29.09.2026 15:12 / Güncelleme: 15:38

Örgütlülüğümüz, dayanışmamız bizim tek güvencemiz!

Hayatlarımızın vazgeçilmez bir parçası olan mücadelemiz, toplumun diğer kesimlerine de mücadelenin önemini gösterecektir. Kadınlar ve LGBTİ'ler olarak bizim kulüp ve topluluklarımız, iktidarın planlarına karşı çok önemli bir yerde duruyor.

Örgütlülüğümüz, dayanışmamız bizim tek güvencemiz!

Fotoğraf: Evrensel 

Pelin ATASOY

Genç Hayat Yayın Kurulu üyesi

 

“Ailem Güvende” operasyonlarına dair farklı üniversitelerden arkadaşlarımızla, kadın ve LGBTİ topluluklarıyla konuştuk. 

1)15 ilde derneklere ve dijital hesaplara yönelik gerçekleştirilen 'Ailem Güvende' operasyonunu nasıl bir adım olarak görüyorsunuz? Sizce bu operasyonla ne hedefleniyor? 

Yıldız Teknik Üniversitesinden Sanat ve Tasarım Fakültesi öğrencisi: İktidar bir süredir toplumdaki karşılığını giderek kaybediyor. Bu zayıflama karşısında ise toplumun ona karşı birleşme potansiyeline sahip her kesimine saldırıyor. Eskiden bu saldırıları daha gizliden yaparken bugün için bu durumun değiştiğini son operasyonlardan da görüyoruz. Öyle ki, artık saldırılarını yasal bir dayanağa bağlamaya bile ihtiyaç duymuyor. 11. ve 12. Yargı Paketi’nde LGBTİ’ler ve kadınlar olarak mücadelemiz sonucu bizleri hedef alan maddeler paketlerden çıkartılmıştı ancak görüyoruz ki, iktidar orada geçiremediği maddeleri bugün fiili olarak uyguluyor. İktidarın karşısında duran hemen herkesin çeşitli baskılarla ve saldırılarla karşılaştığı bu dönemde LGBTİ’ler, saldırıların halkta bulduğu karşılık bakımından da ayrı bir yerde duruyor. Çünkü iktidar, ahlaksızlık ve müstehcenlik söylemiyle LGBTİ’leri halkın önüne attığında hedeflediği şey halkta bir karşılık bulabiliyor. Son dönemde “müstehcenlik” söylemiyle yürüttüğü operasyonlarda da “Ailem Güvende” olarak adlandırılan ve iktidarın inşa etmeye çalıştığı rejim için de ayrı bir yerde duran operasyonlarda da bunu görüyoruz. İktidarın bu hamleleri, inşa etmeye çalıştığı faşizm için attığı adımlardır. Bu yaşananlar tek tek hukuksuzlukların ötesinde iktidarın her alanda uyguladığı demokratik alanı daraltma çabasıdır. İktidarın bu operasyonunu da kendisinin karşısında duran ve birleşebilecek gruplara yönelik baskı kurma çabası olarak yorumlayabilirim.

 
Galatasaray Üniversitesi Lion Kuir: Burada en büyük hedef, sayılı kalmış güvenli alanlarımızı bizler için erişilebilir olmaktan çıkarmak elbette. Bunca yıldır tüm baskılara rağmen hem dijital hem gerçek dünyada var olabileceğimiz alanlar yaratarak birbirimizle dayanışmamızı sürdürebildik; iyi ya da kötü ne olursa olsun, lubunyalar beraber varlıklarını devam ettirebildi. Bu operasyonlar uzun zamandır süren yıldırma politikalarının bir parçası aslında. Biz beraber güçlüyüz, beraber sosyal alanlarda görünürüz; bizim görünürlüğümüzden rahatsız oldukları gibi, bir araya geldiğimizde onların tüm bu politikalarına karşı kendimizi koruyabildiğimizi bildiklerinden bu alanlara zarar vermek istiyorlar.

 

Bursa Uludağ Üniversitesinden kadınlar: İktidarın yaptığı şey sadece insanları içeri almak ya da dernekleri kapatmanın ötesinde topluma senelerdir belirli düşünceleri aşılayarak insanların gerici düşünceleri benimsemesini sağladı. Bu noktada LGBTİ karşıtlığı, ailenin yüceltilmesi gibi örneklerden bahsedebiliriz. Ama ailemiz zaten güvende değil ama bunun LGBTİ’lerle ilgisi yok. Cezasızlık politikaları ve yargı paketleriyle kadınların ve LGBTİ’lerin yaşamı senelerdir hedefteydi. Bu sebeple iktidarın nefret politikalarının yalnızca dernek operasyonları örneği üzerinden değil, tarikat ve benzeri yapılarla beraber senelerdir sürdürdüğü bütünlüklü politikalarla birlikte konuşulması gerektiğini düşünüyoruz.

 

Erciyes Üniversitesinden kadınlar: “Ailem Güvende” operasyonu kapsamında yapılan müdahaleleri “Aile 10 Yılı” uygulamaları doğrultusunda bir baskılama aracı olarak görüyoruz. Bu operasyonlar da iktidarın kendi çıkarları doğrultusunda dijital platformlar/dernekler aracılığıyla kendini var eden ve sesini duyurmaya çalışan LGBTİ’ler ve birçoğumuzun birlik olmamızı engellemek için atılmış adımlar. Yaratılan cinsiyet normlarını reddeden insanlar “kutsal” aile anlayışına tehdit olarak görülüyor. Bu yüzden bu baskıların kişilerin örgütlenme hakkına bir müdahale olduğunu, bizlerin ihtiyaçlarımız ve taleplerimiz etrafında birlikte olmamızın engellenmek istendiğini söylemek gerek.

 

İstanbul Üniversitesinden LGBTİ+lar: 12 Eylül'ün yıl dönümünde yapılan bu operasyonların motivasyonunun ailenin güvenliği değil, LGBTİ+’lar üzerinde baskı kurmak olduğu herkesin malumu. Yıllardır yürüttüğü LGBTİ+ düşmanı propagandaya toplumda karşılık bulamayan iktidar, artık bizi toplumdan kolluk ve yargı gücüyle izole etmeye çalışıyor.

 

Ege Üniversitesi Kadın Çalışmaları Topluluğu üyeleri: Gerçekleştirilen “Ailem Güvende” operasyonları, geçtiğimiz senelerde LGBTİ’lere yönelik birtakım yasaklamaların geleceğine dair açıklamaların ardından bugün karşımıza çıkan somut adımlardan biridir. Sosyal yaşamlarında diledikleri gibi var olmakta yaşadıkları zorluklar LGBTİ’ler için oldukça zedeleyici bir durumken, şiddet eğilimli ve ifşa etmeye dönük bu operasyonlarla beraber bir kez daha yaşam haklarına saldırılmıştır. Aslında hedeflenen kitle LGBTİ’ler gibi görünse de halkın geneline bir korku iklimi aşılanmaya çalışılmaktadır. Operasyonun ‘Ailem Güvende’ şeklinde isimlendirilmesiyle, binlerce insan suç teşkil ediyormuş ve toplumda var olmaları bir sorunmuş gibi lanse edilmektedir. Bu operasyonların nihai hedefi de birçok kişiyi toplumdan dışlayarak, temel yaşam haklarını ellerinden alarak kontrolü sağlamaktır. Her geçen gün iktidar bu yönde baskılarını artırmaktadır.



2) Son dönem açısından üniversitelerdeki kadın ve LGBTİ topluluklarına yönelik baskıların arttığını söyleyebiliriz. Bu operasyonun önümüzdeki dönem üniversitelerde nasıl bir yansıması olduğunu ve olacağını düşünüyorsunuz?

 

Yıldız Teknik Üniversitesinden Sanat ve Tasarım Fakültesi öğrencisi: Bu durumun tabi ki kadınlar ve LGBTİ’ler açısından olumlu hiçbir yönü yok. Her geçen gün üzerimizdeki baskı artıyor. Bu kulüp ve topluluklar ise aslında bu saldırılara karşı çok önemli bir dayanışma alanı olarak karşımızda duruyor. Bundan dolayı bu tip dayanışma alanlarına 4 elle sarılmak ve sahip çıkmak gerektiğini düşünüyorum. Bizim de Yıldız’da yapmaya çalıştığımız tam olarak bu. Üniversitemizde 30’u aşkın kulüp ve topluluk kapatıldı veya pasife alındı. Bunlardan biri de Kadın Çalışmaları Topluluğu idi. Ama biz kapatılma kararını kabul etmeyerek bir şekilde kadınlar olarak bir araya gelmenin olanaklarını yaratıyoruz. Çünkü karşımızdaki saldırılar çok örgütlüyken ancak biz de o kadar örgütlü halde buluşup sorunlarımıza çözüm ararsak ve dayanışmayı olabilecek en geniş şekilde kurarsak bu saldırıları boşa düşürebiliriz.

 

Galatasaray Üniversitesi Lion Kuir: Üniversitelerde kadın ve LGBTİ+ haklarından en ufak bir söz geçtiği anda hocalarımızın sahip olduğu “şikayet edilir miyim?” korkusuna hepimiz şahit oluyoruz. Üniversitelerde öğrenci kulüplerine yönelik artan baskıları ilk hissedenler kadın ve LGBTİ+ toplulukları oluyor. Önceden hiçbir problem olmadan yapabildiğimiz etkinlikler sorgulanıyor; yönetimin korkulardan ötürü bir dayanağı olmayan bahanelerle etkinlikler iptal ediliyor. Geçen haftalarda sosyoloji bölümüne verilen Toplumsal Cinsiyet seminerlerinde “kuir” başlığının atlandığına ve YÖK isteğiyle bu konunun artık işlenmeyeceğinin söylendiğine dair şahitlikler aldık. Üzerine soruşturduğumuzda böyle bir yazının gelmediğini ama hocalarımızın bu beklentiyle çekinceleri olduğunu gördük. Özgürce konuşabileceğimiz yegâne alan olan üniversitelerde bile ismimizin geçmesi artık şüphe ve korkuya yol açıyor. Bunların sebebi elbette son dönemde gerçekleşen, insanlık onurunu hiçe saydığını söyleyebileceğimiz politikalar.

 

Erciyes Üniversitesinden kadınlar: Yaşanılan olaylarda topluluklara yapılan baskıların özellikle kadın ve LGBTİ’leri yan yana gelmeye teşvik edebileceğini düşünüyoruz. Tüm zorluklara rağmen mücadeleyi sürdürmeye çalışan üniversite topluluklarına da engeller koyulması mümkün ama bizlerin bu hak gaspına karşı birlik olmamız gerek. Kendi üniversitemiz özelinde konuşmak gerekirse, bugün örgütlenmek zorken yarın bu baskıların daha da artacaktır. İktidar üniversitelerimize kendi politikalarını sokmak konusunda ısrarcıyken bunu birlikte tartışmaya devam etmemiz gerek.

 

İstanbul Üniversitesinden LGBTİ+’lar: LGBTİ+’lar zorbalık ve haksızlıkla ilk kez karşılaşmıyor. Bu topraklardaki lubunyalar olarak hafızamızda çok çeşitli direniş pratiklerimiz var. Dirençli olmayı öğrendik. Evet, baskı artıyor. Şimdi bu baskıya nasıl direneceğimizi de hep birlikte bulacağız. Bulmak zorundayız.

 

Ege Üniversitesi Kadın Çalışmaları Topluluğu üyeleri: Ülkenin dört bir yanında, üniversitedelerde binlerce LGBTİ eğitim görmekte ve kampüslerinde özgürce dolaşmak istemektedirler. Ancak bu operasyonlar sonrası çoğu kişi, zaten kimlikleriyle toplum arasında çatışmalar yaşarken, daha da güvencesiz hâle gelmiştir. Birçok LGBTİ, bu operasyonların kampüslerde de gerçekleşebileceği ihtimaline karşı, her gün eğitim almaya ve sosyalleşmeye geldikleri okul kampüslerinde kendilerini iyice sinmiş ve korkmuş hissediyorlar. Bu korku iklimi, önümüzdeki günlerde birçok öğrencinin sosyal medyada veya günlük yaşamlarında kıyafetleri ve tarzları gibi konularda değişiklik yapmalarına yol açabilir. Yani bu bireyler, salınan korku yüzünden kendileri olmakta zorluk çekebilirler. Bu durum da gerek hukuki gerekse psikolojik olarak kesinlikle kabul edilemez bir durumdur. Hâlihazırda kadın ve LGBTİ toplulukları açısından kampüslerde aktif olabilmek zorlaştırılıyorken buraya yönelik saldırılar ve baskılar artabilir. Bu topluluklara güvenerek üye olan bireyler de daha fazla baskı altında hissedebilirler. Bunun yanı sıra bazı üniversitelerdeki kadın çalışmaları topluluklarının hukuki süreçler bahanesiyle faaliyet göstermeleri engellenmektedir. Bu operasyonlar sonrası çoğu kadın ve LGBTİ topluluğunun resmî süreçleri daha zorlayıcı hâle getirilebilir, etkinliklere izin verilmeyerek bir cezalandırma yöntemi geliştirilebilir. Ancak bu topluluklar sayesinde de birçok insan farkındalık ve sağlıklı insan ilişkileri edinebiliyor. Bu açıdan bu tarz topluluklar, böyle baskılayıcı durumlarda bireylere destek olmak ve mücadelenin sesini büyütmek açısından oldukça önemli bir konumdadır. Bu nedenle bu topluluklar süren mücadelenin bir aracı hâline dönüştürülebilirler.

 

  

3)Yaşanan gelişmeler ışığında, kampüslerdeki kadın ve LGBTİ topluluklarının rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu topluluklar mücadelenin araçları haline gelebilir mi?

 

Yıldız Teknik Üniversitesinden Sanat ve Tasarım Fakültesi öğrencisi: İktidarın bu alanlara yönelik saldırılarını bu kadar büyütmüş olması bu soruyu bir oranda cevaplıyor. Çünkü iktidarın en çok korktuğu şey bizim bir araya gelmemiz ve sorunlarımızı beraber konuşup çözümü de beraber aramamız. Çünkü burada örgütlü ve beraber hareket edebilen gruplar haline geldiğimiz ölçüde iktidarın saldırılarının karşısında daha güçlü durabiliriz. Bunun bizim okulumuzda çok somut örnekleri de var. Kadınların toplulukta bir araya gelerek üniversitede CİTÖK (Cinsel Tacizi Önleme Kurulu) kurması ya da İkbal ve Ayşenur’un katledilmesinin ardından binlerce kadının Yıldız’da eylem yaparak ses çıkarması bu örneklerden sadece birkaçı. Burada kadınların ve LGBTİ’lerin ısrarının iktidarın baskı politikalarına karşı önemli bir yerde durduğunu görüyoruz. İçine doğduğumuz düzenden dolayı neredeyse dünyaya geldiğimiz andan itibaren mücadele etmeye başlıyoruz. Dolayısıyla hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan mücadelemiz toplumun diğer kesimlerine de mücadelenin önemini gösterecektir. Bu da iktidarın kurmaya çalıştığı rejime karşı birleşik bir mücadelenin temelini oluşturabilir. Kadınlar ve LGBTİ’ler olarak bizim kulüp ve topluluklarımız iktidarın planlarına karşı çok önemli bir yerde duruyor.

 

Galatasaray Üniversitesi Lion Kuir: Tüm bu baskılara rağmen bizler hem birey hem de topluluklar olarak kampüslerde var olmaya devam ediyoruz. Bize dayatılan her politikada, örülen her duvarda kendimize bir alan açarak mücadelemizi sürdüreceğiz kuşkusuz. Kendimize mücadele edecek yeni yol haritaları, görüneceğimiz alanlar yaratmak kampüslerdeki kadın ve LGBTİ+ topluluklarının her daim attığı adımlar oldu. Pride’da, yürüyüşlerde, eylemlerde, kısacası her adımımızda eğitim kurumları içerisinde varlık göstererek bu politikaları yürüten kurumlara her daim yeşerecek bir alan bulduğumuzu gösteriyoruz. Bu yüzdendir ki biz topluluklar halihazırda sosyal hayatın yanı sıra sözde köklü eğitim alanlarımız/kurumlarımız içerisinde birer mücadele aracı olarak var oluyoruz. Bu çeşitli dernekleri ve isimleri, yoldaşlarımızı etkileyen operasyonlar yalnızca üniversitelerde var olan toplulukların önemini ve sahip oldukları iradeyi güçlendirmiştir.

 

Bursa Uludağ Üniversitesinden kadınlar: Üniversitemizdeki kadın çalışmaları topluluğuna gelen fiili yasağı göz önünde bulundurduğumuzda hep birlikte hedefte olduğumuzu zaten konuşuyorduk. Topluluk olarak kendimizi ifade etmek ve haklarmızı savunmak zorlaşırken, bireysel olarak bunu yapmanın insanların kendilerini daha da yalnız ve savunmasız hissetmesine neden olacağını biliyoruz. Tüm engellere rağmen bu engelleri aşarak bir araya daha da ısrarla gelmemiz gereken bir döneme giriyoruz ki, bir başımıza yalnız kalmadan bu karanlığı söküp atabilelim.

 

Erciyes Üniversitesinden kadınlar: Yapılan baskılar ve birçok zorluğa rağmen öğrencilerin kendilerini en rahat ifade ettikleri ve örgütlendikleri topluluklarına sahip çıkacağını düşünüyoruz. Zamanında birçok kadın topluluğu engellere ve müdahalelerle karşılaşmıştır ama bunun bizleri yıldıramadığı çok açık. Bu topluluklar kapatılsa da hesaplarına erişim engeli de gelse dayanışma ile üstesinden gelmenin yollarını aradı. Kimi zaman geriye düştüler kimi zaman ileriye atıldılar ama bir şekilde var olduklarına ve kadın öğrencilerin taleplerini birlik olarak dile getirdikleri alanlar olmayı bırakmadılar. Bizim üniversitemiz açısından ne kadar köklü olmasa da kadın ve LGBTİ topluluklarının günümüz açısından büyük önem taşıyor. Baskılara rağmen ayakta kalmayı başarmış olan bu toplulukların önümüzdeki “Aile 10 Yılı” sürecinde de mücadelelerine devam edeceklerini eminim. Genç kadınların ve LGBTİ’lerin örgütlenip mücadeleyi büyüteceği, kendi haklarına sahip çıkıp sözlerini söyleyebileceği toplulukların kendi alanlarında kadın mücadelesine öncülük edeceklerini düşünüyorum.

 

İstanbul Üniversitesinden LGBTİ+lar: Bizler toplumun ve üniversite yaşamının oldukça aktif bileşenleriyiz. 19 Mart'ta da öyleydik, öncesinde de. Bu bağlamda, topluluklar ve kulüpler, birbirimizi bulduğumuz yerler oldukları için mücadelenin araçları haline gelebilir. Birbirimizi bulduğumuz her yer mücadele için imkân yaratır.

Şunu da eklemek isteriz ki LGBTİ+ düşmanlığı yalnızca bizim sorunumuz olmamalı. Demokratik bir toplumda yaşamak isteyen herkes bunun gerekliliklerini yerine getirmeli. Herkes için insan haklarını hepimizin kırmızı çizgisi haline getirmek zorundayız. Mahkemeler ve uluslararası kurumlar artık insan haklarının garantörü değil. Bu hakları istiyorsak onların garantörü de halk olarak biz olacağız.

 

 

 

(Genç Hayat)

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
29.09.2026 10:33 / Güncelleme: 11:54

Hakan Fidan’dan dikkat çeken BAE ziyareti: Al Nahyan ile görüştü

İsrail Başbakanı Netanyahu'nun 27 Eylül'deki gizli Birleşik Arap Emirlikleri ziyaretinin ardından, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dün Abu Dabi'de Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan ile bir araya geldi.

Hakan Fidan’dan dikkat çeken BAE ziyareti: Al Nahyan ile görüştü

Fotoğraf: Dışişleri Bakanlığı

29.09.2026 12:00 / Güncelleme: 12:26

Okullarda şiddete karşı önlem SMS'ten ibaret kaldı: Bakanlıktan 'Silahlarınızı kilitli tutun' mesajı

Okullarda artan şiddet ve silaha erişim kolaylığına karşı yasal kısıtlamalar getirmeyen İçişleri Bakanlığı, çözümü silah sahiplerine SMS göndermekte buldu. Emniyet, ruhsat sahiplerine "Kilitli tutun" mesajları atmaya başladı.

Okullarda şiddete karşı önlem SMS'ten ibaret kaldı: Bakanlıktan 'Silahlarınızı kilitli tutun' mesajı

Mustafa Çiftçi | Fotoğraf: ANKA

29.09.2026 13:39

UNESCO adayı Karacadağ'da maden arama sondajları başladı: Bir yanda jeopark hedefi diğer yanda sondaj kuyuları

UNESCO Jeopark adaylığı sürecindeki Karacadağ’da maden arama sondajları başladı. Karacadağ’ı Koruma Platformu, çalışmaların su kaynakları, meralar, endemik türler ve kültürel varlıklar üzerinde tehdit oluşturduğunu belirtti.

UNESCO adayı Karacadağ'da maden arama sondajları başladı: Bir yanda jeopark hedefi diğer yanda sondaj kuyuları

Fotoğraf: Karacadağ Platformu

29.09.2026 13:26 / Güncelleme: 13:33

Falkland petrol projesi: Arjantin, İngiltere'ye karşı tahkim süreci başlatıyor

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Falkland Adaları çevresindeki Sea Lion petrol projesi nedeniyle İngiltere'ye karşı uluslararası tahkim süreci başlatılması talimatı verdi. Milei, Londra'ya iki hafta süre tanıdı.

Falkland petrol projesi: Arjantin, İngiltere'ye karşı tahkim süreci başlatıyor

Javier Milei | Fotoğraf: Voxespana/Flickr

29.09.2026 14:03 / Güncelleme: 14:14

Diyar Koç’un davasında asker tanık olarak dinlendi: Bayrağı indirmedi

Nusaybin’deki protestolar sırasında darbedilerek gözaltına alınan Diyar Koç’un davasında tanık olarak dinlenen asker M.B, Koç’un Türk bayrağını direkten indirmediğini söyledi. Mahkeme, adli kontrol tedbirlerinin devamına karar verdi.

Diyar Koç’un davasında asker tanık olarak dinlendi: Bayrağı indirmedi

Kolaj: Evrensel

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!