Suudi Arabistan’ın dışa bağımlılığı: Riyad, Ensarullah’a karşı ‘şemsiye’ arıyor
Suudi Arabistan’ın batıda ABD’den kuzeyde Türkiye, Mısır ve İsrail’e, doğuda ise Pakistan’a kadar müttefik aramaya girişmesi, güvenlik mimarisinin dış güçlere ne ölçüde bağımlı olduğuna ilişkin eski bir soruyu yeniden gündeme getiriyor.
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, New York'ta bir araya geldi. | Fotoğraf: AA
El Hanadik
Başyazı/Lübnan
Yemen’in batı kıyısında yaşanan hızlı gelişmeler ve Ensarullah’ın (Husiler) Hudeyde ve Zubab’ı ele geçirerek Babülmendeb’e kadar ilerlemesi karşısında Riyad, alışık olmadığı bir sınamayla karşı karşıya kaldı. Bunun üzerine batıda ABD’den kuzeyde Türkiye, Mısır ve İsrail’e, doğuda ise Pakistan’a kadar bu ilerleyişin karşısında durabilecek müttefikler aramaya girişti. Ancak bu yoğun çaba şu ana kadar somut bir sonuç vermedi. Bu da Suudi güvenlik mimarisine ve bu mimarinin dış güçlere ne ölçüde bağımlı olduğuna ilişkin eski bir soruyu yeniden gündeme getiriyor.
Bu bağımlılık yeni ortaya çıkmış değil. Krallık onlarca yıldır kendisini korumak için dış müttefiklere dayanıyor; kimi zaman bu ülkelerin askerlerini topraklarına konuşlandırıyor, kimi zaman lojistik destek ve eğitim alıyor, kimi zaman da rekor düzeylerde silah ithal ediyor. Bu süreç, 1979’dan itibaren Riyad’ın güneyindeki Prens Sultan Hava Üssü’nde Amerikan hava kuvvetlerinin konuşlandırılmasıyla başladı. Söz konusu üs, Körfez Savaşı’nda ve 2003’teki Irak işgalinde merkezi bir rol oynadı; bugün 378. Keşif Kanadı’na, Patriot ve THAAD bataryalarına, havada yakıt ikmal uçaklarına ve Suudi ordusunu eğiten danışmanlara ev sahipliği yapıyor. Amerikan konuşlandırması, Körfez Savaşı sırasında yarım milyondan fazla askere ulaşarak zirve yaptı.
Bunun paralelinde Suudi Arabistan, 1967’de imzalanan eğitim ve askeri konuşlandırma anlaşmasından, ardından da 1982 protokolünden bu yana Pakistan’la iş birliğini genişletti. Pakistan askerleri Mescid-i Haram kuşatmasının kaldırılmasına da katıldı. Bu iş birliği, eylül 2025’te taraflardan birine yönelik saldırının diğerine yönelik saldırı sayılmasını öngören bir anlaşmayla yeni bir aşamaya taşındı. Ardından Türkiye, 7 Ağustos’ta Mekke Anlaşması’yla buna katıldı, anlaşmada NATO’nun 5. maddesini andıran ortak savunma hükmü yer alıyor.
Silah dosyası da aynı tabloyu ortaya koyuyor. Suudi Arabistan, 2015-2019 arasında dünyanın en büyük silah ithalatçısıydı, 2020-2024 döneminde ise dördüncü sıraya geriledi. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü bu düşüşü kısmen sözleşmelerin döngüsel niteliğine bağlıyor. Bununla birlikte Suudi Arabistan, ABD silah ihracatının yüzde 12’sini alarak Amerikan silahlarının en büyük ithalatçısı olmayı sürdürüyor.
ABD’den iki kez ret
Riyad turuna en yakın müttefiklerinden başladı, ancak Washington karşılık vermedi. Axios’un haberine göre Veliaht Prens, Donald Trump’ı iki kez arayarak Ensarullah’a saldırması için kendisini ikna etmeye çalıştı. Trump bunu reddetti; Amerikalı yetkililer yalnızca istihbarat ve hedefleme verisi sağlamayı taahhüt etti. CNN, Suudi Arabistan’da bu desteği sağlayan 100’den fazla Amerikalı danışmanın bulunduğunu bildiriyor.
ABD’nin isteksizliğinin arkasında birden fazla neden bulunuyor. Washington, İran’la yürütülen savaşın sonucu netleşmeden yeni bir bataklığa saplanmak istemiyor. Bu savaş, ABD’nin önleme füzesi stoklarını tüketti; Ortadoğu, Doğu Asya ve Avrupa’daki askeri birliklerinin hazırlık durumunu etkiledi ve Ukrayna’ya yönelik sevkiyatları azalttı. Ayrıca askerlerin telefonlarından alınan görüntüler, İran’ın saldırıları sonucunda Amerikan uçakları ve üslerinde meydana gelen tahribatın boyutunu ortaya koydu.
Buna ek olarak, Ensarullah’la yapılan ateşkes anlaşması kapsamında Babülmendeb’de ABD gemilerine yönelik saldırılar durdurulmuş, buna karşılık Yemen’e yönelik bombardıman sona erdirilmişti. ABD’nin yeniden çatışmaya dahil olması, gemilerini tekrar ateş hattına sokacaktır. Trump da ara seçimlere günler kala bundan çekiniyor.
Suudi Arabistan’dan Pakistan’a 4 milyar dolarlık akış
İslamabad’da ise ilişki, “para karşılığında güvenlik” denklemi üzerine kuruluyor. Pakistan, İran’la savaş sırasında Suudi hava sahasını korumak üzere savaş uçakları ve destek uçakları gönderdi; aynı gün Riyad 3 milyar dolarlık bir mali paket açıkladı. 2025-2026 bütçesi, Pakistan’a Suudi Arabistan’dan 4 milyar doların üzerinde bir kaynak akışı olduğunu, bunun da ülkenin dış finansmanının yaklaşık dörtte birine denk geldiğini gösteriyor.
Pakistan Savunma Bakanı Havace Asif’in 16 Eylül’de Mekke Anlaşması’nı uygulama zamanının geldiğini söylemesine rağmen, Reuters’a göre İslamabad arabuluculuk yapmaya ve Ensarullah’a baskı uygulamak üzere İran’ı sürece dahil etmeye çalıştı. Tahran ise Ensarullah üzerinde kontrol sahibi olmadığını belirtti. Pakistan’ın Yemen’e doğrudan müdahalesi ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyor. Zira Pakistan, Afganistan savaşından ağır bir miras taşıyor ve bunun iç güvenliği, batı bölgeleri ve mezhepsel dengeleri üzerindeki olası etkilerinden endişe ediyor. Bu nedenle Pakistan’ın rolünün diplomatik baskıyla, Suudi savunmasının güçlendirilmesiyle ve boğazın güvenliğini sağlamak üzere bir deniz ittifakının oluşturulmasını teşvik etmekle sınırlı kalması bekleniyor.
Türkiye İHA ve mühimmat mı sağlayacak?
Türkiye’ye gelince, Middle East Eye’ın haberlerine göre Ankara Suudi Arabistan topraklarını korumak amacıyla, Yemen’in içine müdahale etmeden insansız hava araçları, hava savunma sistemleri ve mühimmat sağlamaya hazır. Ankara, Somali’deki güçlerini ve ikmal hatlarını, Babulmendeb’den geçen gemilerini ve Somali kıyıları açıklarındaki sondaj projelerini hesaba katıyor. Ayrıca coğrafi olarak Sana’ya müttefik olan Irak ve İran’la komşu. Türkiye, Somaliland'in bağımsızlığını reddetme ve Etiyopya’nın denize erişim sağlamasına karşı çıkma konusunda Sana ile aynı çizgide bulunuyor; ayrıca Afrika Boynuzu’ndaki İsrail varlığını bir tehdit olarak görüyor. Bu nedenle, İsrail karşısında dayanıklılığını kanıtlamış olan Ensarullah’ın bölgesel güç dengesindeki konumundan çıkarılması Ankara’nın çıkarına görünmüyor.
Kahire’de ise Veliaht Prens’in 15 Eylül’de gerçekleştirdiği ziyaret, seçeneklerin ne kadar daraldığının bir göstergesi oldu. Riyad alışılmış denkleminden hareket ediyor. Al-Manssa’nın haberine göre Suudi Arabistan’ın 10 milyar doları aşan yatırımlar yapması ve Mısır Merkez Bankası’ndaki 5,3 milyar dolarlık mevduatını yenilemesi konusunda prensipte anlaşmaya varıldı. Krallık ayrıca Hürmüz ve Babulmendeb’in kapanması durumunda alternatif güzergahlar kullanabilmek için petrolünü Süveyş-Akdeniz Boru Hattı (SUMED) ve Kızıldeniz’deki Mısır limanları üzerinden ihraç etmeye çalışıyor. Aramco’nun da burada depolama tesislerini genişletmeyi değerlendirdiği belirtiliyor.
Mısır’ın arabulucu bir rol üstlenmesi de bekleniyor; Ensarullah ile Mısır arasında istihbarat kanalları bulunduğuna dair haberler var. Ancak Kahire müdahale etmeme politikasını koruyor ve misilleme sonucunda Kızıldeniz’in kapanmasından endişe ediyor. Beklenebilecek en ileri adım, mayıs ayında Birleşik Arap Emirlikleri’ne savaş uçakları göndermesinde olduğu gibi hava savunmasına katılması olabilir.
Riyad’ın arayışı İsrail’e uzandı
Yisrael Hayom’un haberine göre Suudi Arabistan, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) üzerinden dolaylı bir kanal açarak Ensarullah’ın boğaz üzerindeki kontrolünü pekiştirmesini engellemek için istihbarat ve operasyonel yardım talep etti. Bu girişim ortak düşman mantığı üzerine kuruluyor; ancak özünde dikkat çekici bir paradoksu ortaya koyuyor: Bölgenin büyük bir devleti, Gazze’ye destek amacıyla Sana’nın uyguladığı deniz ablukasının maliyetini kendisi de yaşayan bir varlıktan yardım istiyor.
İsrail ise aceleci görünmüyor. Haaretz’e göre İsrail ordusu önleyici bir saldırıdan kaçınılmasını, diplomasiye ve uluslararası bir koalisyon oluşturulmasına odaklanılmasını tavsiye etti. İsrail’in istihbarat ve lojistik destek, hatta muhtemelen gizli operasyonlar sağlaması bekleniyor. Bununla birlikte ne ölçüde müdahil olacağını Muhammed bin Selman’ın normalleşme dosyasında sunacağı tavizlere bağlaması muhtemel; zira Netanyahu ekim sonundaki seçimlerden önce bu konuda bir ilerleme sağlamaya çalışıyor.
Buna karşılık Sana, Suudi Arabistan’a yönelik bir tecrit ve yoğunlaşma stratejisi izliyor. ABD’nin seçeneklerinin daralmasını diplomatik açıdan kullanan Sana, Reuters’ın haberine göre Maskat’ta yapılan gizli bir toplantıda Ensarullah heyetinin Amerikalılara, Washington müdahaleden uzak durduğu sürece ABD gemilerini hedef almayacağını ve 2025 anlaşmasına bağlı olduğunu bildirdiğini ortaya koydu.
Kahire ile ilişkilerde ise Sana, Londra’daki Uluslararası Denizcilik Odası aracılığıyla Süveyş Kanalı İdaresi’ne doğrudan iletişim kurulmasını ve deniz taşımacılığının güvenliği için yeni kurallar belirlenmesini önerdi. Al-Araby Al-Jadeed’in aktardığına göre Mısır buna karşılık vermedi. Ancak mesaj açık: Suudi Arabistan dışında herkes için serbest seyrüsefer.
Sonuç olarak bu temas trafiği, ithalat ve dış güçlerin konuşlandırılması üzerine inşa edilmiş bir güvenlik sisteminin, müttefiklerin hesapları koruyucunun hesaplarıyla çatıştığında sınırlarına ulaştığını gösteriyor. Her aktör kendi çıkarına hizmet eden şeyi sunarken kara savaşının maliyetinden kaçınıyor ve Suudi Arabistan’ın güvenliği, başkalarının vereceği kararlara bağlı kalmayı sürdürüyor.
Çeviri: Yusuf Ertaş
(Dış Haberler)Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et