29.09.2026 16:02 / Güncelleme: 16:05

Güvenlik denince aklınıza ne geliyor?

Okullarımızın güvenli yerler haline gelmesi, güvenli bir Türkiye’yi inşa etmekten; güvenli bir Türkiye’yi inşa etmek ise güvenli okullar için mücadele etmekten geçiyor. O güne kadar güvenli olan da, güvenli olanı kuracak olan da birlikteliğimizdir

Güvenlik denince aklınıza ne geliyor?

Fotoğraf: Burst/Pexels

Berzan BAYHAN

İstanbul

 

“Kavramlar bıçağa benzer; yararlı bir gereç de olabilirler, cinayet aleti de.” der Marksist felsefeci Hans Heinz Holz. Bu durum temelde kavramların kim tarafından, ne için kullanıldığı ile alakalıdır. Örneğin “özgürlük” herkes tarafından sıkça kullanılan bir kavramdır. Ancak tarih boyunca çeşitli filozoflar insanlığa farklı “özgürlükler” anlatmış, kimisi “özgürlük” kavramı altında zincirler getirmiş kimisi ise hali hazırda boynumuza asılı zincirlerin öğretisi olmuştur. Kavramlar olmadan hiçbir şey anlatamazdık elbette, kavramların gücünü aldığı yer de burasıdır. Çünkü kavramları bozuşturmak ve içlerini boşaltmak sadece kitabi tartışmalarda, felsefe yazılarında yer alan bir sahtekarlık değildir. Tam tersine bu eylemin başarıya ulaşması için günlük hayatın içerisinde yer bulmaya, kendini inandırıcı hale getirmeye, bizleri kandırmaya ihtiyaçları vardır ve bu bağlamda gerçekleri çarpıtırlar. Aklımıza hemen birkaç örnek gelir muhakkak: İdareler, patronlar, yöneticiler, bakanlar, iktidar… Üstelik bunu tam da en güncel ve hayati olan şey üzerinden yaparlar.

Güvenli olanı ne belirler?

Bu bağlamda iktidarın bizim için “hayati” olan en güncel kurbanlarından birisi “güvenlik” kavramı. “Güvenlik” dediğimizde aklımızda soyut tanımlar canlanabilir. Örneğin “her türlü tehlikeden arındırılmış, bize zarar verebilecek unsurlara sahip olmayan” gibi ya da “her olasılığa karşı sırtımızı yaslayabileceğimiz, başımıza bir şey gelse dahi ‘güvende’ hissedebileceğimiz yer” gibi. Bu örnekleri çeşitlendirmek mümkün ve mutlaka birçoğu birbirleriyle tutarlılık içinde de olacaktır. Bunun sebebi aklımızdaki tanımların, “güvenlik” olgusunun pratik-toplumsal gerçekliğinden süzülmüş olmasıdır. Manisa’da düzenlenen ve neredeyse üst üste yaşanan üçüncü lise saldırısından sonra “güvenli” liseler söyleminin artması bu süzülmenin en yakın örneği. Güvenli liseler yakıcı bir taleptir çünkü burada “güvenli” olanın içini doğrudan kendi ihtiyaçlarımız, liselerdeki öğrencilerin ihtiyaçları doldurur. Öte yandan geçtiğimiz haftalarda yaşanan “Ailem Güvende” operasyonlarıyla saldırılan LGBTİ dernekleri de “ailenin ve ahlakın güvenliği” adı altında hedef haline getirildi. Bu ikisini ortaklaştıran “güvenlik” sözcüğü özünde hiçbir ortaklık taşımamakta. Bizim için ailenin güvenliğini tehdit eden şey yoksulluk, artan şiddet, çeteleşme, uyuşturucu… Onlar için ailenin güvenliğini tehdit eden şey LGBTİ dernekleri, kadın örgütleri… Bizim için güvenli liseler öğrencilerin gelişiminin, aile ilişkilerinin bilimsel bir takip süreci içerisinde yaşandığı; çocukların çetelerin kucağına düşmesinin (artan çete ve uyuşturucu işbirliğinin de) önüne geçilecek eğitim politikalarının yürürlüğe girdiği ve yoksulluğun ortadan kaldırıldığı kapsamlı bir sürecin halkalarından biri. Onlar içinse bu, kapıya dikilen polisten ve x-ray cihazlarından ibaret. Ki hatırlayalım, bu tarz güvenlik önlemleri “Öğretmenime Dokunma” eylemleri sürerken eylemdeki öğrenciler üzerinde uygulanmış ve öğrencilerin bazı eşyalarına da el konmuştu.

İktidarın “güvenlik” araçları birlikteliğimize karşı işliyor

Güvenlik dediğimiz kavramın bu iki birbirine zıt tanımı, güvenliğin sağlanması konusunda da atılan birbirine tamamen zıt adımlar ile tamamlanıyor. Örneğin bugün en çok polisin, çevik kuvvetin ve dahasının bulunduğu yerlerden birisi Boğaziçi Üniversitesi’dir. -evet tüm bu kolluk kuvvetleri Türkiye’nin en prestijli olduğu söylenen üniversitenin kampüsünde yer alıyor- Tüm bunlara rağmen 2025 yılında Hilal Özdemir, henüz 15 yaşındayken çocuk işçi olarak çalıştırıldığı kampüse dışarıdan giriş yapan Ayberk Kurtuluş tarafından ateşli silahla öldürülebiliyor. Evet hem de Boğaziçi Üniversitesinin içinde… Bu olayın üzerinden bir yıl geçtikten sonra üst üste yaşanan iki silahlı lise saldırısının ardından bulunan çözüm; okullara polislerin, okul kapılarına ise polis araçlarının ve turnikelerin yerleştirilmesi oldu. Elbette bu tarz göstermelik uygulamalar bir çözüm değil, olmayacak da. Tam tersi bir tablo da her seferinde beraberinde geliyor. Okullarda tacize uğrayan genç kadınlar idare tarafından sindirilmeye çalışılıyor, hatta bazen resmen yok sayılıyor fakat ne hikmetse öğrenciler Cinsel Tacizi Önleme Birlikleri (CİTÖB) kurmak üzere yan yana gelir gelmez idare-öğretmen-polis/özel güvenlik ağı tıkır tıkır işlemeye başlıyor. Gülistan Doku, Rojin Kabaiş gibi şüpheli kadın cinayetlerindeki adli gelişmelerin ortaya çıkması seneler sürerken LGBTİ’lerin “aile güvenliği” gerekçe gösterilerek tutuklanması bir hafta dahi sürmüyor.

Sokakta katledilmemek güvende olmak demek mi?

Güvenlik, tehdit tanımından bağımsız bir kavram olarak ele alınamaz; bir kadının sokakta katledilmediği, iş kazası geçirmediğimiz bir alanla ilişkilidir. Bugün güvenlik için var olan araçlar güvenlik kamerası, güvenlik görevlisi ve dahası bunu sağlamaktan oldukça uzak. Çünkü iktidarın kendisi için tehdit olarak gördüğü bizim tehdit olarak gördüğümüzle aynı olmuyor. Onların tehdit olarak gördüğü doğrudan bizlerin birlikteliğidir. Saray iktidarı, tam da bu yüzden “güvenlik” adı altında attığı her adımla bizlerin birlikteliğinin önüne geçmek için adımlar atmakta. Bizim için gerçekten güvenli olanın inşası ise Sarayın sırtını dayadığı yoksulluğun, bilim dışılığın, anti-demokratikliğin ortadan kalkması için mücadele yolundan geçiyor.

Asıl tehdit Sarayın politikaları

“Güvenlik”, “güvende”, “güvenli” … Bunlar benzer kavramlar ve her birinin çıkış noktası da aynı aslında. En yalın haliyle bu ortaklık korkusuzca yaşayabilmekten geçer. Bir diğer önemli yanıysa bu korkusuz yaşamın da tehdit altında olmaması, sürekli bir biçimde güvencesinin var edilmesidir. Bu yüzden bizler için asıl tehdit olan Saray iktidarının politikaları ile güvence altına alınanlardır. Güvenli liseler, güvenli kampüsler, güvenli sokaklar yani güvenli bir yaşam… Bunlar da birer hayal değil ancak birlikte olduğumuz ölçüde, yan yana olduğumuz zaman. Okullarımızın güvenli yerler haline gelmesi güvenli bir Türkiye’yi inşa etmekten, güvenli bir Türkiye’yi inşa etmek ise güvenli okullar için mücadele etmekten geçiyor. O güne kadar güvenli olan da güvenli olanı kuracak olan da birlikteliğimizdir.

(Genç Hayat)

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
29.09.2026 09:45

WSJ iddiası: ABD Büyükelçisi 'Yunan hükümetini de düşürebiliriz' dedi

Wall Street Journal, ABD’nin Atina Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle’nin mart ayında Yunanistan’da katıldığı bir yemekte, “İstediğimiz her ülkede bunu yapabiliriz, burada da yapabiliriz” dediğini öne sürdü.

WSJ iddiası: ABD Büyükelçisi "Yunan hükümetini de düşürebiliriz" dedi

Fotoğraf: Gage Skidmore from Peoria, AZ, United States of America/Wikimedia Commons CC BY-SA 2.0

29.09.2026 14:07

Reşit Kibar davasının 6. duruşması 2 Ekim'de: 'Sermaye-kamu-siyaset ilişkileri araştırılsın'

Artvin’de yaşam alanlarını savunurken öldürülen Reşit Kibar davasının 6’ncı duruşması öncesi rapor açıklayan Halkevleri; şirket, jandarma, kamu görevlileri ve siyasi bağlantıların araştırılmasını istedi.

Reşit Kibar davasının 6. duruşması 2 Ekim'de: “Sermaye-kamu-siyaset ilişkileri araştırılsın”

Fotoğraf: Evrensel

29.09.2026 14:30

Antep’te tekstil fabrikasında iş cinayeti: 25 yaşındaki Şerif Özkaya hayatını kaybetti

Antep’te bir tekstil fabrikasında kolunu silindir makinesine kaptıran 25 yaşındaki Şerif Özkaya ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan Özkaya, yapılan müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.

Antep’te tekstil fabrikasında iş cinayeti: 25 yaşındaki Şerif Özkaya hayatını kaybetti

Fotoğraf: DHA

29.09.2026 13:23 / Güncelleme: 13:44

Gediz kirliliği bütün havzayı tehdit ediyor

Gediz Nehri’ndeki suyla tarım yapılan Menemen Ayvacık’ta yaşanan toplu balık ölümleri, köylüler arasında endişe yaratıyor. Üreticiler “Suyumuz, toprağımız ölüyor, zehirli suyla sulama yapmak istemiyoruz” diye tepki gösteriyor.

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!