başladım.
Maalesef hayatım boyunca fiziksel engelim nedeniyle insanların beni küçümsediği, hor gördüğü, yapabileceklerimi daha beni hiç tanımadan sınırlamaya çalıştığı pek çok kırıcı zaman oldu. Çocukluk dönemimde fiziksel koşullarım ve hareket kısıtlılığım nedeniyle özgürce oyun oynayamıyordum. Bu yüzden zamanımın büyük bir bölümünü evde, odamda tek başıma geçirmek durumunda kalıyordum.
Ama bugün geriye dönüp baktığımda, bu zorunlu içe kapanışın hayatımın en önemli yaratıcı taraflarından birini ortaya çıkardığını ve beni bir sinemacı olarak şekillendirdiğini çok daha net düşünüyorum.
Seni bilim kurgu, mitoloji ve fantastik anlatıların büyülü dünyasına çeken temel duygu neydi?
Dışarıda fiziksel olarak yaşayamadığım bazı durumları kendi zihnimde özgürce yaşamaya, gidemediğim uzak coğrafyalara hayalimde gitmeye ve gerçek dünyada kuramadığım bağları kafamın içinde kurduğum dünyalarda kurmaya başladım. Yıllar sonra sinemaya yöneldiğimde aslında çocukken oyuncaklarımla yaptığım şeyin çok daha gelişmiş bir biçimini yaptığımı fark ettim: yine dünyalar kuruyor, yine karakterler yaratıyor ve yine derin hikayeler anlatıyordum. Gerçek dünyanın katı, sınırlayıcı ve engelleyici sınırlarının ötesine geçebildiğim yegâne alanlar bunlardı.
Zihnindeki bu zengin evrenleri somut bir esere dönüştürme arayışında yapay zeka nasıl bir rol oynadı?
Yaklaşık 4-5 yıl önce yapay zeka teknolojileri ve gelişmiş görsel üretim modelleriyle tanışmaya başladığımda benim için bambaşka bir kapı açıldı. Zihnimde yıllardır kurduğum fakat çeşitli imkansızlıklar nedeniyle bir türlü gerçekleştiremediğim devasa dünyaları ilk kez somut ve görünür hale getirebileceğimi fark ettim.
Fiziksel olarak ulaşmamın imkânsız olduğu coğrafyalara kolayca ulaşmamı, kullanmakta zorlandığım ağır kameraları zihnimde istediğim açıya ve noktaya özgürce yerleştirmemi, gerçek hayatta kuramayacağım devasa film setlerini dijital ortamda kurmamı ve yalnızca hayalimde var olan karakterleri, mekanları ve dünyaları görünür hale getirmemi sağladı.
Yapay zeka benim yaratıcılığımın ya da yönetmenlik vizyonumun asla yerine geçmedi. Tam tersine, çocukluğumdan beri içimde biriken devasa hayal gücünün dışarı çıkabilmesi için bana yepyeni bir kanal açtı. Hikayeyi ben kuruyorum, yapay zeka ise fiziksel sınırlar nedeniyle gerçekleştiremediğim şeyleri gerçekleştirmem için bir imkân sunuyor.
Son yıllarda birçok festivale katıldın. Bu uluslararası başarılar, karşılaştığın toplumsal önyargılara karşı nasıl bir anlam taşıyor?
Bu yolculuk bana hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda sayısız gurur verici başarı ve prestijli ödül kazandırdı. TAYF Uluslararası Kısa Film Festivali, Turkish World Documentary Film Festival, Wildlife Conservation Film Festival ve daha birçok festivalde dereceye girdim.
Hayatım boyunca insanların bana neyi yapamayacağımı, neleri başaramayacağımı söylediği çok zaman oldu. Ben ise zamanla tüm bu olumsuz sesleri geride bırakıp kendi kendime şu hayati soruyu sormaya başladım: “Peki ben ne yapabilirim ve sınırları nasıl aşabilirim?”

‘Peki ben ne yapabilirim?’ sorusunun yanıtı bugün ‘Novarius’ kimliğinde somutlaşıyor. Buradan sinema dünyasına ve benzer mücadeleleri veren diğer insanlara vereceğin mesaj ne olur?
Belki de hayatım boyunca en büyük dezavantajlarımdan biri olarak görülen fiziksel engelim, aynı zamanda beni bugün olduğum insana dönüştüren en temel güçlerden biri oldu. Çünkü beni daha fazla hayal kurmaya, çevreyi gözlemlemeye, derinlemesine düşünmeye ve kendi dünyamı baştan yaratmaya itti.
Benim için Novarius da tam olarak bunu temsil ediyor: Fiziksel dünyaların getirdiği tüm sınırların ötesinde özgürce kurduğum yaratıcı ve yenilikçi kimliğimi.
Bugün ana amacım yalnızca yapay zeka araçlarıyla film üretmek değil. Kendi özgün sinema dilimi oluşturmak, anlatmak istediğim hikâyeleri mümkün olduğunca özgür ve etkileyici bir şekilde anlatmak ve özellikle fiziksel engeller veya imkânsızlıklar nedeniyle hayallerinden uzaklaşmak zorunda olduğunu düşünen tüm insanlara başka yolların daima mümkün olduğunu göstermek istiyorum.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et