Ev için 'dışarı' gittiler, tabutta döndüler
Hatay’da işsizlik ve geçim sıkıntısı nedeniyle yıllardır Körfez ülkelerine uzanan gurbet yolu, bu kez 4 tabutla son buldu. Riyad’daki yangında ölen 4 işçinin hikâyesi, ev ve gelecek kurmak için memleketinden ayrılanların yaşamını anlatıyor.
Burcu Özkaya Günaydın
Hatay’dan Riyad’a uzanan yarım asırlık hikâyenin son durağı dört tabut oldu. Erkan Bent 16 yaşında gittiği Arabistan’da yaklaşık 20 yıl geçirdi; dönüş biletini aldıktan günler sonra cenazesi Hatay’a geldi. Sinan Çay, sekiz aylık hamile eşi Kardelen’e "son kez kızım için" diyerek çıktığı Riyad yolculuğundan dönemedi... Emel Yüksek yıllarca eşinin dönüşünü mektuplar ve kasetlerle bekledi. Cuma Uzun ise Hataylıların yarım asırlık gurbetini tek cümlede özetledi: “Kalsan yokluk, gitsen hasret...”
Riyad’dan Hatay'a dört tabut geldi... 17 Temmuz gecesi Riyad’ın El Nesim Mahallesi’nde bir apartman dairesinde yangın çıktı. İtfaiye ekipleri yangını söndürdüğünde dört Hataylı işçinin cenazesine ulaştı. Erkan Bent, Salih Çakır, Sinan Çay, Ali Şahin Elma... Dördü de çalışmak için Hatay’dan Suudi Arabistan’a gitmişti. Peki Hataylı dört işçi nasıl oldu da Riyad’da aynı odada buluştu?
Düğünü için dönecekti, cenazesi geldi
Riyad’daki yangında yaşamını yitiren Erkan Bent, 16 yaşında Arabistan’ın yolunu tuttu. Annesi gitmesini hiç istemedi ancak engel de olamadı. Çünkü eve geçim lazımdı.
Fotoğraf: Burcu Özkaya Günaydın
Yaklaşık 20 yılını Suudi Arabistan’da geçiren Erkan Bent’in çocukluğu, gençliği ve yetişkinliği ailesinden ve memleketinden uzakta geçti. En güzel hayallerini hep erteledi. Yıllar sonra ilk kez 1 Ağustos'ta Samandağ’daki evine gelmek için bilet aldı. Ancak Erkan Bent’in dönüşü gerçekleşemedi. 24 Temmuz'da cenazesi Hatay’a geldi.
Erkan Bent’in Samandağ Mağaracık’taki ailesinin evi depremde yıkılmıştı. Ailesi, yıkılan evlerinin yerine geçici bir ev yaptı. Bent ise yeni bir ev yapmak için yurt dışından dönüşünü hep erteledi, gelişini uzattı. Yeni nişanlanan Bent, evlenip Riyad’a yerleşmeyi planlıyordu. Ailesi hem Erkan Bent’in yıllar sonra Hatay’a gelişine hem de düğününe hazırlanıyordu. Ancak düğün evi yas evine döndü.
Bent’in annesi oğlunun ölümünü kabullenemezken, ablası Ayten dilinden düşürmediği "keşke” ile yaşadıklarını anlattı: “Her an kapıdan girip gelecek gibi, inanamıyorum.”
Doğacak kızı için 'son kez' diyerek gitti
Erkan Bent'in hikâyesiyle Sinan Çay'ın hikâyesinin başladığı yer birbirinden çok farklı değildi. Eşi Kardelen Çay sekiz aylık hamile olan Sinan Çay da geçim için Riyad’ın yolunu tuttu.
Hatay’ın Samandağ ilçesi Tekebaşı Mahallesi’nde erkek berberliği yapan Sinan Çay yeni evliydi. Sinan Çay erkek berberi, eşi Kardelen ise kadın kuaförüydü.
Sinan Çay, düğün, ev ve eşya masrafları için bir süre Arabistan’da çalıştı. Düğünden bir süre sonra bebek beklediklerini öğrendiklerinde ise “Son kez kızım için” diyerek yeniden Arabistan’ın yolunu tuttu. Kısa bir süre çalışıp dönmeyi planlayan Sinan Çay, Riyad’dan sağ dönemedi.
“İş yoktu, mecburen gitti”
Kardelen Çay, yaşadıkları süreci şöyle anlattı; "İş yoktu burada, mecbur gidiyordu. Evlilik masrafları için gitti. Evlendikten sonra gitsin istemedim. Yanımda kalsın istiyordum. Hem kadın hem erkek kısmı olan büyük bir kuaför açmayı istiyorduk. Bunun için toplu bir paraya ihtiyaç vardı. ‘Kızım için son kez’ dedi. Hiç göremeyeceği kızı için gitti ve dönemedi.”
Hemen her aileden Körfez'e çalışmaya giden var
İş imkânının çok az olduğu, sanayinin çok gelişkin olmadığı Hatay’dan Körfez ülkelerine yılda kaç kişinin gittiğine ilişkin bir istatistik bulunmuyor. Ancak sözlü görüşmelerde, her aileden bir ya da iki kişinin yurt dışına çalışmaya gittiği bilgisi veriliyor.
Yıllar boyunca bavullar yalnızca birkaç eşya ile değil; ev parası, düğün masrafı, çocukların geleceği ve bazen memlekette açılacak küçük bir dükkânın hayaliyle dolduruldu.
Güneyden çıkan yol Suudi Arabistan’a, Cidde’ye, Riyad’a, Cezan’a, Körfez’e ve Afrika’ya uzandı. Yön değişti ama sebep aynı kaldı: İşsizlik.
“Hayatta kalabilmek için gidiyorlar”
Samandağ ilçesi Mağaracık Mahallesi Muhtarı Cuma Uzun da uzun yıllar Arap ülkeleri ve Afrika’da çalışmış. Askerden geldikten sonra iş olmadığı için 1970 ve 1980'li yıllarda mecburen yönünü yurt dışına çeviren Uzun, Hataylıların günümüzde de hayatta kalmak için yurt dışına gittiğine dikkat çekti:
“Burada kalsak yokluk, işsizlik. Biraz yolu olsa kimse gitmez. Orada da küçük odalarda bir sürü işçiyle beraber yaşıyoruz. Aileden, eşten, çocuktan uzak. Esasında bir ömür hasretle geçiyor ama başka yolu da yok. Kalsan yokluk, gitsen hasret. Hasret kalmayı seçiyoruz.”
“Mektuplar bekleniyor, yaşamlar erteleniyor”
Emel Yüksek ve eşinin hikâyesi de yıllar öncesinden geliyor. Ancak iki hikâyenin ortak noktası değişmiyor. Yurt dışı işçiliğinde yalnızca gidenler değil, geride kalanlar için de hayat kolay değil.
Samandağlı Emel Yüksek, 14 yaşında evlendirilen bir çocuk gelin. Emel'in ailesi kendisine, “Seninle evlenmek isteyen biri var, ister misin?” diye sorduğunda, çocuk aklıyla "Antakya’yı göreceğim' diye düşünerek evlenmeyi kabul etti. Evliliğin ne olduğunu dahi anlamadan anne olan Yüksek, eşiyle de uzun süre yan yana bir hayat yaşayamadı. Çünkü eşinin çalışmak için gitmesi gerekiyordu.
Bir erkek bavulunu topladığında, geride kalan kadının hayatı da değişiyordu. Çocuklar büyüyor, evin yükü geride kalıyor, mektuplar bekleniyor, yıllar erteleniyordu.
Evi depremde yıkıldı
Eşiyle senede bir ya da iki defa bir araya gelebildiklerini anlatan Emel Yüksek’in eşi, Arabistan’ın Cidde kentinde inşaat ustası olarak çalışıyordu. Emil Yüksek, yıllar boyunca yaşadığı gurbet hayatını şöyle anlattı:
"Çocuklar doğuyor, hayat ilerliyor ama biz eşimle hep ayrıyız. Kalamamasını da anlıyorum, iş yok. Psikolojik ve fiziki şiddete de maruz kaldım. Şimdiki gibi telefon da yok. Mektup ve kaset doldurarak hasretimizi dindirmeye çalışıyorduk. Tüm hayallerimiz geleceğe, emekliliğe ertelendi."
Emel Yüksek’in eşi yıllarca bir ev ve araba sahibi olmak için Arap ülkelerinde çalıştı. Ancak birikimleri depremle birlikte yok oldu. Ev depremde yıkıldı, araçları ise enkazın altında ezildi;
"Emeklilikte rahat etmek için yıllarca ayrı kaldık. Senelerce bir mektup, kaset bekleyerek ömrüm geçti. Yaşlılığımızı rahat geçiririz diyorduk. Eşim yıllarca bir ev için çalıştı, o da depremde gitti. Sıfırdan başlamış gibi hissediyoruz.”
“Mesut hiç dinlenemedi”
Hataylı sanatçı Nihat Çay, yıllar önce bu gidişleri bir şarkıya sığdırdı. Çay, 20 yılı aşkın süre önce yazdığı “Mes’ud bil Suud” adlı şarkıda, çalışmak için Arabistan’a giden genç bir Hataylının hikâyesini anlatıyordu. Şarkının kahramanı Mesut, daha iyi bir hayat kurmak için gittiği Arabistan’da çalışmaktan kendi hayatını yaşamaya fırsat bulamıyordu. Hataylıların şarkıyı sahiplenmesinin nedeni de buydu: “Bizi anlatıyor.”
Şarkının üzerinden 20 yıldan fazla zaman geçti. Ancak anlattığı hikâye hâlâ güncel ve yakıcı... Üstelik Nihat Çay, Riyad’daki yangında hayatını kaybeden Sinan Çay ile uzaktan akraba.
Bir zamanlar bir şarkının anlattığı gurbet, yıllar sonra bir akrabasının cenazesiyle yeniden karşısına çıktı. Mesut geldi, Sinan gitti, Erkan gitti... Mesut geldi; Sinan gitti, Erkan gitti...
Hatay’ın yurt dışı işçiliği hikâyesi, bir göç hikâyesinden fazlası. Bu, insanların geleceğini kendi memleketlerinde kurup kuramadığının hikâyesi.
Mektubun yerini telefon, otobüsün yerini uçak aldı.
İletişim hızlandı, mesafeler kısaldı.
Ama bavullar hâlâ aynı nedenle hazırlanıyor: Evde kalabilmek için dışarı gitmek...
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et