27.09.2026 00:09

Sarı Yelekliler Fransa sokaklarına geri mi dönüyor?

Avrupa’nın Gündemi’nde bu hafta Fransa’da yakıt zammına karşı öfke yükselirken Sarı Yelekler hareketinin geri döneceği iddiası, Almanya’nın İsrail ve Gazze soykırımına karşı tutumu, İngiltere’de ise Yeşiller'in yükselişine dair tartışmalar var.

Sarı Yelekliler Fransa sokaklarına geri mi dönüyor?

Fransa’da yükselen akaryakıt fiyatları, yüksek yaşam maliyetleriyle birlikte Fransa’da
Sarı Yelekliler hareketi 17 Kasım 2018’de başladı | Fotoğraflar: Eren Araman

Fransa’da akaryakıt fiyatlarındaki yeni sıçrama, satın alma gücündeki erime ve Macron döneminde biriken toplumsal öfke yeniden aynı yerde buluşuyor. 17 Ekim için yapılan çağrılar sosyal medyada hızla yayılırken, 2018’in Sarı Yeleklileri de yüzünü yeniden sahaya dönüyor. 29 Eylül’de kamu sektöründe planlanan ortak grevle birleşebilecek bu öfke, yalnızca bir akaryakıt protestosunun değil, yıllardır kemer sıkma politikaları altında biriken toplumsal hoşnutsuzluğun yeniden sokağa taşınmasının habercisi olmaya aday. 

BM Genel Kurulu görüşmelerinde birçok konuşma İsrail’e yönelik eleştiri ve Filistin devleti çağrısı içeriyordu. Almanya ise genel kurulda neredeyse ABD ile birlikte yalnız kaldı. Ülke içinde de İsrail hükümetinin politikalarını eleştiren herkes “Yahudi düşmanı” olarak damgalanıyor. Son Berlin seçimlerinden sonra Die Linke’ye (Sol Parti) yönelik kampanya ise ibretlik.

İngiltere’de Yeşiller Partisi’nin yükselişi dikkat çekiyor. Parti, Zack Polanski liderliğinde ivme kazandı. Yeşiller, şubat 2026’da İşçi Partisi’nin güçlü olduğu Gorton and Denton bölgesindeki ara seçimi kazanarak beşinci milletvekilini çıkardı. Mayıs 2026 yerel seçimlerinde de 376 belediye meclisi üyeliği aldı, beş yerel mecliste çoğunluğu elde etti ve iki belediye başkanlığı seçimini aldı. Şimdi Polanski, Eski Başbakan Keir Starmer’ın milletvekilliğinden ayrılmasıyla boşalan Holborn and St Pancras koltuğu için 8 Ekim’deki ara seçimde bizzat yarışacak.  

Toplumsal öfke, akaryakıt fiyatlarında patlama… Sarı Yelekliler 17 Ekim’de yeniden kitlesel olarak sokağa mı çıkacak?

Cyprien Boganda
Humanité/Fransa

Bu artık neredeyse gazetecilikte bir “her yıl tekrarlanan konu” haline geldi: Kasım 2018’de patlak veren ve Macron iktidarı tarafından sert biçimde bastırılan Sarı Yelekliler hareketinin yıl dönümü yaklaştığında, yorumcular bir “büyük dönüş” arayışıyla kristal kürelerine bakıyor.

Bu yıl gerçekten de bütün unsurlar bir araya gelmiş gibi görünüyor: Akaryakıt fiyatlarındaki patlamanın tetiklediği bir satın alma gücü krizi ve buna eşlik eden XXL boyutlarda bir toplumsal öfke; takvimde şimdiden belirlenmiş bir tarih (17 Ekim) ve halkı seferberliğe çağıran siyasi liderler. Yeni bir toplumsal patlamaya doğru mu gidiyoruz?

Son günlerde birkaç Sarı Yelekliler grubu kavşaklara yeniden çıktı; ancak katılımcı sayısı hâlâ 2018’le kıyaslanamayacak kadar düşük. Şimdilik hareketlilik esas olarak sosyal medyada görülüyor. 17 Ekim’de seferberlik çağrıları 10 Eylül civarında, önce TikTok’ta, siyasal olarak son derece az politize olmuş kullanıcılar tarafından ortaya atıldı.

Geleceğe ilişkin kehanetlerde bulunmadan söylemek gerekirse, şu an için söz konusu olan esas olarak bir medya balonu. Politika izleme aracı Visibrain için çalışan Marie Guyomarc’h bize, hareketin “sosyal medyada 2018’dekinden daha güçlü olduğunu, ancak bu seferberliğin şu aşamada büyük ölçüde medya ekosistemi tarafından taşındığını” anlatıyor. Şöyle ayrıntılandırıyor:

“Yedi gün içinde 720 bin 600’den fazla tweet yayımlandı; bu, ekim 2018’in üç katı. Bununla birlikte, hareketin tarihsel gruplarının geri dönüşü hâlâ sınırlı: başta Facebook’ta olmak üzere, ‘Sarı Yelekliler, devam ediyoruz’ ya da ‘Mahallenin Sarı Yeleklileri’ gibi isimler taşıyan bazı sembolik sayfalar yeniden ortaya çıktı. Ancak bunların faaliyetleri, bugün daha çok hareketi gözlemleyen ve medyadaki tepkiler tarafından beslenen genel etkileşim hacmiyle karşılaştırıldığında hâlâ marjinal düzeyde.” 

Hareketin eski Sarı Yeleklileri, kuşkuculukla karışık bir sempati sergiliyor. 2018’de Lille’de mücadele eden 49 yaşındaki Nathanaël bize şöyle diyor: “Bu çağrıların nereden geldiğini kesinlikle bilmiyoruz. Ama kesin olan şu ki, eğer halkın gerçekten yeniden sokağa çıkma isteğinin oluştuğunu görürsek, ‘eskiler’ de fazla uzakta olmayacak ve en azından yeni gelenlere tavsiyelerde bulunabilecek.” (…)

Eylül 2025’teki “Her şeyi durduralım” eylemlerinin örgütleyicilerinden Maxime Mayoral ise şöyle düşünüyor: “2018 hareketinin geri dönüşü konusunda kuşkularım var, ama pekala bir şeyler yaşanabilir. Bazı liselerde yalnızca 17 Ekim’den söz ediliyor. Daha genel olarak, ekonomiyi bloke etme fikri söylemlerde yeniden ortaya çıkıyor; bu da akaryakıt fiyatlarındaki artışla veya hükümet tarafından açıklanan kira yardımlarının dondurulmasıyla bağlantılı.”

Siyasi takvimin rolü

Geriye, siyasi gündemin geniş çaplı bir toplumsal harekete elverişli olup olmadığını görmek kalıyor. Araştırmacılar, bir seferberliğin ortaya çıkması için gerekli koşulları tanımlarken “siyasi fırsatlar yapısı” kavramından söz eder. Siyaset bilimci Tristan Guerra bunu şöyle özetliyor: “Mesele, birkaç ay sonraki cumhurbaşkanlığı seçimiyle belirlenen mevcut zamanlamada, bir seferberliğin harekete geçirebileceği fırsatların bulunup bulunmadığını bilmek. Bu konuda iki yaklaşım var. Bazıları, bir seçimin yaklaşmasının seslerini duyurmak için bir hareket alanı yarattığını düşünüyor. Buna karşılık diğer yaklaşım da, seçimlerin bazı şeyleri belirleyecek olması nedeniyle bu tarihin seçmenleri daha temkinli davranmaya itebileceğini düşünüyor.”

Kesin bir sonuca varmak zor. Üstelik toplumsal hareketlerin tarihi bize, büyük bir seferberliğin cumhurbaşkanlığı seçiminden önceki yıl da pekâlâ gerçekleşebileceğini gösteriyor: Bu, Mart 1994’te, Başbakan Édouard Balladur’ün hazırladığı mesleki entegrasyon sözleşmesi projesinin (CIP, bir tür “gençler için asgari ücret”) on binlerce genci sokağa dökmesiyle yaşandı. Bir başka örnek de 2006 ilkbaharında, öğrencilerle sendikaları bir araya getiren devasa hareketti; bu hareket ilk işe alım sözleşmesine (CPE) karşı düzenlenmişti.

Sendikalar kahve telvesinden geleceği okumak yerine sahayı dikkatle dinlemeyi sürdürüyor ve aynı zamanda kendi gündemlerini ilerletiyor: 17 Ekim’den önce 29 Eylül var; bu tarih, kamu hizmetlerinde ortak seferberlik günü… ve bu gün bir yakınsamanın başlangıcına işaret edebilir.

“Bu benim ilk grevim olacak,” diyor Jérôme Rodrigues ve ekliyor: “İçinde bulunduğumuz dönemde, ihtiyaç duyanlara destek vermek önemli.”

Çeviren: Eren Can 


Gazze, Gazze ve daha fazla Gazze

Sina-Maria Schweikle
Süddeutsche Zeitung/Almanya

BM Genel Kurulu görüşmelerinde ilk alkış Filistinliler içindi. BM Genel Sekreteri António Guterres açılış konuşmasında, “İki devletli çözümün gözlerimizin önünde parçalanmasına izin vermemeliyiz” dedi. Salonun büyük bir kısmı alkışladı, ancak Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul (CDU) liderliğindeki Alman heyeti alkışlamadı.

Guterres İsrail’in adını anmadı, ancak kimi kastettiği açıktı. “Ekim 2023’teki Hamas terör saldırısının ardından Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere karşı bir şiddet eylemi yaşandı ve bu eylemin “ölüm ve yıkım açısından ölçeği, Genel Sekreter olarak geçirdiğim tüm yıllarda yaşadığım her şeyin ötesindeydi. Batı Şeria’da şiddet, yerinden edilme ve İsrail yerleşimlerinin genişlemesi, barışa giden yolu tıkadı ve etnik temizlik tehlikesini gündeme getirdi.”

Sadece birkaç hafta sonra, 7 Ekim’de, yaklaşık 1200 kişinin öldürüldüğü Hamas saldırısının üçüncü yıl dönümü anılacak. Ve bununla birlikte, İsrail’in karşı saldırısının başlangıcı da gelecek. O zamandan beri on binlerce Filistinli öldürüldü ve yüz binlercesi giderek küçülen alanlara sıkıştırıldı. Kanalizasyon sistemleri çöküyor, çöpler birikiyor ve hastalıklar yayılıyor. Geçen ekim ayındaki ateşkes bile ölümleri durduramadı: UNICEF’e göre, o zamandan beri Gazze Şeridi’nde yaklaşık yüzlerce çocuk öldürüldü.

Bu arada, İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da, eleştirmenlerin yıllardır korktuğu şey gerçeğe dönüşüyor: İsrail, uluslararası hukuka göre hakkı olmayan toprakları ele geçiriyor. İsrail insan hakları örgütü B’Tselem, Gazze’de bir “imha projesinden” ve hatta soykırımdan bahsediyor.

BM Genel Kurulu’nun bu ilk günündeki konuşmaların neredeyse tamamında Gazze ve Batı Şeria’nın devam eden ilhakından bahsedildi. Ürdün Kralı II. Abdullah, uluslararası toplumun İsrail ile nasıl başa çıkması gerektiği sorusuna en açık şekilde değindi. Ülkesi, komşusu İsrail ile yaklaşık 32 yıl önce barış anlaşması imzaladı ve bölgedeki en önemli ortaklarından biri olmaya devam ediyor. Bu nedenle, Abdullah’ın konuşmasının neredeyse tamamını Filistinlilere ayırması daha da dikkat çekici. Birleşmiş Milletleri çatışmanın çözümsüz bırakılmasına karşı uyarıyor. Ancak uluslararası toplum, çatışmayla yüzleşmek yerine onu yönetmeyi seçti. İsrail’in her yeni hamlesi, sahadaki gerçeklik dikkate alınmadan rutin olarak “geçici” olarak kabul edildi. Böylece geçici olan kalıcı hale geldi ve kalıcı olan İsrail politikası oldu. “Elbette bu dünyadaki tek adaletsizlik değil. Ancak dünyanın en uzun süren işgali temel bir soruyu gündeme getiriyor: Uluslararası hukuk on yıllarca göz ardı edilirse, hukukun değeri nedir?”

Birçok devlet Almanya’nı iki yüzlülükle suçluyor

Bu soru Almanya için de geçerli. Alman hükümeti son zamanlarda uluslararası hukuk konusunda net bir duruş sergilemekte başarısız oldu. Birçok devlet onu iki yüzlülükle suçluyor: Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşını açıkça kınıyor, ancak İsrail’in Gazze Şeridi ve Batı Şeridi’ndeki eylemlerini kınamıyor. 7 Ekim 2023’ten beri Berlin, Holokost’tan kaynaklanan tarihi sorumluluğuyla bunu haklı çıkararak İsrail hükümetinin yanında yer alıyor. Alman hükümeti ihlalleri kabul ediyor: Şubat ayında, İsrail’in yerleşim planlarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ilan etti. Ancak bu, 2025 yazında silah ihracatına kısmi bir durdurma getirilmesi gibi temel duruşunu pek değiştirmedi.

Fransa’nın aksine, Filistin devletini ancak bir barış sürecinin sonunda tanımayı amaçlıyor. Bu pozisyonun bir bedeli var. Almanya’nın bu yaz Güvenlik Konseyi’ndeki istediği koltuğu alamamasının muhtemelen bununla ilgisi var. New York’ta Alman hükümeti şimdi tüm taraflarla diyaloğu sürdürmeye çalışıyor. Wadephul, Arap dünyasının temsilcileri ve Yahudi örgütleriyle görüşüyor; Kalkınma Bakanı Radovan (SPD) iki devletli çözüm üzerine bir toplantıya katılıyor.

Fransa, işlerin nasıl farklı yapılabileceğini ve sınırların nerede olduğunu gösteriyor. Tam bir yıl önce, aynı yerde, Fransız Cumhurbaşkanı Filistin Devleti’ni tanıdı. Emmanuel Macron o zaman, “Bazıları çok geç olduğunu söyleyebilir. Diğerleri çok erken olduğunu söyleyebilir” demişti. “Ama bir şey kesin: Artık bekleyemeyiz.”

Şimdi, bir yıl sonra, Macron BM önündeki konuşmasında, bazı kişilerin kendisini tanımayı sadece bir kağıt parçası olarak göstermekle suçladığını, ancak hiçbir şey yapmamanın utanç verici olduğunu söylüyor. Hamas’ın hiçbir rol oynamadığı Batı Şeria’da, İsrail’in suçlarına her gün şahit olunabiliyor. Bu açıklama, İsrail hükümetinin eylemlerinin yalnızca Hamas ve terörizme karşı yöneltildiği yönündeki temel argümanını hedef aldı. Ancak aynı zamanda, bu bir itiraf niteliğinde: Fransız tanıması şimdiye kadar sahada çok az şey değiştirdi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Fransız cumhurbaşkanının sözlerini “grotesk bir saçmalık” olarak nitelendirdi.

Çok az şey yapıldığı hissi, birçok konuşmanın ana teması oldu. Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad el-Sani, gelecek nesillerin Gazze Şeridi’ndeki felaketin boyutuna ve uluslararası toplumun İsrail eylemlerine karşı ne kadar az şey yaptığına şaşıracaklarını söylüyor. Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva, eski Filistin Kurtuluş Örgütü Lideri Yaser Arafat ve Eski Başbakan Yitzhak Rabin gibi daha fazla devlet adamına duyulan özlemi dile getirdi. Her iki adamın da 1990’larda barış süreciyle geçmişleriyle yüzleştiğini ve barışçıl bir gelecek hayal etmeyi umduklarını savundu. Rabin bu yolun bedelini 1995’te canıyla ödedi.

Donald Trump ise tam tersi bir uç noktayı temsil ediyordu. İlk gününde, öncelikle İran’a karşı saldırgan savaşını haklı çıkarmak için İsrail’in yanında yer aldı. Alman hükümeti için bu kıvırtmaya olanak vermeyen bir değerlendirme. Bu salonda İsrail’i eleştirenlerin arasında olmak istemeyen herkes, kendisini hızla İsrail’i savunanların yanında buluyor. Öte yandan, Fransa’nın aksine, Almanya bu duruşuyla en azından İsrail ile bağlantılarını sürdüren ülkeler arasında yer alıyor.

Çeviren: Semra Çelik 


Karpuzlar: Zack Polanski ve ‘dışı yeşil, içi kızıl’ eko-popülistlerin yükselişi

Matthew Pearce
The Guardian/İngiltere

“Karpuzlar”, İngiltere ve Galler Yeşiller Partisi’nin dışı yeşil, içi kızıl olarak görülen üyeleri için kullanılan bir tabir. Bu kanattakiler çevreci, ama aynı zamanda sosyalist fikirlere de güçlü biçimde bağlı. Zack Polanski geçen yıl lider olduğundan beri partiye katılan yaklaşık 160 bin kişinin çoğunun bu kanatta olduğu düşünülüyor. Onları çeken şey, İşçi Partisi’nin boşalttığını düşündükleri sol siyasi alan.

Ancak “Yeşil Sosyalist: Zack Polanski ve Britanya’nın Geleceği İçin Verilen Mücadele” adlı yeni kitabın yazarı, bu tür bir Yeşil siyasetin yeni olmadığını söylüyor. Polanski’ninki de dahil seçim kampanyalarında çalışmış eski parti görevlisi Russell Warfield, “Şunu anlamak gerekiyor: Parti en az on yıldır karpuz” diyor. Warfield şöyle açıklıyor: “Sıklıkla bir ikilik kuruluyor: Bir tarafta yalnızca doğayı korumakla ilgilenen ekolojistlerden oluşan ‘asıl’ Yeşiller Partisi, diğer tarafta ise yeni gelen radikal solcular varmış gibi. Oysa bu hem kendiliğinden gelişen bir süreç hem de partinin geçmişinde çok daha derin kökleri olan bir yönelim. Partinin temel görüşlerinin birçoğunun izi 1970’lerin başına kadar sürülebilir.”

İngiltere Yeşiller Partisi Lideri Zack Polanski

İngiltere Yeşiller Partisi Lideri Zack Polanski

Warfield, kitabında Polanski’nin bu tarihin neresinde durduğunu anlatıyor. Ona göre liderin “eko-popülist” siyaseti Yeşil gelenekten bir kopuş değil; partiyi Britanya solunun başlıca seçim gücüne dönüştüren 50 yıllık evrimin sonucu.

Herkes aynı fikirde değil. Polanski’nin Adrian Ramsay ve Ellie Chowns’la (Yeşillerin iki aktif milletvekili; 2025’te Polanski’ye karşı birlikte eş genel başkan adayı oldular) yarıştığı 2025 liderlik seçiminde, partiden üst düzey bir kaynak onun yükselişini “düşmanca bir ele geçirme” olarak tanımlamıştı. Yeşillerin ilk milletvekili ve eski lideri Caroline Lucas bile, kendisine sorulduğunda Polanski’nin çevre hakkında daha fazla konuşmasını istediğini söylemişti.

Warfield, “Düşmanca ele geçirme” yorumuna şöyle karşı çıkıyor: “Bu düpedüz saçmalık. Aldığı desteğe bakın: yüzde 85.” Polanski’nin açık farkla kazandığı liderlik seçimini kastederek ekliyor: “Partinin her kanadından oy aldı.”

Peki Yeşiller ne kadar “yeşil”? Polanski lider olduğundan beri gazetelerde ve televizyonlarda Gazze’den servet vergisine kadar pek çok konuda konuşuyor. Bunlar ilerici siyasi meseleler; fakat doğrudan çevreyle ilgili değiller. Warfield buna bir anket verisiyle yanıt veriyor: YouGov’a göre seçmenlerin yüzde 34’ü çevre konusunda diğer bütün partilerden çok Yeşillere güveniyor. Bu, herhangi bir partinin herhangi bir konuda kaydettiği en yüksek güven oranı. Warfield şöyle diyor: “Bu ülkede solcu ya da sağcı, genç ya da yaşlı, kırsalda ya da şehirde yaşayan hiçbir seçmen yok ki Yeşiller Partisi’ni çevre için harekete geçmekle güçlü biçimde ilişkilendirmesin.”

Warfield’a göre parti, bu güçlü çevreci kimliği temel alarak mesajını genişletmekte haklı; önceki liderler de bunun yolunu açtı. “Partinin varlık nedeni, yalnızca bir dizi doğa koruma hareketinin çevresel yıkımın altında yatan siyasi ve ekonomik nedenlere çare olmadığının fark edilmesidir” diyor:  “Bunu 50 yıl denedik. Bizi bir yere kadar getirdi; ama insanların hayatında somut ilerleme sağladığımız belirgin anlar, günün siyasi koşullarına daha iyi yanıt verebildiğimiz anlardı.”

Warfield, Polanski’nin savunduğu birçok görüşün yalnızca ona ait olmadığını vurguluyor. Yeşiller’de politikaları üyeler oyluyor; liderler de parti tüzüğü gereği bu politikaları savunmak zorunda. Warfield kitabında, “Servet vergisini ele alın” diye yazıyor. “Bu politikayı şahsen Polanski ortaya atmadı. ‘Büyük servet birikimlerini sınırlandırmanın bir yolu’ olarak servet vergisi, onun liderliğinden çok önce yayımlanmış bir Yeşiller manifestosunda da yer alıyordu.”

Kitap, beklenmedik noktalarda bile partinin geçmişiyle bugünü arasında bağlar kuruyor. Warfield’ın yazdığı gibi, Yeşiller Partisi’nin kuruluşunda “açıkça sağcı bazı kişilerin” bulunduğu inkar edilemez. İlk önemli isimlerden biri, ünlü bir Muhafazakar Partili aileden gelen çevreci Teddy Goldsmith’ti. Yazıları, bugünkü Yeşiller Partisi’nin öncüsü olan People adlı siyasi oluşumun temel metinleri arasındaydı.

Warfield’a göre Goldsmith ile Polanski’nin Yeşiller’i arasında yine de ortak noktalar var. Goldsmith’in “derin ekoloji” anlayışı, nüfus artışına ilişkin Malthusçu kaygılara ve ekolojik yıkımdan insanlığı bir bütün olarak sorumlu tutan insan karşıtı görüşlere yakındı. Buna rağmen ikisi de Yeşil siyasetin temel ilkesini paylaşıyor: Kaynakları sınırlı bir gezegende sınırsız ekonomik büyüme ve sonsuz kaynak çıkarımı mümkün değildir. İkisi de kapitalizmin, ister “yeşil” görünüm altında olsun ister başka biçimde, hiçbir şey değişmemiş gibi sürüp gidemeyeceğini savunuyor.

Warfield’a göre parti yıllar içinde sosyal ekolojiye yöneldikçe Polanski’nin eko-sosyalizmi de bu düşüncenin günümüzdeki biçimi hâline geldi. Bu yaklaşım, çevresel yıkımın temel nedeninin bütün insanlık değil, kapitalizm ve en zengin yüzde 1’lik kesim olduğunu savunuyor.

Ancak Polanski’nin liderliği tartışmalardan da uzak kalmadı. Golders Green’deki saldırıya (Nisan 2026’da Londra’da iki Yahudi erkeğin bıçaklandığı olay; Polanski, polislerin şüpheliyi elektroşokla etkisiz hale getirdikten sonra başına tekme attığını öne süren bir paylaşımı yeniden yayımlamıştı) polisin verdiği tepkiyi eleştirmiş, Metropolitan Polisi Komiseri Mark Rowley bu eleştiriyi “yanlış ve yeterli bilgiye dayanmayan” bir değerlendirme olarak nitelemişti. Polanski ayrıca İngiltere Kızılhaçı’nın sözcüsü olduğu yönünde yanlış bir iddiada bulunmuştu ve üzerinde giyotin resmiyle Nigel Farage’a (göç karşıtı sağ popülist Reform UK partisinin lideri) gönderme yapan “Nigel için planlar yapıyoruz” yazısı bulunan bir kişinin fotoğrafını paylaşmıştı. YouGov anketlerine göre lider olduğundan bu yana Polanski’ye yönelik olumlu görüş azaldı; Yeşillere oy verme niyeti de mart ayındaki yüzde 21’den bu ay yüzde 11’e düştü.

Peki parti Polanski’nin sosyal medya hesaplarını elinden mi almalı? Warfield, “Golders Green konusunda hata yaptı” diyor. “Ama her paylaşımın birkaç farklı görevlinin onayından geçmesini gerektiren bir noktaya varmak da istemezsiniz. Zack’in sosyal medyayı, ona siyasi açıdan kazandıran o sahicilik duygusunu koruyarak kullanmasına izin vermek gerekir.”

Polanski, Farage ve giyotin görselini paylaştığı için özür dilemeyi reddettiğinde de eleştirilmişti. Warfield şöyle diyor: “Reform, onu cinayete teşvikten ötürü özür dilemeye kışkırtmaya çalışıyordu. Özür dilerseniz, ileri sürdükleri iddiaya meşruiyet kazandırmış olursunuz. Bence bu oyuna gelmemekte güçlü bir taraf var.”

Eski Başbakan Keir Starmer’ın milletvekilliğinden ayrılma kararının ardından Polanski, 8 Ekim’de Holborn and St Pancras ara seçiminde yarışacak. Warfield onun kazanabileceğini düşünüyor: “Yeniden İşçi Partisi’ne oy verirsiniz; Parlamento’da zaten yüzlercesi bulunan İşçi Partili milletvekillerine bir yenisi eklenir ve bu pek bir şeyi değiştirmez. Ya da oraya tanınan, bağımsız düşünebilen bir Yeşil milletvekili gönderir ve Burnham’ın siyasi projesine soldan baskı yapmayı sürdürürsünüz.”

Çeviren: Dış Haberler Servisi

(Dış Haberler)

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
26.09.2026 10:26

Fon soruşturmasında 6 tutuklama daha

İstanbul’da sermaye piyasasındaki işlemlere ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 8 şüpheli adliyeye sevk edildi. 6 şüpheli tutuklanırken, 2 kişi hakkında adli kontrol kararı verildi. Soruşturmalarda toplam tutuklu sayısı 51’e yükseldi.

Fon soruşturmasında 6 tutuklama daha

Logo: MASAK

26.09.2026 13:37

Muhammed Salah, zemin nedeniyle Güney Sudan maçında forma giymeyecek

Mısır Futbol Federasyonu, Trabzonspor'da forma giyen Muhammed Salah'ın sentetik çim zeminde oynanacak Güney Sudan maçında dinlendirileceğini duyurdu.

Muhammed Salah, zemin nedeniyle Güney Sudan maçında forma giymeyecek

Fotoğraf: AA

26.09.2026 12:57 / Güncelleme: 14:09

Yeni Parti'den Fatma Betül Sayan Kaya hakkında borsa işlemi iddiası: 'Nisanda 63 milyon TL'lik hisse aldı, eylülde 1.3 milyar TL'ye sattı'

Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre, AKP'li Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya'nın Özata Denizcilik hisselerinde milyonlarca liralık alım-satım yaptığını ve Eylül ayındaki soruşturma süreci öncesinde yüksek tutarlarda para çektiklerini öne sürdü.

Yeni Parti'den Fatma Betül Sayan Kaya hakkında borsa işlemi iddiası: "Nisanda 63 milyon TL'lik hisse aldı, eylülde 1.3 milyar TL'ye sattı"
26.09.2026 14:21

Cumartesi Anneleri’nin 1122’nci eylemi: 32 yıldır soruyoruz: İbrahim ve Edip Çelik nerede?

Cumartesi Anneleri, 32 yıl önce evlerinden alınarak kaybettirilen İbrahim Çelik ve oğlu Edip Çelik’in akıbetini sordu; “32 yıldır soruyoruz: İbrahim ve Edip Çelik nerede?”

Cumartesi Anneleri’nin 1122’nci eylemi: 32 yıldır soruyoruz: İbrahim ve Edip Çelik nerede?

Fotoğraf: Cumartesi Anneleri

26.09.2026 07:35

Sicillerinde işçi ölümleri var: Maden şirketleri bu kez ‘hayat kurtarmak’ için yarıştı

Rize’de “iş güvenliği” iddiasıyla düzenlenen Maden Kurtarma Yarışması’na katılan 13 şirketin birçoğu daha önce iş cinayetleriyle gündeme geldi. Bazı şirketlerin sahalarındaki işçi ölümlerinin üzerinden ise henüz aylar, hatta haftalar geçti.

Sicillerinde işçi ölümleri var: Maden şirketleri bu kez ‘hayat kurtarmak’ için yarıştı

Fotoğraf: AA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!