Sürecin aktörlerinden temkinlilik uyarıları artıyor
Ekim ayındaki MGK toplantısında ikinci aşamasına geçileceği söylenen ‘sürecin’ sahadaki aksamalar nedeniyle gecikeceği bilgileri gelmeye başlarken, ‘çerçeve yasaya’ ilişkin Kürt siyasi çevrelerden gelen eleştirilerin sayısı artıyor.
Fotoğraf: Dilan Temiz/Evrensel
Dilan Temiz
[email protected]
Selahattin Demirtaş’ın Edirne Cezaevi'nin beton duvarları arasında kurduğu ironik bulmaca tasvirleri, Selçuk Mızraklı’nın tahliyesi sonrası kapı önünde dile getirdiği "şeffaflık" vurgusu ve sürecin aktörlerinden gelen uyarılar, sürecin gündemindeki "çerçeve yasa" eleştirilerinin yoğunlaştığı bir zeminde ilerlediğini işaret ediyor. Bu eleştiriler ise sürecin toplumsal rıza yerine bir ipotek altında şekillendiğine dair kaygıları derinleştiriyor ve temkinlilik içeriyor.
Demirtaş’ın, Mızraklı’nın tahliyesini müjdelerken araya serpiştirdiği bulmaca metaforları "kardeşlik" ve "adalet" sözcüklerinin karşılığı olarak Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarına işaret etmesi sürecin temel tartışmalarına uzanıyor: Hukuk ve toplumsal rızanın yerini idari ve askeri vesayetin alması riski.
"Bu defaki bulmaca bir hayli zor olsa gerek, Hoca içinden çıkmaya çalışıyor. Epey düşündükten sonra buluyor, soldan sağa dokuz harfli “kardeşlik”miş. “Sorusu neydi?” diyorum. “Sorusu cevabından daha zor.” diyor. MGK kararıyla yürürlüğe gireceği zannedilen yıpratılmış, örselenmiş, içi boşaltılmış, kollektif duygu durumu. “Zormuş.” diyorum."
"Bulmaca giderek zorlaşıyor ama Hoca inatçı, yukarıdan aşağıya altı harfli, “adalet”. Sorusu neymiş? “Geç olsa bile gelmeyen, MGK kararıyla gelebileceği zannedilen insan onurunun mütemmim cüzü.” Zormuş gerçekten."
Tahliye olan 5 yıllık hücre arkadaşı Adnan Selçuk Mızraklı da cezaevi önünde verdiği ilk demecinde "gizli diplomasi" ve "şeffaflık eksikliği" kaygılarına dikkat çekerek, halkın neye varacağını bilmediği bir adrese yürütülmek istendiğini vurguladı.
"Hukuka dönüş, demokratikleşme adımlarına, toplumun kaygı ve korkusunun giderileceği adımlara ihtiyaç var. Bunun da en önemli faslı şeffaflaşmadır. Bir yerlerde görüşmeler yapılıyor, sonra duyuyoruz. İnsanlar varacakları adresi görmek ister. Bizler de siyaset olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz."
Mızraklı tabii Kürt halkının en önde gelen taleplerinden zaman zaman sürecin de açmazlarından birine dönüşen başlığa da dikkat çekiyor:
"Arkamda Edirne F Tipi Cezaevi. Benden önce asıl burada olması gereken, bu halkın sevgilisi Selahattin Demirtaş’tır. Çok kısa zamanda bu kapının önüne geri dönmek istiyorum. İçeriye girmekten korkum yok."
Benzer şekilde, Demirtaş’ın ağabeyi Nurettin Demirtaş’ın 9 Eylül’de Yeni Özgür Politika’da yayımlanan ‘oyalama yasasına dönmesin’ köşesi üzerinden gündeme taşınan eleştirilerde, Meclisten her fırsatta ‘rekor’ oyla geçtiği söylenen yasaya rağmen uygulamanın "MGK onay şartına" bağlanması bir "ipotek" olarak tanımlanıyor. Nurettin Demirtaş, “Süreç oldukça kırılgan: Tehlikeli bir gidişat var. Söylenen sözler havada kalıyor. Yanlışta ısrar ipleri koparır. Yasadaki MGK onay şartı, ipotek gibi çöktü üstüne...” diyor. Sürecin "oyalama yasasına" dönüşme tehlikesi, Kürt siyaseti cephesinde sahadaki gerçeklikle yasal çerçevenin örtüşmediği fikrini güçlendiriyor.
Ankara ve bürokrasi kanadında ise farklı bir hesap yapılıyor. Ekim ayındaki MGK toplantısında sürecin ikinci aşamasına geçileceği beklentisinin sahadaki aksamalar nedeniyle zora girdiğine dair kulisler yayılıyor. Teslimatların ve alan boşaltmaların beklenenden yavaş ilerlediği, bu durumun Millî İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) hazırlayacağı raporun Ekim MGK’sına yetişmesini engelleyebileceği belirtiliyor. Nuray Babacan’ın aktardığı kulislere göre raporun gecikmesi halinde örgüt üyelerine yönelik yasal adımların ve şartlı mekanizmaların ancak Aralık MGK’sında ele alınabileceği, bunun da süreci uzatarak güvensizliği artıracağı değerlendiriliyor. Düğümün çözülmesi ve mekanizmanın hızlanması için Abdullah Öcalan üzerinden yeni müdahalelerin ve temasların gündeme gelebileceği konuşuluyor.
‘Hiçbir şey almadan her şey verildi’ söylemi
Sürecin yavaş ilerlemesi ve MGK şartının bir dayatma olarak görülmesi, sadece devlet ile DEM Parti arasındaki diyaloğu değil, Kürt siyasetinin kendi iç dinamiklerini de germiş durumda. Kandil’deki bazı kanatlar ve Avrupa yapılanmasındaki isimlerin, "Hiçbir şey almadan her şey verildi" söylemiyle mevcut adımları bir "teslimiyet" olarak nitelendirmesi, özellikle sosyal medyada ve Kürt aydınları arasında süregelen tartışmalar, DEM Parti yönelik tartışmalar da devam ediyor.
Gerek Edirne F Tipi Cezaevi'nden yükselen sembolik eleştiriler gerekse sahadaki teknik gecikmeler önemli bir şeyi işaret ediyor; güven unsuru inşa edilmeden, yasal düzenlemeler MGK kararları gibi askeri/bürokratik onay mekanizmalarının gölgesinden çıkarılmadan ve süreç tam anlamıyla şeffaflaşmadan atılan adımlar, tarafları birleştirilmekten ziyade yeni bir belirsizliğe sürüklüyor. Sürecin geldiği bu kritik virajda, Kürt halkının, emekçilerinin mücadelesi, aktörlerin sergileyeceği irade ve şeffaflık, sürecin gidişatını belirleyecek.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et