Hukukun ‘holdingci’ üstünlüğü
Hukuk holding hukuku, devlet nihayetinde holdingci bir güç aygıtı ise burada bir tutarsızlık yok. O halde ülkede hukukun üstünlüğü var; ama hukukun holdingci üstünlüğü var.
Ulaş Karadağ
Art arda iki hukuk olayı oldu. Başaran Aksu ve Gökay Çakır 26 Ağustos’ta holding hukuku tarafından tutuklandı. Mehmet Uçum, bir gün sonra, Anayasa’nın 90. maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcılığına dayanak olamaz dedi ve ekledi: “Türkiye yeni anayasasını yaptığında muhtemelen bu hüküm muhafaza edilecek hükümler arasında yer almayacaktır”. Önceki adalet bakanı Yılmaz Tunç’un ülkede hukuk devleti yok demek insafsızlıktır dediğini hatırlıyorum. Doğru, insafsızlıktır.
İnsafsızlıktır çünkü ülkede hukuk devleti vardır ve bu iki olay aynı olaydır. Başaran Aksu defalarca şunu söyledi: Devlet holdinge sözünü geçirip işçinin hakkını söküp alamıyor çünkü devlet/yargı/hukuk holdingi koruyor. Aksu (tekrar) tutuklandı ve bu tespit (tekrar) doğrulandı. Hukuk holding hukuku, devlet nihayetinde holdingci bir güç aygıtı ise burada bir tutarsızlık yok. O halde ülkede hukukun üstünlüğü var; ama hukukun holdingci üstünlüğü var. Manifestodaki “modern devlet tüm burjuva sınıfının ortak işlerini yürüten bir komiteden ibarettir” ifadesini Marksist devlet teorisi (araçsalcılık, işlevselcilik, ekonomizm, göreli özerklik vs.) zaviyesinden bolca tartışabiliriz ama günün sonunda doğrulanan budur.
Tam da bu yüzden Marksist teorisyen Tony Smith, kapitalist devlete ilişkin bazı tezler sıralarken şunu söylemektedir: “Her ne kadar tek yanlı ve nihayetinde yetersiz olsalar da araçsalcılık ve işlevselcilikte inkâr edilemez bir doğruluk payı vardır. Tarih ve çağdaş sosyal bilimler, sermayeye sahip olan ve sermayeyi kontrol edenlerin; yolsuzluk niteliğindeki ödemeler, seçim kampanyalarının özel olarak finanse edilmesi, düzenleyici kurumların ele geçirilmesi ve benzeri yollar aracılığıyla devlet görevlilerini kendi özel çıkarları doğrultusunda yönlendirdiği çok sayıda örnek ortaya koymaktadır. (…) yöneticilerin sermaye sahiplerinin genel çıkarlarının (veya sermayenin belirli bir fraksiyonunun çıkarlarının) fiilî temsilcileri olarak hareket ettiği çok sayıda başka örnek de bulunmaktadır. (…) Bütün bu durumlarda, ekonominin siyasal aygıtlar üzerindeki nedensel etkisini kabul etmek, dogmatik bir ‘ekonomizm’den ziyade, basitçe, iyi bir ampirik sosyal teorinin gereğidir”.
Bu durumda anayasaya ilişkin bir analizin de bundan çok farklı olmaması gerekir. Ferdinand Lasalle (ki anayasa düşüncesi hak ettiği itibarı görmüyor) anayasanın, diğer yasaları ve kurumları “zorunlu bir biçimde oldukları şey haline getiren” etkin bir güç olduğunu belirtir. Anayasa böyle bir güce sahipse, Lasalle’a göre bu ancak toplumdaki fiili güç ilişkilerini kodifiye ettiği için olabilir. Şu an bu güce sahip bir anayasamız var mı? Belli ki yok. 82 Anayasası her ne kadar Manifestodaki türden “ekonomist” bir yorum için elverişli ise de mevcut güç yapılanmasını, dağılımını açıklayamıyor. O yüzden Uçum diyor ki yeni bir anayasa olacak ve mevcut bazı hükümler muhafaza edilmeyecek. Aslında Uçum daha Lasalcı, daha ekonomist bir anayasaya işaret ediyor.
Uçum’un bu konuyu daha önce anti-emperyalizmle ilişkilendirdiğini biliyoruz. Aslında madde 90’la ilgili anti-emperyalist bir tutum pekâlâ takınılabilir. Emperyalist devletlerin kendi anayasalarında böyle bir hüküm yokken, bizim anayasamızda neden var? Önemli bir husus. Avrupa-merkezciliğin ve emperyalizmin maskesi bu kadar düşmüşken tartışılmayacak bir konu mu? Değil, hatta tersi. Ancak, istenen anayasaya anti-emperyalist mi diyeceğiz yoksa holdingci mi; bu sorunun yanıtı hiç de belirsiz değil.
Serdal (Bahçe) hocanın Katman portalda yazıları vardır. “Keynesyen dönem kapitalizmin tarihi içinde bir anomalidir”, “tekrarlanması mümkün değildir” diyor. Bu dönemin politik ve hukuki biçimi bizi yanılttı. Sosyal hukuk devleti, insan hakları bu işin normalidir sandık. Oysa Serdal hocanın ifadesini ödünç alarak sorabiliriz: Sosyal liberal hukuk devletinin, insan hakları hukukunun tekrarlanması mümkün müdür? Yeni anayasa en azından belirli bir vade için bunun yanıtıdır. Buna yanıt olduğu ölçüde de anti-emperyalist olmaktan ziyade (pro da değil) süper-holdingci olacaktır.
Yalçın hoca gibi “biz ne talihsiz insanlarız” diyebilir miyiz? Böyle bir yeni anayasaya karşı 82 Anayasasını savunuyoruz. Belki de 25 yıldır, en çok eleştirdiklerimizi savunuyoruz. Biz ne talihsiz insanlarız.
Bir de anayasa, Lasalle’ın dediği gibi, toplumdaki güç kompozisyonunu ifade ettiği, kalıcılaştırdığı ve koruyabildiği ölçüde anlamlı. Bu bir yandan şu demek: Toplumdaki güç ilişkilerini geleceğe dönük olarak ifade etmenin, yapılandırmanın, korumanın bir yolu anayasacılık. Bu yol tarihin bir dönemine özgü ve bana öyle geliyor ki anayasacılık dünya tarihi ölçeğiyle çok da uzun sayılamayacak bir zaman içinde bu işin asıl yolu olmaktan çıkacak. Sosyal güç ilişkilerini kodifiye etmenin önündeki en büyük engel bizatihi bu güç ilişkilerinin devinme biçimi olabilir. Ayrıca Lasalle’ın “ellerinizi anayasadan çekin” biçiminde ifade ettiği türden tepkilerin sayısındaki azalma, bu tepkilerin yarattığı gündemin (ne yazık ki) zayıflığı, gündelik de olsa, bir işaret sayılabilir. İngiliz-Amerikan sol liberal gazeteci-yorumcu Mehdi Hasan’ın yirmi aşırı sağcı Amerikan genciyle (ki bu programı değerlendiren bir başka Youtube yayıncısının dediği gibi, bunlar yeni nesil Cumhuriyetçilerin “online” yüzleri) gerçekleştirdiği Youtube yayını; anayasaların demode, (sanal ya da gerçek) toplumsal sorunlara yanıt vermeyen, bu nedenle de değiştirme, korunma, kaldırma konularında çok da büyütülmemesi gereken metinler olarak görülme eğiliminin arttığını gösteriyor. Tabii bu başka bir yazının konusu. Bu yüzden, yayındaki diyaloglardan ikisini kısaca aktararak bitiriyorum.
Hasan: Trump'ın Anayasaya aykırı davranması seni rahatsız etmiyor mu?
Genç: Hayır. Hatta daha ileri gitmesi gerektiğini düşünüyorum.
Hasan: Peki Demokrat bir başkan aynı şeyi yapsa?
Genç: Hayır, bunu kabul etmem.
Hasan: Demokrasiye inanıyor musun?
Genç: Hayır.
Hasan: Peki neyi savunuyorsun?
Genç: Otokrasiyi.
***
Başka bir genç: Ben Anayasayı o kadar da önemli bulmuyorum.
Hasan: Neden?
Genç: Çünkü yüzlerce yıl önce yazılmış bir belge. Bugünün dünyasında neden her şeyi onun belirlemesi gerektiğini anlamıyorum.
Hasan: Yani hükümetin Anayasa'yı ihlal etmesini sorun olarak görmüyor musun?
Genç: Eğer sonuçta istediğimiz siyasi düzeni sağlayacaksa, bunu sorun olarak görmüyorum.
***
Yorum sizin.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et