SDG’nin feshi Kürt meselesini çözüyor mu?
Arap basınında gelişmeler, Suriye ile sınırlı olmayan daha geniş bölgesel bir çerçevenin parçası olarak ele alınıyor. Ancak bu gelişmelerin, Kürt meselesinin çözüldüğü anlamına gelmediği vurgulanıyor.
Fotoğraf: AA
Yusuf Ertaş
Suriye’de SDG’nin fesih ilanı, Suriye’nin 'terörü destekleyen ülkeler' listesinden çıkarılması ve Suriye arenasında Türkiye-İsrail rekabeti Arap basınında haftanın öne çıkan gündem maddeleri oldu.
Hafta başında Suriye’de, Şam ile İsrail arasındaki ilişkiler açısından son derece sıra dışı bir gelişme yaşandı. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile Mossad Başkanı Roman Gofman’ın Amman’da bir araya geldiği açıklandı. Hemen ardından ABD’nin Suriye’yi, 1979’dan bu yana 47 yıldır yer aldığı ‘teröre destek veren devletler’ listesinden çıkarma kararı duyuruldu. Bu adım, Arap basınında “İsrail’le açılım karşılığı terör listesinden çıkarma ödülü” olarak yorumlandı. Lübnan merkezli El Ahbar Yazarı Âmir Ali, ABD’nin bu kararının “Şam’dan yerine getirmesini beklediği yeni siyasi ve güvenlik yükümlülüklerinin başlayacağı yeni bir dönemin başlangıcı” olabileceğine işaret etti.
SDG’nin feshedilmesi ne anlama geliyor?
25 Ağustos’ta ise Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi, Şam’daki başkanlık sarayında SDG’nin bağımsız askeri güç olarak feshedildiğini açıkladı. Abdi, kararı “barış, istikrar ve inşa” vurgusuyla duyurdu. Bunun ardından geçici Cumhurbaşkanı Colani ile Mazlum Abdi ve Demokratik Özerk Yönetim Dış İlişkiler Eş Başkanı İlham Ahmed bir araya geldi. Görüşme sonrası yapılan açıklamada Abdi’nin Cumhurbaşkanı Danışmanı, İlham Ahmed’in ise Cumhurbaşkanlığı kontenjanından parlamentoda görev alması konusunda anlaşmaya varıldığı bildirildi. 27 Ağustos’ta yayımlanan kararname ile de Mazlum Abdi Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak resmen atanmış oldu.
Bu gelişmeler, Suriye ile sınırlı olmayan daha geniş bölgesel bir çerçevenin parçası olarak ele alınıyor. ABD’nin İran’ı kuşatma ve bölgede direniş ekseni olarak kabul edilen İran yanlısı silahlı yapıların silahsızlandırılması hedefli bölgesel yeniden yapılandırma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Filistin’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Ensarullah ve Irak’ta Haşdi Şabi gibi direniş ekseninde yer alan silahlı yapıların silahsızlandırılması yönündeki çabalar ile Suriye’de SDG’nin bağımsız askeri yapı olmaktan çıkarılması arasında bir bağ kuruluyor. Türkiye’de PKK’nın kendisini feshetmesi ve silahlı mücadeleyi sona erdirme süreci de bu bölgesel dönüşümün bir başka ayağı olarak değerlendiriliyor.
Entegrasyon Kürt sorununu çözer mi?
Ancak bu gelişmelerin, Kürt meselesinin çözüldüğü anlamına gelmediği vurgulanıyor. Tam tersine, SDG ve özerk yönetime bağlı yapıların devlet kurumlarına entegrasyonu, Kürtlerin elde ettikleri askeri ve idari gücün karşılığında hangi siyasi, kültürel ve anayasal hakların güvence altına alınacağı sorusunu daha önemli hale getiriyor. Irak Komünist Partisinin resmî haber sitesinde yayımlanan Halil Karde imzalı değerlendirmede de bu noktaya dikkat çekiliyor. Karde’ye göre asıl belirleyici olan, Kürtlerin askeri ve idari yapılardan vazgeçmelerinin karşılığında elde ettikleri hakların niteliği. Kürt kimliğinin, dilinin, kültürel ve siyasi haklarının anayasal güvenceye kavuşturulup kavuşturulmayacağı, entegrasyon sürecinin kalıcı bir siyasi çözüme mi yoksa yeni bir gerilime mi dönüşeceğinin temel ölçütü olarak ortaya konuyor. Benzer bir noktaya Rezgar Akrawi de Irak merkezli Savut El Irak haber sitesinde yayımlanan yazısında dikkat çekiyor. Akrawi, “Bir kararnameyle verilen, başka bir kararnameyle geri alınabilir. Yapılması gereken, bu kazanımları kapsamlı bir siyasi geçiş çerçevesinde bağlayıcı anayasal hükümlere dönüştürmektir” diyerek, mevcut kazanımların kalıcılığının anayasal güvenceye bağlanması gerektiğine vurgu yapıyor.
Suriye’de askeri yeniden yapılanma ve bölgesel rekabet
Toni Huri ise Lübnan merkezli En-Naşra haber sitesinde yayımlanan değerlendirmesinde bu dönüşümün başka bir kritik boyutunu, Türkiye ile İsrail arasındaki nüfuz rekabetini öne çıkarıyor. Suriye’de devlet kurumlarının ve özellikle ordunun yeniden inşa edilmesi, yalnızca Şam’ın iç meselesi olmaktan çıkmış durumda. Türkiye’nin yeni Suriye ordusunun eğitim, silahlandırma ve kurumsal yapılanmasında önemli bir ortak haline gelme ihtimali, Ankara’nın Suriye üzerindeki etkisini kalıcılaştırabilecek bir gelişme olarak görülüyor. İsrail açısından ise Türkiye’nin bu konuma yükselmesi, karşısında zayıf ve parçalı bir yapı yerine Türkiye’yle askeri ve stratejik bağları bulunan daha güçlü bir Suriye devletinin ortaya çıkması anlamına gelebilir. Bu nedenle Suriye’deki askeri yeniden yapılanma, aynı zamanda bölgesel güçlerin gelecekteki nüfuz alanlarını belirleyecek bir mücadele alanına dönüşüyor.
Dolayısıyla Suriye’de yaşananlar, yalnızca ülke içindeki askeri yapıların yeniden düzenlenmesinden ibaret değil; Kürtlerin anayasal güvenceler talep ettiği, cihatçı ve tekçi HTŞ’nin Suriye genelinde kontrolü ele geçirerek iktidarını sağlamlaştırmayı hedeflediği, ABD, Türkiye ve İsrail’in ise yeni devletin güvenlik mimarisi üzerinde etkili olmaya çalıştığı daha karmaşık bir sürecin parçası olarak öne çıkıyor.
Çıkış yolu mu, yeni bir çıkmazın başlangıcı mı?
Halil Karde
IKP Resmi Haber Sitesi/Irak
Suriye’deki Kürt meselesi, Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) feshedilmesi ve askeri ile güvenlik oluşumlarının Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi, ayrıca özerk yönetimin bağımsız yapısına son verilip kurumlarının devlete dahil edilmesiyle birlikte yeni ve hassas bir aşamaya girdi.
İlk bakışta bu gelişme, uzun süren bir çatışma döneminin sona ermesi ve silahlı mücadele yerine siyasi sürecin öne çıktığı yeni bir dönemin başlaması olarak görülebilir. Ancak burada asıl önemli soru, SDG’nin feshedilmesi veya özerk yönetimin sona erdirilmesinin kendisi değil, Kürtlerin bunun karşılığında ne elde ettiğidir?
Suriye’deki Kürt meselesi, geçici makamlar veya idari kurumlar meselesi değil; ulusal kimliği, dili, kültürü ve tarihsel varlığı olan bir halkın meselesidir. Bu nedenle gerçek güvence, siyasi açıklamalarda veya aşamalı mutabakatlarda değil, Kürt ulusal varlığını açıkça tanıyan ve siyasi, kültürel, dilsel ve idari haklarını güvence altına alan yeni bir Suriye anayasasında yatmaktadır.
Mazlum Abdi, 25 Ağustos 2026’da bundan sonraki aşamanın, Kürt haklarını Suriye anayasasında tesis etme siyasi mücadelesi aşaması olacağını ilan etti. Bu nokta, entegrasyonun başarılı bir adım mı yoksa Kürtlerin nihai garantileri almadan önce güç kozlarını kaybettiği büyük bir taviz mi olduğunu belirleyecektir.
Kürtçenin tanınması, bundan mahrum bırakılanlara vatandaşlık verilmesi ve Nevruz Bayramı’nın tanınması olumlu adımlardır, ancak tek başlarına yeterli değildir. Zira yasalar ve yürütme kararları gelecekte değiştirilebilir veya iptal edilebilirken, anayasal tanıma daha güçlü ve daha istikrarlı bir garantidir.
Bu noktada Mazlum Abdi’nin geleceğiyle ilgili soru ortaya çıkıyor. Eğer askerî liderlikten Suriye devleti içinde resmi bir siyasi role, ister cumhurbaşkanının Kürt işleri danışmanı olarak ister başka bir siyasi konumda geçerse, bu, gerçek bir anayasal siyasi ortaklığın parçasıysa ve sadece kişisel bir makam değilse faydalı olabilir. Zira Kürt meselesi, Mazlum Abdi’den, referansından ve herhangi bir kişi veya figürden daha büyüktür. Eğer konumu, Kürt halkının haklarının anayasal olarak tanınmasının yerine geçerse, mesele bir halkın davası olmaktan çıkıp bireysel temsil meselesine dönüşür ve bu bir çözüm teşkil etmez.
Ancak eğer devlet kurumlarındaki varlığına, Kürtlerin açık bir anayasal tanınması, Kürtçe eğitimin garantisi, siyasi ve idari katılım, Kürt bölgelerinin dengeli kalkınması ve Kürtlerin devlet kurumlarında temsili eşlik ederse, bu yol, Kürt meselesini siyasi yollarla çözmek için yeni bir modele dönüşebilir.
Bir deneyimin sonu, yeni bir sorunun başlangıcı
Rezgar Akrawi
Saut El Irak/Irak
25 Ağustos 2026’da Mazlum Abdi, Şam’daki halk sarayından yaptığı açıklamayla Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) bağımsız bir askeri güç olarak görevini sona erdirdiğini ve feshedildiğini; Özerk yönetim ile ona bağlı yapılanmaların da dağıtılarak Suriye devlet kurumlarına entegre edileceğini duyurdu. Bu açıklama, SDG’nin geniş nüfuz alanlarını kaybettiği ocak 2026’daki kapsamlı askerî operasyonun ardından geldi ve süreç, entegrasyona ilişkin kapsamlı bir anlaşmayla sonuçlandı.
Ben bunu olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Çünkü farklı halklardan emekçilerin ilk kurbanları olacağı yıkıcı ulusal savaşların yaşanma ihtimalini azaltıyor. Ancak mart 2025’ten fesih kararının ilanına kadar imzalanan art arda anlaşmaların hiçbirinde, sol güçler olarak mücadele ettiğimiz konulara ilişkin herhangi bir madde yer almadı: kadın hakları, devletin laikliği, özelleştirmenin durdurulması, kamu sektörünün korunması, beden ve zihin emeğiyle çalışanların hakları ve tüm yöneticilerin demokratik seçimlerle belirlenmesi.
Kürt ve dünya solunun geniş bir kesimi tarafından toplumsal, feminist ve tabandan demokratik bir devrim olarak sunulan “SDG modeli”, bir halk oylaması yapılmadan ve dünyaya fiilî egemenliğin sahibi olarak tanıtılan komünlerin herhangi bir kararı olmadan, bir başkanlık sarayından yapılan tepeden bir kararla sona erdi.
SDG’nin başlıca askeri ve siyasi destekçisi olan ABD ise aynı zamanda Şam’daki yeni yönetimin güçlenme sürecini destekledi ve savaşın gidişatının, ardından da çözüm sürecinin belirlenmesinde temel aktörlerden biri oldu. Bu durum tek başına kararın aslında nerede alındığını ve büyük kapitalist güçlere bel bağlamanın sınırlarını ortaya koyuyor.
Dikkat çekici olan bir başka nokta ise bedelin kimler tarafından ödendiğinin dağılımı. Yeni devlet, sınıfsal, dini ve otoriter doğasına rağmen SDG içindeki askeri ve partili elitin bir kısmını bünyesine kattı. Liderlerinin birçoğu askeri ve idari görevlere atanarak yeni devletin sınıfsal yapısının bir parçası haline geldi. Buna karşılık Kürt, Arap ve Süryani beden ve zihin emeğiyle çalışanlar, savaş öncesinde karşı karşıya oldukları ve savaş sonrasında daha da ağırlaşan sorunlarla baş başa kaldılar.
Bununla eş zamanlı olarak yayımlanan kararnamelerle Kürtlerin Suriye halkının temel unsurlarından biri olduğu, Kürtçenin ve Newroz’un ulusal bayram olduğu kabul edildiği ve 1962’de Haseke’de gerçekleştirilen adaletsiz nüfus sayımının sonuçları ortadan kaldırıldı. Bunlar, kuşakların uğruna mücadele ettiği gerçek kazanımlardır. Ancak bu tanıma, güç dengelerinin kurulmasından önce değil, sonrasında geldi. Bir kararnameyle verilen, başka bir kararnameyle geri alınabilir. Yapılması gereken, bu kazanımları kapsamlı bir siyasi geçiş çerçevesinde bağlayıcı anayasal hükümlere dönüştürmektir.
Bu uyarı, devletin laikliği, kadın hakları ve temel özgürlükler konusunda bağlayıcı güvenceler sunmamış bir yönetimin varlığı nedeniyle daha da önem kazanmaktadır. Yönetimin baskı ve ihlaller konusundaki sicili, dini bir örtü altında yeni bir otoriterlik kurulabileceğine ilişkin kaygıları artırmaktadır.
ABD’den Suriye’ye ‘İsrail açılımı’ ödülü
Âmir Ali
El Ahbar/Lübnan
ABD, Suriye’nin yaklaşık 47 yıl önce dahil edildiği “teröre destek veren devletler” listesinden adını nihayet çıkardı. Suriye’nin bu listeye alınmasının gerekçesi, Washington’un Şam’ı, özellikle Lübnan ve Filistin’de ABD tarafından “terör örgütü” olarak sınıflandırılan gruplara -yani direniş güçlerine- destek vermekle suçlamasıydı. Bunun yanı sıra Washington, el Nusra Cephesi’ni de terör listesinden çıkardı ve daha sonra Heyet Tahrir eş-Şam’ı (HTŞ) oluşturan ve eski rejimin devrilmesinin ardından geçiş döneminde Suriye’yi yönetmeye başlayan grubun mensuplarının çoğu hakkındaki terör sınıflandırmasını kaldırdı.
Karar, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ile İsrail istihbarat teşkilatı Mossad Başkanı Roman Gofman arasında gerçekleşen görüşmenin hemen ardından açıklandı. Görüşmede, ABD’nin himayesinde bir Suriye-İsrail ortak operasyon merkezi kurulması konusunda anlaşmaya varıldığı bildirildi.
Bunun yanında, SDG’nin (Suriye Demokratik Güçleri) kendisini ve ona bağlı özerk yönetimi feshettiğini açıklamasıyla ABD’nin bu adımının aynı zamana denk gelmesi dikkat çekti. Bu eş zamanlılık, Washington’un kararına sahadaki gerçeklik açısından daha büyük bir anlam kazandırıyor. Zira geçiş yönetiminin kontrolü merkezi hale gelmiş ve Süveyda dışında Suriye topraklarının büyük bölümünü kapsamış durumda. Süveyda ise artık İsrail faktörüyle bağlantılı bir konuma gelmiş bulunuyor.
Şam, güneydeki bu vilayet meselesini kendi lehine çözmeye çalışırken, Tel Aviv askeri güç kullanarak nüfuz alanlarının sınırlarını belirlemeye çalışıyor. Bunu, yetkililerinin işgal altındaki Suriye topraklarına gerçekleştirdiği ziyaretlerin yanı sıra zaman zaman düzenlediği saldırılar ve suikastlar yoluyla yapıyor. Bu durum, Suriye’nin herhangi bir hava savunma sisteminden yoksun olduğu ve İsrail’in de gelecekte bu savunma sistemlerinin yeniden kurulmasına açıkça karşı çıktığı bir ortamda gerçekleşiyor.
Dolayısıyla Suriye’nin terör listesinden çıkarılması bir açıdan yaptırım döneminin sonu olsa da aynı zamanda Washington’un Şam’dan yerine getirmesini beklediği yeni siyasi ve güvenlik yükümlülüklerinin başlayacağı yeni bir dönemin başlangıcı anlamına geliyor.
Suriye’de İsrail-Türkiye rekabetinin perde arkası
Toni Huri
En Naşra/Lübnan
Artık Suriye, yalnızca kendi içindeki nüfuz mücadelesi veren güçler arasında bir çatışma alanı olmaktan çıkmış durumda. Aksine, Esad rejiminin devrilmesinin ardından yeni devletin özelliklerini kimin belirleyeceği konusunda yoğun bir rekabete sahne oluyor: Kurumlarını kim yeniden inşa edecek, ordusunun niteliğini kim belirleyecek, gücünün sınırlarını kim çizecek ve güvenliğini kim garanti edecek? Bu açıdan bakıldığında, son dönemde yaşanan Türk-İsrail gerilimi okunabilir.
Gerçek şu ki Şam, bir hükümete, kurumlara ve uluslararası tanınırlığa sahip olmasına rağmen hâlâ güç üzerinde tam bir tekel kurabilmiş değil. Ordu hâlâ kuruluş aşamasında; silahlar çeşitli gruplar arasında dağılmış durumda ve silahlı grupların bütünlüklü bir askeri yapı içerisinde birleştirilmesi henüz başarılamadı. Buna ek olarak İsrail, önceki rejimin devrilmesinden bu yana Suriye’nin askeri altyapısına geniş çaplı zarar verdi. Bu da Şam’ın tek başına telafi edemeyeceği stratejik bir boşluk yarattı. Bu nedenle Türkiye, özellikle İran’ın rolündeki belirgin ve önemli gerilemenin ardından, konuya daha fazla dahil oldu. Böylece Suriye, İran-Türkiye arasındaki nüfuz rekabeti döneminden, Ankara ile Tel Aviv’in bizzat devletin yeniden inşasının yönü üzerinde rekabet ettiği daha karmaşık bir aşamaya geçti.
Ankara’nın Suriye’yi işgal etmesine veya doğrudan vesayet altına almasına gerek yok. Türkiye’nin Suriye’deki en etkili dış güç haline gelmesi için, askeri kurumun yeniden inşasında eğitim, silahlandırma, deneyim aktarımı ve teknik kapasite sağlama yoluyla temel ortak olması yeterli. Buna, Şam’daki yönetimle sahip olduğu yakın ilişkiler de eşlik ediyor. Böylece Türkiye’nin nüfuzu yalnızca geçici bir askeri konuşlanmaya değil, doğrudan devletin yeniden inşa sürecine bağlanmış oluyor.
İsrail açısından Türkiye’yi diğer dış güçlerden farklı kılan da tam olarak bu. Mesele Suriye’de kaç Türk askerinin bulunduğu değil; Ankara’nın Suriye askeri kurumunun yeniden kurulmasını denetleyen aktör haline gelme ihtimali. İsrail’in korktuğu da tam olarak bu. İsrail elbette askeri açıdan zayıf ve güvenlik bakımından parçalanmış bir Suriye ile muhatap olmayı tercih ediyor; böylece hava üstünlüğünden ve müdahale kapasitesinden yararlanabiliyor. Ancak Türkiye’nin yardımı sonucunda, eğitimi, silahları ve teknolojik altyapısı Türkiye’yle bağlantılı bir Suriye ordusunun ortaya çıkması halinde karşılaşacağı denklem tamamen farklı olacaktır.
Ankara’nın İsrail’in mantığını kabul etmesi zor. Çünkü İsrail’e Şam’a yapılacak Türk yardımının sınırlarını belirleme hakkı tanımak, pratikte ona Suriye devletinin güvenlik alanını tanımlama konusunda bir rol vermek anlamına gelir. Bu nedenle Türkiye’nin tepkisi İsrail’in anlatısını reddeden ve Suriye hükümetiyle iş birliğinin devam edeceğini vurgulayan bir çizgide geldi.
Meselenin özünde şu var: Yeni Suriye askeri kurumunun inşasına katkıda bulunan taraf, dolaylı olarak Şam’ın önümüzdeki yıllardaki stratejik tercihlerini belirlemede büyük bir nüfuza sahip olacaktır.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et