Yoldan çıkmak için asla geç değil
2021’de Beyoğlu’nda Beyoğlu’nu dışlayarak, sırtını çevirerek Beyoğlu Kültür Yolu adıyla başlayan bu terane artık megalaşmış, 26 şehre yayılmış, ismini Türkiye Kültür Yolu olarak değiştirmiş.
Fotoğraf: Ilker Ozmen/Unsplash
Nazım Dikbaş
Son söyleyeceğimizi ilk söyleyelim: İstanbul biziz. Mekân dediğimiz şey biziz. Mekânı yaşayarak biz yaratıyoruz. Her nereden gelirse gelsin, burada yaşayanlar, burada ter dökenler, burada hayal kuranlar, insanlar, hayvanlar, doğa. Bütün çeşitliliğiyle yaşamı bir kenara iterek İstanbul’a sırtından kâr elde edilecek bir mal gibi bakanlar, aslında bize öyle bakıyorlar.
Ve tabii İstanbul, tüm şehirler gibi, ayrı ayrı, birbirinden yalıtılmış yerlerde oluşmuyor, oluşamaz, büyüsünü bütünlüğünden alıyor. Mekân ne kadar bölünür, ne kadar ayrıcalıklı kesimlerin eline teslim edilirse, yani bütünlük birbirinden ne kadar koparsa büyü de o kadar bozuluyor.
Geçtiğimiz on yıl içerisinde giderek hızlanan bir saldırıyla bizden çalınan, Emek Sineması’ndan Narmanlı Han’a, Haliç Tersaneleri’ne, Haydarpaşa Garı’ndan Sirkeci Garı’na, parklarımızdan bostanlarımıza, irili ufaklı bütün mekânlarımızı savunurken söylediğimizi bir kez daha tekrar edelim: Bu mekânlar tarihlerinin yanı sıra, kendi işlevleri, yaşamları, çalışanları, dinamikleri, hikâyeleri, kurulmasına vesile oldukları ilişkiler olmadan düşünülemez.
Örneğin Narmanlı Han bir zamanlar yaşıyordu, Narmanlı Han bir yandan da Beyoğlu’ydu, caddeden girişiyle, banklarından birinde oturduğumuzda kucağımıza çıkan kedileriyle, acımadan kökünden kestikleri sarmaşığıyla. Yıkılıp yerine ona benzediği söylenemeyecek berbat bir AVM yapılana kadar, yani katledilene kadar. Elbette bina fiziken yıkıldığı için, ama bir onun kadar, yaşattığı hikâyeler silindiği, yok edildiği, kesintiye uğratıldığı ve kâra tabi kılındığı için. Emek Sineması olmadan Türkiye’nin sinema tarihi düşünülebilir mi? Gar kalması gereken Haydarpaşa Garı ve Sirkeci Garı olmadan, İstanbul’un Anadolu’yla, Avrupa’yla ve ötesiyle kurduğu bağlar anlaşılabilir mi? Bu mekânları işlevlerinden, insanlarından ve hikâyelerinden kopararak zombileştirenler, biraz da şehri ve bizi öldürüyorlar. Bir aşamada kesinleştirilmiş, kapağı kapatılmış, rafa kaldırılmış bir geçmişe dair değil derdimiz: geçmişi, bugünü ve geleceği her zaman birlikte yaşıyor, düşünüyor ve yaratıyoruz.
Öyleyse bu kültür yolu meselesine de bir kere daha bakalım. 2021’de Beyoğlu’nda Beyoğlu’nu dışlayarak, sırtını çevirerek Beyoğlu Kültür Yolu adıyla başlayan bu terane artık megalaşmış, 26 şehre yayılmış, ismini Türkiye Kültür Yolu olarak değiştirmiş. Sık sık hatırlamakta, hatırlatmakta fayda var, kim ki kendini “en”lerle anlatır, şüphe duymaya başlayın, hatta uzaklaşın. Kültür Yolu da sitesinde kendisini “dünyanın en kapsamlı ve en büyük festivali” olarak tarif edivermiş. İfade özgürlüğünün olmadığı, sanatçıların, komedyenlerin, gazetecilerin, aslında görüşünü ifade etmek isteyen herkesin bitmek bilmez bir sansür, gözaltı, tutuklama baskısıyla karşı karşıya olduğu bir ortamda boyuyla övünmeyi seçmiş.
İşin ticari yönünü de saklamamışlar artık, jenerik vurguyu vurmuşlar: “Türkiye’nin uluslararası marka değerine büyük katkı” sunuyormuş festival, ya da şehirlerimizi her şeyin hep yolunda gittiği yerler olarak gösterip, değişmez ve pazarlanabilir bir kültürün her an servise hazır beklediği ve standart porsiyonlarda, edilgen izleyici/tüketicilere boca edildiği bu etkinlik. Maalesef İstanbul’da bu dönemde gerçekleşen tek felaket bu değil: Bu sene de, her sene tekrar tekrar bir kent suçu olduğunu vurguladığımız, İstanbul halkının endüstriyel mirasından çalınarak şekillendirilen Tersane İstanbul’da düzenlenen Contemporary Istanbul sanat fuarı, şehrin mekânlarının gerçek işlevlerinden koparılıp rant mekânlarına dönüştürülmesiyle sanatın sanat olmadan çıkıp süpermarketleştirilmesinin neoliberal kapitalizmin çitleri ardında nasıl eşleşmeyi seçtiğinin korkunç bir örneği.
Ama sadece söylemekle olmaz, bize düşen hem mekânlarımızı tam teşekküllü bir gözetim, denetim ve saldırı mekanizmasına karşı savunmak, hem de bu zombileşmiş mekân ve etkinliklerin karşısında, paylaşmayı, dayanışmayı ve direnişi savunan, kendi özgür ve özerk ortak yaşam mekânlarımızı yaratmak. Sanat, yaratıldığı ve sunulduğu mekândan bağımsız değil, kültür, eğer bu kavramı olumlu bir vurguyla yorumlamak istiyorsak, yaşıyor ve dönüşüyor.
Biz, sözü, şakaları, rüyaları sürekli sansürlenen bir şehir değil, hafızasına zincir vurulmadığı için hayal kurabilen, rüya görebilen ve hepimizin rüyalarının buluşabildiği bir şehir yaratmak istiyoruz.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et