Yeni dönemde genç kadınlar umudu mücadelelerinde yaratacak!
Böylece, yaşadığımız her sorunun karşısında “ben ne yapabilirim?” sorusuyla tek başımıza kalmak yerine “biz ne yapabiliriz?” sorusunu sorduğumuz bağları oluşturmuş oluyoruz: kız kardeşlik bağları.
Nazlıcan ÇELİK
İstanbul Üniversitesi
Yeni bir döneme başlarken genç kadınlar olarak hepimizin aklında eminim benzer sorular var. Bu yıl nasıl geçecek? Okulu bitirip iş bulabilecek miyiz? Kampüste, yurtta, sokakta kendimizi güvende hissedebilecek miyiz? Geleceğimizi istediğimiz gibi kurabilecek miyiz? Bu soruları cevaplarken görmek gerekiyor ki sorularımız da sorunlarımız da ortak. Kampüse yürürken “takip ediliyor muyum?” düşüncesi, taksiye bindiğimizde konum atma ihtiyacı, ay sonunu çıkarabilmek için çalıştığımız yerde taciz, şiddet, mobbing... Bu sorunları yaşıyoruz çünkü genç kadınların yaşamını güvensizleştiren, emeğini ucuzlaştıran, bedenini ve geleceğini denetlemek isteyen bir düzen içerisindeyiz. Bu düzene karşı durmak, haklarımıza ve hayatlarımıza sahip çıkarken eşit ve özgür bir geleceği kurmak için ise birleşmek zorundayız. Peki, bu tablo karşısında önümüzdeki dönemde genç kadınlar açısından mücadele ihtiyaçları neler olacak? Hangi sorunları ortaklaştırabiliriz, hangi talepler etrafında yan yana gelebiliriz?
Şiddet, yoksulluk ve cezasızlık sarmalı
Önümüzdeki dönemde de genç kadınlar olarak mücadelemizi yalnızca yaşadığımız sorunlara tepki vermek üzerinden değil, bu sorunların birbirleriyle kurduğu bağları ve sorunların kaynağını görerek örgütlemek gerekiyor. Çünkü taciz, şiddet, yoksulluk ve kadın cinayetleri birbirinden ayrı başlıklar değil. Kadının ekonomik olarak bağımsızlaşmasını zorlaştıran, şiddet gördüğü ilişkiden çıkmasını güçleştiren, güvencesiz koşullarda çalıştıran ve kamusal yaşamdan geri çekilmeye zorlayan koşullar aynı çerçeve içerisinde şekilleniyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2026 yılının ilk altı ayında 150 kadın erkekler tarafından katledildi, 151 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Şüpheli ölümler "intihar" veya "kaza" olarak nitelendirilerek dosyaların üstü hızlıca kapatılmaya çalışıldı. Her bir cinayetin arkasında, tehdit edildiğinde ciddiye alınmayan, şiddet gördüğünde yalnız bırakılan, ayrılmak istediğinde korunmayan, talepleri karşılanmayan ve yaptığı başvurular karşılıksız bırakılan kadınların hayatları vardı. Cezasızlık ve yalnızlaştırma politikalarının bir sonucu olan bu tablo, kadınların yaşamında her alanda bir tehdit olarak var olmaya devam ediyor.
Üniversitelerden liselere, mahallelerden iş yerlerine kadar şiddet ve taciz vakaları artarken etkin koruma ve önleme mekanizmalarının ulaşılabilir, yeterli ve nitelikli kadın sığınma evleri, ücretsiz hukuki destek, başvuruların takibi gibi kadınların ihtiyaç duyduğu pek çok mekanizmanın bugün sadece kâğıt üzerinde kalmaması gerekiyor. Diğer taraftan yoksulluk ve güvencesizlik de kadınların şiddet karşısındaki seçeneklerini daraltıyor. Geliri olmayan, ekonomik olarak bağımlı hâle gelen ya da çalışmaktan başka bir seçeneği olmadığı için işini kaybetmekten korkan genç bir kadının şiddet gördüğü yerden uzaklaşması daha zor hâle gelebiliyor.
Alanlarımızdan vazgeçmiyoruz!
Kampüsümüzde kendimizi güvende hissetmediğimizde bize önerilen çözümler ise çoğu zaman daha fazla kamera, güvenlik görevlisi, polis ya da giriş-çıkışların daha fazla denetlenmesi oluyor. Oysa genç kadınların, potansiyel tehditlerden çok üniversite öğrencilerinin örgütlülüğünü denetlemeye yarayan iktidar araçlarına değil, tacize, mobbinge veya şiddete uğradıklarında ulaşılabilir, başvuruları ciddiye alan ve süreçlerin takip edildiği mekanizmalara ihtiyacı var. Bugün de birçok üniversitede kadın öğrencilerin dayanışmayla, mücadeleleriyle kurduğu Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu (CİTÖK) mevcut. Ancak bu mekanizmaların işleyişi de iktidarın politikalarıyla göbekten bağlı ilerliyor. Başvurular göz ardı ediliyor, "okulumuzun adına zarar gelmesin" denilerek yokmuş gibi davranılıyor. Geçtiğimiz dönemden bu yana kadınların talepleri ve dayanışmaları için birleştiği ve örgütlendiği kol, kulüp ve topluluklara yönelik saldırılar bitmiyor. Uludağ Üniversitesinde, İstanbul Üniversitesinde, YTÜ'de, ODTÜ'de kadın topluluklarının faaliyetleri askıya alınıyor, kapatılıyor; etkinlikler iptal ediliyor, topluluklara sosyal medya üzerinden çeşitli erişim engelleri getiriliyor. Fakat tüm bunlara rağmen genç kadınlar taleplerinde ısrar etmeye, baskılara karşı yan yana gelmeye, alternatif alanlar bulmaya devam ediyorlar.
Yeni dönemde kadınlar olarak çeşitli birliklerimize, özgür tartışma alanlarımıza, kulüp ve topluluklarımıza sıkı sıkıya sarılmalı, buralardan vazgeçmemekte ısrarcı olmalıyız. Çünkü bir kulübün kapatılması ya da bir etkinliğin iptali, aynı zamanda sözümüzü söyleyeceğimiz, dayanışmamızı büyüteceğimiz alanlarımızın da elimizden alınması anlamına geliyor. Bu yüzden kadınların örgütleneceği alanları savunmak ya da bu alanları yaratmak, önümüzdeki dönemde mücadelemizin belki de en önemli başlıklarından biri olmalı. Üniversitelerde dayanışma ağları ve kulüpler kurmak, liselerde kadın birlikleri oluşturmak, mahallelerde dernekler ve dayanışma grupları kurmak yapılacaklar listesinin başını çekiyor. Çünkü kendi alanlarımızdan vazgeçmediğimiz, sözümüzü birlikte söylediğimiz, taleplerimizin takipçisi olduğumuz her yerde başka bir güç, başka bir ruh ortaya çıkıyor.
Mücadelemiz kadar güçlüyüz
Bazen eve birlikte yürümek, bir kahve eşliğinde dertleşmek, beraber çözüm aramak… Yani hayatı paylaşmak, adım adım örmek… Tüm bunlar birbirimizin hayatına yalnızca bir sorun olduğunda değil, gündelik hayatın her alanında temas edebilmek anlamına geliyor. Böylece yaşadığımız her sorunun karşısında “ben ne yapabilirim?” sorusuyla tek başımıza kalmak yerine “biz ne yapabiliriz?” sorusunu sorduğumuz bağları oluşturmuş oluyoruz: kız kardeşlik bağları. Bize sürekli korkmamız, geride durmamız söylenirken özgürce gülmek, eğlenmek, mücadele etmek ve birbirimizden öğrenmek bugün yaşamlarımıza sahip çıkmanın bir başka biçimi.
Bizi yalnızlaştıran koşullara karşı en güçlü yanımız, yalnız olmadığımızı bilmek ve ne kadar kalabalık olduğumuzu hatırlamak. Geçtiğimiz aylarda medeni haklarımıza sahip çıkmak için bir araya geldiğimiz gibi, Rojin Kabaiş’ten Bahar Taş’a, “şüpheli kadın ölümleri aydınlatılsın” talebini okullardan ve adliye önlerinden yükselttiğimiz, katledilen tüm kız kardeşlerimiz için adalet mücadelesini sürdürdüğümüz gibi, bu dönemi de hesap sorma, mücadele etme ve dayanışmayı büyütme iradesiyle açıyoruz. Çünkü biliyoruz ki ancak biz mücadelenin sesini büyüttüğümüzde katillerden hesap soruluyor, şüpheli kadın ölümleri aydınlatılabiliyor, sokakların aydınlatılmasından hijyenik pedlere, ortaya koyduğumuz talepler gerçekleşebiliyor, CİTÖK’ler aktifleşiyor. Gülistan Doku’nun davasını kadınlar takip ettikleri ve bunca yıl “Gülistan nerede?” diye sormaktan vazgeçmedikleri için bugün bu davada aşama kaydediliyor. ODTÜ’lü kadınlar CİTÖK’te ısrar ettikleri için üniversite yönetimi geri adım atıyor.
Geçmişte de milyonlarca kadının yan yana geldiği, mücadele ederek elde ettiği her bir kazanım, bugün bize önemli deneyimler, çıkarılması gereken dersler bırakıyor. Umutsuzluğun, karamsarlığın adım adım örgütlendiği böyle bir dönemde de bu kazanımları, deneyimleri, mücadele biçimlerini hafızamıza kaydedelim, buralardan güçlenelim. Güvenli bir yaşama, eşit ve özgür bir geleceğe dair umutlarımızla ve hayallerimizle bulunduğumuz her alanı; kampüsleri, okulları, mahalleleri ve iş yerlerini mücadele alanlarımız hâline getirelim!
(Genç Hayat)
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et