Almanya-Rusya ilişkilerindeki yeni gerilim hattı
erlin'deki Rus Evi ve Bonn'daki konsolosluk kapatılacak. Berlin’in bu diplomatik önlemleri, Avrupa’da giderek büyüyen “hibrit savaş” tartışmasını ve Almanya-Rusya ilişkilerindeki yeni gerilim hattını yeniden gündeme taşıdı.
İngiltere’de sanayisizleşmenin etkileri bugün hâlâ birçok işçi ve topluluk için devam ediyor. Luton’daki Vauxhall fabrikasının kapanması da bunun en çarpıcı örneklerinden biri. The Guardian yazarı Aditya Chakrabortty, fabrikanın kapanmasının ardından yaşananları ve bir zamanlar İşçi Partisi’ne oy veren insanların neden Nigel Farage ve Reform UK’ye yöneldiğini anlatıyor. Kaybedilen sadece işler değil, insanların gelecek duygusu ve siyasete olan güveni de.
Fransa'da 11,6 milyon öğrenci ve 1,2 milyon eğitim çalışanının ders başı yaptığı yeni eğitim-öğretim yılı, Macron iktidarının kamu eğitimini piyasalaştıran politikalarının ağır tahribatıyla açıldı; Eğitim Bakanlığı'nın ortalama öğretmen maaşını 3090 avro olarak açıklayarak sunduğu pembe tablonun, kadronun yüzde 8'ini oluşturan en düşük ücretli sözleşmeli öğretmenleri kasıtlı olarak dışarıda bırakan ve geçmişteki geçici teşviklere dayanan bir manipülasyon.
Almanya’da ise Leipzig/Halle Havalimanı’nda patlayıcı yüklü dronlarla düzenlenmeye çalışılan saldırının arkasında Rusya’nın bulunduğunu iddia etti. Berlin'deki Rus Evi ve Bonn'daki konsolosluk kapatılacak. Berlin’in bu diplomatik önlemleri, Avrupa’da giderek büyüyen “hibrit savaş” tartışmasını ve Almanya-Rusya ilişkilerindeki yeni gerilim hattını yeniden gündeme taşıdı. Rusya da Goethe Enstitüsü ve Alman konsolosluğunu kapatarak simetrik misilleme yaptı.
Luton’da, eski otomobil işçileri günümüze yönelik ahlaki bir ders veriyor
Aditya Chakrabortty
The Guardian/İngiltere
Her şeye rağmen, neden hâlâ biri Nigel Farage’ı desteklesin ki? Geçen hafta Reform UK hakkında yazdığım yazının altındaki bazı yorumlarda, her zamanki cevapları görüyorum: Farage’ın destekçileri aptal, ırkçı ve iğrenç insanlar. Oysa Westminster’dan ve haber döngüsünden uzakta, Reform seçmenleri yaratılıyor – manşetlerle ya da kripto fonlarla değil, bir zamanlar kendilerini koruyacağına güvendikleri kurumların başarısızlığı yoluyla. Ne demek istediğimi anlamak için SW1’den ayrılıp 40 mil ilerideki Luton’a gidin.
Issız bir otel barında beş adam, dünyalarının nasıl sona erdiğini anımsıyor. Aklında geçen yılın Mart ayında bir Cuma öğleden sonrası var; her birinin yirmi ya da otuz yıldır çalıştığı, arkadaşlar edindiği ve hatta gelecekteki eşleriyle tanıştığı yer, artık sonsuza dek kapanmak üzere.
Vauxhall, Kraliçe Victoria’nın vefatından kısa bir süre sonra Luton’a geldi; kasabanın gelişmesine katkıda bulundu ve ona bir ekonomi ile bir kimlik kazandırdı. 1971’deki en parlak döneminde şirket, İngiltere’de – çoğunluğu Luton’da olmak üzere – 37 bin kişiyi doğrudan istihdam ediyordu. Şimdi ise buradan ayrılıyor. Bu öğleden sonra, bu adamlar ve yakında eski iş arkadaşları olacak pek çok kişi, montaj hattının etrafında toplanmış durumda. Son beyaz minibüs üretim bandından indiğinde, bir parçası oldukları bu iş için gururla alkışlıyor ve tezahürat ediyorlar. Bazıları ağlıyor. “Sanki ailenizden birini kaybetmişsiniz gibi,” diyor bu yerle dört nesildir bağları olan Paul Geary.
“Hayatınızın o kadar büyük bir parçası ki,” diyor şirkete 34 yılını adayan Gerald Shalvey. Ardından, üretim hattına geri dönüyor ve bu öğleden sonraya kadar bin 600 kişinin çalıştığı alanı gözden geçiriyor. İlk kez makineler durmuş durumda ve etrafta sadece sessizlik hâkim: “bir sanayi mezarlığı”. Sonra kendisi, arkadaşları ve kasabası için bundan sonra ne olacağını merak ediyor.
Aşırı sağ ve aşırı sağcı kesim için Luton, günümüzün cehennemidir. Sayısız mem ve YouTube videosunun yıldızı olan bu şehir, göçmenler, Müslümanlar ve artan yoksullukla özdeşleşmiştir. Bazı kilit isimler için bu bağlantı kişisel niteliktedir. Lutonlu Stephen Yaxley-Lennon, namı diğer Tommy Robinson, üvey babasının Vauxhall’da nasıl çalıştığını anlatmıştır. Andrew Tate ise kendi deyimiyle “en kötü kasabanın en kötü mahallesi”nde (aslında Geary ile aynı sitede) büyümüştür. Luton’un uzun süren çöküşünü bizzat yaşamışlar; sonra da bundan para kazanmışlardır.
Benimle konuşan eski Vauxhall işçilerinin bu sağcı sömürüyle hiçbir ilgisi yoktur. Ancak fabrikalarının kapanmasından bu yana, sendika üyelerinin 2024’te Keir Starmer’a oy vermekten Farage’ı desteklemeye toplu halde yöneldiğini gördüler. Mesele sadece İşçi Partisi değil; tiksintileri, kendilerini ve ailelerini batırdığını düşündükleri topluma yöneliktir. Grangemouth’tan Port Talbot’a ve batı boyunca uzanan diğer “endüstriyel mezarlıklar”da da benzer bir süreç işliyor.
Doğu Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde, aşırı sağ bu hafta sonu on yıllardır ilk kez iktidara gelmeye hazırlanıyor. Eyaletin mevcut başbakanı Sven Schulze bunun nedenini biliyor: “İşlerimizi ne kadar çabuk kaybedebileceğimizi, bir şirketin ne kadar çabuk ortadan kaybolabileceğini gördük. Bu, Doğu Almanların yaşadığı bir deneyim ve Batı Almanların düşündüğünden çok daha derin.”
Burada Vauxhall’ın Luton’dan nasıl ayrıldığına yakından bakacak yer yok, ancak son bölüm üç kısımdan oluşuyor. İlk olarak, şirketin sahibi Stellantis’in o dönemki patronu 2023’ün başlarında fabrikayı ziyaret eder ve personele, Türkiye’deki çalışanlarla rekabet edebilmek için üretim maliyetlerini yarıya indirmeleri gerektiğini söyler. Luton’un hayatta kalıp kalmayacağının onların elinde olduğunu belirten patron, sözlerini “İyi şanslar” diyerek bitirir. (Bu olaylar birkaç çalışan tarafından hatırlatıldı ve Stellantis tarafından yalanlanmadı.) İşçiler ve yöneticiler işbirliği yapar ve büyük fedakârlıklar sayesinde maliyetleri neredeyse yarıya indirir. Bunun bir önemi yoktur: 2024’ün sonlarında Stellantis, kâr eden bir fabrikayı kapatacağını duyurur. Sadece Ellesmere Port açık tutulacaktır.
“Şirketlerin açgözlülüğü,” diyor sendikacılar; ancak arka arkaya sundukları karşı öneriler hiçbir sonuç vermiyor. Bazı Unite üyeleri, liderlerinin yeterince mücadele etmediğinden şikâyet ediyor ve örnek olarak, Unite başkanı Sharon Graham’ın katılmayıp bir yardımcısını gönderdiği, İş Bakanı Jonathan Reynolds ile yapılan önemli bir toplantıyı gösteriyor. (Bunu Unite’ın basın ofisine sorduğumda, bana avukat mektupları ve Graham’ın “önceden ayarlanmış bir toplantısı” olduğu, ancak Luton’un açık kalması için hükümetin destek paketi konusunda hem Starmer hem de Reynolds ile doğrudan müzakere ettiği yönünde bir açıklama gönderildi.)
İşçi Partisi bakanları, Stellantis’in Luton’da kalması için mali ve diğer alanlarda “destek” vereceklerini açıkça belirtiyorlar. Ancak bu çok uluslu otomobil üreticisiyle müzakere ederken, bir G7 hükümetinin elindeki etki, bir işyeri temsilcisininkinden pek de fazla değil. 2025’in başında, hayal kırıklığına uğramış Reynolds, bir Luton milletvekiline yazdığı mektupta “bakanlığımdan gelen bu tekrarlı tekliflere rağmen, Stellantis herhangi bir görüşmeye girmeye isteksiz davrandı” diyor. Sonra Mart ayındaki o Cuma öğleden sonra gelir. Fabrikaları sonsuza dek kapanırken, işçilere bir hatıra broşürü ve hurda metalden yapılmış bir madalya verilir.
Şimdi bunu bir Luton işçisinin bakış açısından düşünün. Hayatınızın yarısını adadığınız şirket, önce Türk meslektaşlarınız kadar ucuz olmadığınız için sizi azarladı, sonra da toparlanıp gitti. Aidatınızı ödediğiniz sendika, bunun olmasını engelleyemedi. Oy verdiğiniz İşçi Partisi hükümeti de – yine – çaresiz kaldı. Luton, Tony Blair döneminde otomobil fabrikasını kaybetti, Starmer döneminde de kamyonet fabrikasını kaybetti. Şimdi işsizsiniz ve – yanımda oturan Mohammed Hussain’in durumunda olduğu gibi – az önce yüklü bir ipotekle bir ev satın aldınız. Bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen, o hâlâ işsiz.
Birkaç ay önce, Unite, Vauxhall Luton fabrikasının kapanışından çıkarılan derslere ilişkin bir iç rapor yayınladı. Bu, nadir rastlanan bir belge; zira sendikalar yenilgiler üzerinde durmak yerine zaferleri kutlamayı tercih ederler ve bu rapor, basında ilk kez bahsediliyor. Raporun merkezinde, eski Vauxhall işçileriyle yapılan bir anket yer alıyor ve bu anketin sonuçlarına göre, kapanıştan bir yıl sonra, Mahmood ve Hussain gibi işçilerin yüzde 30’u hâlâ işsizdi. Aynı zamanda rapora göre, bu eski işçilerin siyasi tercihleri de değişmişti. Bu bahar itibarıyla yüzde 10’dan azı İşçi Partisi’ni destekliyordu; yüzde 50’den fazlası ise Farage’ı destekliyordu.
1960’ların sonlarında, bir grup sosyolog o dönemde hızla gelişen Luton’u ziyaret ederek, The Affluent Worker (Zengin İşçi) adlı ünlü kitap serisi için Vauxhall ve diğer yerlerdeki işçilerle röportajlar yaptı. Serinin temel sorusu şuydu: İşçi sınıfı, orta sınıf maaşları ve modern konforlara kavuştuğunda, sınıf kimliklerine ne olur? Altmış yıl sonra, İngiltere bu deneyi tersine uyguluyor; işçi sınıfı ailelerini yoksulluğa sürüklüyor ve topluluklarını paramparça ediyor. Sonuçlar henüz belli değil, ancak durum kötü görünüyor.
Bir zamanlar tamamen Vauxhall’a ait olan yol boyunca yürüyerek fotoğraf çekimlerini tamamlıyoruz. Tesisin bir ucundan diğer ucuna gitmek, eskiden gürültü ve insanlarla dolu 15 dakikalık bir yürüyüşü gerektirirdi. Artık tek ses, tatil yerlerine doğru gürültüyle uçan uçaklar. Shalvey, tuğla duvardan hâlâ sarkan büyük Vauxhall amblemini işaret ediyor. “Ne israf,” diyor. “Potansiyelin ne kadar aptalca bir israfı.”
Çeviri: Sarya Tunç
Macroncu iktidarı Milli Eğitimi sistematik biçimde tahrip etmeyi sürdürüyor
Olivier Chartrain
Humanité/Fransa
1 Eylül Salı günü 11,6 milyon öğrenci ve 1,2 milyon eğitim çalışanı yeniden okul yolunu tuttu. Bu aynı zamanda Macroncu eğitim politikalarının da son eğitim-öğretim yılı başlangıcı. Macroncu eğitim politikaları, yaklaşan seçimlerin gürültüsü arasında kamu eğitimini tahrip etme girişimini sürdürmeyi amaçlıyor.
Eğitim-öğretim yılının başlangıcına ilişkin öne çıkan rakam şu: Eğitim Bakanlığına bağlı Eğitim Araştırmaları, Öngörü ve Performans Dairesi’nin (Depp) bir notuna göre Fransız öğretmenlerin ortalama maaşı 3090 avro. Okulların açılmasına birkaç gün kala yayımlanan ve medyanın önemli bir bölümü tarafından herhangi bir mesafe koyulmadan, sorgulanmadan servis edilen bu rakam… Yanlış.
Çünkü bu rakam, en düşük ücret alan öğretmenlerin bir bölümünü —neden olduğu belirtilmiyor— kapsam dışında bırakıyor. Özellikle de 2024 yılında toplam öğretmen kadrosunun yine de yüzde 8’ini oluşturan sözleşmeli öğretmenleri. Ayrıca söz konusu rakam 2023-2024 dönemine ilişkin. Bu dönem, öğretmen maaşlarında gözle görülür bir artış yaratmak üzere çeşitli teşvik ve önlemlerin aynı anda uygulandığı tek yıl.
Ortaöğretimdeki başlıca sendika olan Snes-FSU’nun sözcüsü Sophie Vénétitay, bunun öğretmenler odalarında “eğitim-öğretim yılı başlangıcı için bir haber konusu” oluşturacağını belirtiyordu. Çünkü gerçekte, eğitim çalışanlarının yaşadığı ve uluslararası araştırmaların ortaya koyduğu tabloya göre, Fransız öğretmenler hâlâ en düşük ücret alanlar arasında yer alıyor; en fazla çalışma saatine sahipler ve sınıflarda en fazla öğrenci bulunan ülkeler arasında bulunuyorlar. Üstelik Fransa açısından bakıldığında, kamu hizmetindeki A kategorisi yöneticileri olarak, diğer A kategorisi yöneticilerinden ayda ortalama 900 avro daha az kazanıyorlar.
Fransız öğretmenler hâlâ düşük ücret alıyor
Devlet yönetiminde görevdeyken yapmayı reddettikleri şeyleri hayata geçirmeye hazır olduklarına yemin eden bazı cumhurbaşkanı adaylarının vaatlerinin gerçekleşmesini bekliyoruz. Ancak ulusun bu mesleğe biçtiği ücret üzerinden öğretmenlik mesleğinin değersizleştirilmesi hâlâ çözülmemiş bir sorun olarak duruyor. Üstelik bu, eğitim-öğretim yılının başlangıcında karşı karşıya olduğumuz tek sorun değil.
Nüfus azalması, Eğitim Bakanı Édouard Geffray’nin eğitim-öğretim yılı başlangıcına ilişkin düzenlediği basın toplantısında ön plana çıktı. Geffray, bu yıl 161 bin öğrencinin azaldığını (toplam 11,6 milyon öğrenci içinde) açıkladı. Orta vadede devam etmesi beklenen bu eğilim, Eğitim Bakanına göre “okul coğrafyasını yeniden düşünmek” için “üzücü bir fırsat” oluşturuyor. Ancak bu açıklama, öncelikli eğitim alanları üzerinde örtülü bir tehdit de yaratıyor. Zira bu alanların kaynakları, kırsal okullar lehine azaltılabilir.
Öğretmen sendikaları ise bunda her şeyden önce öğretmen kadrolarındaki kan kaybını sürdürmek için bir bahane görüyor. 2026-2027 eğitim-öğretim yılında ilkokul düzeyinde yaklaşık 1900 kadro kaldırılıyor. Ortaöğretim açısından ise Snes, rakamları daha geniş bir perspektife oturtuyor: 2006 yılından bu yana öğrenci sayısı 105 bin artarken, 29 binden fazla kadro ortadan kaldırıldı (bunların 10.230’u Emmanuel Macron döneminde).
Başka bir deyişle, öğretmen temsilcileri açısından ortada gerçekten bir fırsat varsa, bu fırsat, her düzeyde sınıflardaki öğrenci sayısını azaltarak eğitim çalışanlarının çalışma koşullarını ve öğrencilerin öğrenme koşullarını iyileştirmek olmalı. Snes’e göre ülkemizin ortaöğretimde 2006 yılındaki öğretmen-öğrenci oranına yeniden ulaşabilmesi için kadroları azaltmak bir yana, tam 40.740 yeni kadro oluşturmak gerekiyor.
Liselerde cep telefonu yasağı: büyük çelişki
Eğitim-öğretim yılının bir diğer büyük gündemi ise kuşkusuz liselerde cep telefonu yasağı. Bakan bu konuda yeterince sert ifadeler kullanıyor; gençleri “kitlesel bir bilişsel yıkım sürecinden” korumak için bir “sağlık aciliyetinden” söz ediyor.
Oysa gerçekte yapılmak istenen, 2018 yılından bu yana derslerde zaten yürürlükte olan bir yasağı derslikler dışındaki başka alanlara da genişletmek. Üstelik uygulamanın hangi yerlerde ve hangi zamanlarda geçerli olacağını okul yönetmeliklerinde belirleme konusunda okulların yönetim kurullarına oldukça geniş bir özgürlük bırakılıyor.
Snes-FSU Genel Sekreter Yardımcısı Gwénaël Le Pailh, telefonsuz yeni alanlar oluşturulmasını “olumlu” buluyor. Ancak aynı zamanda, öğrencileri giderek daha fazla ekran kullanmaya yönlendiren politikalarla —özellikle dijital çalışma alanlarının yaygınlaştırılması ve genişletilmesi yoluyla— birlikte düşünüldüğünde bunun bir “ikiyüzlülük” olduğunu söylüyor.
Çeviren: Eren Can
Rusya'nın kırmızı çizgileri
German Foreign Policy/Almanya
Leipzig Havalimanı'ndaki insansız hava aracı saldırısı etrafındaki tartışma, Ukrayna savaşında Rusya'nın kırmızı çizgileri sorusunu bir kez daha gündeme getiriyor.
Son yıllarda Moskova, Batılı devletlerin Rusya’nın kırmızı çizgilerini aşmaları durumunda -örneğin, Ukrayna güçlerinin Rusya'nın derinliklerindeki hedeflere saldırmasına olanak tanıyan uzun menzilli füzeler tedarik etmeleri durumunda- misilleme hakkını saklı tuttuğu konusunda defalarca uyarıda bulundu. Bu arada, Rusya anakarası İngiliz yapımı uzun menzilli insansız hava araçlarıyla saldırıya uğruyor; bu tür insansız hava araçları ayrıca, özellikle Ukrayna'ya ihracat için Almanya'da da üretiliyor. Bir Rus hükümet danışmanı yakın zamanda, buna "er ya da geç" "sadece sözlü değil, belki de görünür bir tepki" olabileceğini doğruladı. Siber saldırılar veya "yarı askeri eylemler" de düşünülebilir. Hedefler de asimetrik olarak seçilebilir. Leipzig'deki faillerin Rus yetkililerle temas halinde olduğu doğrulanırsa, saldırı Rusya'nın kırmızı çizgilerinin aşılmasına bir tepki olabilir. Almanya savaşta daha da ilerleyecektir.
Rusya'nın kırmızı çizgilerinin nerede olduğu ve aşıldığında ne olacağı sorusu, Ukrayna'daki savaşın başlangıcından beri Batı devletlerini rahatsız ediyor. Başlangıçta, Batı'nın Ukrayna'ya savaş tankları, kısa menzilli füzeler veya hatta savaş uçakları sağlaması durumunda Rus hükümetinin nasıl tepki vereceği belirsizdi. Amerika Birleşik Devletleri kısa süre sonra bunu test etmeye başladı. Haziran 2023'te Washington Post, ABD'nin kademeli olarak HIMARS çoklu roketatarlarını (artı menzilli füzeler), Abrams savaş tanklarını, ardından helikopterleri teslim ettiğini ve şimdi de dördüncü nesil F-16 savaş uçaklarıyla denemeye karar verdiğini belirtti. Şimdiye kadar Moskova her şeyi kabul etmişti; bu da bunun devam edeceği varsayımına yol açtı. Ancak uzmanlar, risklerin değişmeden kaldığı ve her yeni adımda arttığı konusunda uyardı. Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndan Maxim Samorukov o dönemde, "Sorun şu ki, gerçek kırmızı çizgiyi bilmiyoruz" diye açıklamıştı. Dahası, bu çizgi "günden güne değişebilirdi." Berlin Carnegie Rusya Avrasya Merkezi'nden Alexander Gabuev de bunu doğruladı: "Belirli kırmızı çizgiler var"; ancak "nerede oldukları" kesin olarak bilinmediği için riskler ortaya çıkıyor.
Yıllardır, Moskova'daki veya Rusya'nın iç kesimlerindeki hedefleri vurabilecek uzun menzilli silahlar, Rusya'nın kırmızı çizgileri hakkındaki tartışmada önemli bir rol oynamıştır. Eylül 2024 ortalarında, Başkan Vladimir Putin, Batı ülkelerinin Ukrayna'ya uzun menzilli füzeler sağlaması durumunda, Moskova'nın bunu NATO devletlerinin savaşa "doğrudan katılımı" olarak değerlendireceğini açıkladı; çünkü bu tür füzeler yalnızca Batı uydu verileri ve Batı ordularının yönlendirmesiyle kullanılabiliyordu. Putin, Kiev'in bunları kullanmasına izin verilmesi durumunda, "çatışmanın doğasını önemli ölçüde değiştireceğini" belirtti. Batı'daki sertlik yanlıları, açıklamalarının sadece bir blöf olduğunu düşünerek, bunların dikkate alınmaması konusunda ısrar ettiler. 2023 gibi erken bir tarihte, Büyük Britanya ve Fransa, sırasıyla 290 kilometreye kadar menzile sahip Storm Shadow ve Scalp füzelerinin ihracat versiyonlarını tedarik etmişti. Ancak, bunların Rusya anakarasındaki hedeflere karşı kullanımı yasaktı; örneğin sadece Kırım'daki hedeflere saldırılara izin veriliyordu. 2024'ün sonunda, Büyük Britanya ilk kez tartışmasız Rus topraklarındaki hedeflere -başlangıçta Kursk bölgesinde- saldırılara izin verdi.
Şu anda, uzun menzilli insansız hava araçları tartışmanın merkezinde yer alıyor. Son haftalarda Ukrayna, Rusya'ya önemli ölçüde zarar vermek için bunları kullandı: Rusya'dan çok uzaktaki iç kesimlerdeki petrol rafinerilerine, havaalanlarına ve çevrimiçi perakendecilerin depolarına saldırılar düzenlendi. Volgograd ve Yaroslavl'daki petrol rafinerilerini hedef alanlar da dahil olmak üzere, bu saldırılarda İngiliz yapımı uzun menzilli insansız hava araçlarının kullanıldığı kanıtlanmıştır; bu rafineriler sırasıyla sınırdan yaklaşık 340 ve 700 kilometre uzaklıktadır. Sunday Times kuru bir dille şunları kaydetti: "Askeri analistler ve uzmanlar, Rusya'nın İngiliz üreticilerini hedef alıyor olabileceğini belirtti." Sonuçta, insansız hava araçları tedarik ederek Ukrayna saldırısını desteklemişlerdi. Nisan ayında Moskova, Ukraynalı insansız hava aracı üreticilerinin Batı Avrupa'daki yeni ortak girişimlerde uzun menzilli insansız hava araçları üretmeye başladığını belirterek uyarılarını yinelemişti. Böylece Batı Avrupa "Rusya ile bir savaşa sürüklenecek." Ukrayna yapımı uzun menzilli insansız hava araçları Almanya'da da üretiliyor.
Rusya'ya yönelik daha fazla saldırı, Batı Avrupa devletlerini ve son olarak da AB'yi, Batı'da artık sigortalı olmadıkları ve Avrupa NATO devletlerinin limanlarına yanaşmalarına izin verilmediği için "gölge filo" olarak adlandırılan Rus ticaret gemilerine karşı eylemlerine itiyor. Mevcut denizcilik hukukuna göre diğer tüm gemiler gibi, boğazlar da dahil olmak üzere dünyanın okyanuslarında serbest geçiş hakkına sahip olsalar da Fransa, Büyük Britanya, İsveç ve Almanya'nın yanı sıra son zamanlarda AB de çeşitli bahanelerle bu gemileri işgale ve en azından geçici olarak alıkoymaya başladı. Örneğin, haziran ayında İngiliz askerleri, Manş Denizi'ni geçerken bir Rus tankerine bindi. Londra bu eylem için yasal bir gerekçe bulduğunu iddia ediyor. Ancak Moskova, bunun denizcilik hukukuna göre korsanlık teşkil ettiğinde ısrar ediyor. Bu nedenle, temmuz ayında Plymouth'un 40 deniz mili güneyinde canlı atışlı bir deniz tatbikatı yaparak karşılık verdi. Deniz hukuku buna izin veriyor. Salı günü, AB'nin Irini Operasyonu'na ait savaş gemilerinin Akdeniz'de bir Rus tankerini ele geçirdiği bildirildi. Bunun altıncı olay olduğu söyleniyor.
Durum, İngiliz Başbakanı Andy Burnham'ın ağustos ayı sonunda İngiltere'nin Storm Shadow füzelerinin tasarım verilerini Ukrayna'ya teslim edeceğini ve Ukrayna'nın silahı bağımsız olarak üreteceğini açıklamasıyla son zamanlarda tırmandı. Rusya Devlet Başkanlığı sözcüsü Dmitry Peskov daha sonra, Rus hukuk görüşüne göre Birleşik Krallık'ın böylece "savaşa katıldığını" doğruladı. Rus hükümetine danışmanlık yapan Andrei Fedorov, "er ya da geç" Rusya'dan "sadece sözlü değil, belki de görünür bir tepki" gelebileceğini açıkladı. Bunun ne tür bir tepki olacağı şu anda tartışılıyor. Resmi olarak hükümetle bağlantılı olmayan bilgisayar korsanları tarafından gerçekleştirilecek siber saldırılar tartışılıyor. Siyasi tepkiler de düşünülebilir. Fedorov sözlerine şöyle devam etti: "Yüzde yüz askeri önlemlerin de olabileceğini göz ardı edemem." Örneğin, Batı Avrupa'da "Ukrayna için insansız hava araçları üreten" fabrikalara bir şeyler olabilir. Rusya'nın kırmızı çizgilerini aşmasına karşılık olarak başka yerlerdeki Batı devletlerini hedef alan asimetrik yanıtlar da mümkündür.
Leipzig Havaalanı saldırısının faillerinin Rus yetkililerle bağlantılı olduğu doğrulanırsa (bu henüz kesin olarak kanıtlanmadı), saldırı gerçekten de Moskova'nın Rusya'nın kırmızı çizgilerini aşmasına verdiği yanıtın bir parçası olabilir. Başlangıçta Rusya'dan Alman, İngiliz, Fransız veya diğer Avrupa topraklarına açık bir askeri saldırı eşiğinin altında kalan daha fazla Rus karşı saldırısı takip edebilir. Şiddet ve karşı şiddet sarmalı tırmanmaya devam edecektir.
Çeviren: Semra Çelik
(Dış Haberler)Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et