Rantın, çetelerin ve yalnızlığın kıskacında gençlik
Uyuşturucuyla mücadeleyi yalnızca bireyin iradesine indirgemek, sorunun toplumsal ve tarihsel boyutunu yok saymak olur. Bu zemini değiştirmeden de uyuşturucuyla mücadele etmek mümkün değildir.
Fotoğraf: Evrensel
Boran Efe KAZBEK
Beylikdüzü/İstanbul
Her gün yeni bir haber düşüyor önümüze. Daha on yedisinde, on sekizinde gençler uyuşturucudan hayatını kaybediyor. Uyuşturucu kullanan gençlerin sayısı giderek artarken
Herkesin dilinde aynı cümleler dönüp duruyor: “Aileler çocuklarıyla ilgilensin.”, “Okullarda bilinçlendirmeler yapılmalı.”, “Denetimleri arttırılması gerek.” Bir de gençler bugün neler yaşıyor, nasıl koşullarda hayatlarına devam ediyorlar ona bakalım. Bugün bir gencin arkadaşlarıyla para harcamadan vakit geçirebileceği kaç kamusal alan kaldı? Kaç genç ay sonunu düşünmeden bir kitap alabiliyor? Kaçı bir kafede otururken hesabı düşünmüyor? Okurken çalışmak zorunda hissetmeyen kaç genç kaldı? Bunları yapan, gençliğin cebini boşaltan sistem; gençliğin umutlarını ve birlikte yaşayacağı alanları da elinden alıyor. Eskiden buluştuğumuzparklar, meydanlar, kültür merkezleri, mahallelerimiz vardı. Bugün aynı şehirlerin köşe başlarında yeni bir AVM, yeni bir kafe, yeni bir rezidans yükseliyor. İnsanların bir araya gelip hiçbir şey satın almadan vakit geçirebildiği alanlar her geçen gün biraz daha daralıyor. Artık bir arkadaşla buluşma ihtimali kişilerin müsaitliğinden önce cepteki paraya bağlı. Bir konserya da tiyatro bileti, bir kahve, bir kitap. Hepsi gençliğin bütçesini aşan harcamalara dönüşüyor. Bu noktada sosyalleşmek satın alınır bir hizmete dönüşüyor.
Gençlik sistemin içinde kaçış yolları arıyor
Hal bu iken sistem dönüp bir de gençlere “Kendini geliştir, daha çok çalış, yeni beceriler edin.” diyor. Bunlar gerçekleşmezse seni başarısız olarak etiketliyor.Olanaklarımızı yok edip sorumluluğu gençlerin omuzlarına yükleyen bu sistem; sanki herkes aynı koşullarda hayata başlıyormuş gibi yoksulluk, işsizlik ve geleceksizlik kişilerin tercihleriymiş gibi gösteriyor.
Kendi yarattığı sorunları görünmez kılarken çözüm olarak da bireysel çabayı gösteriyor. Oysa gençlerin ihtiyacı biraz daha fazla çabalamak değil; insanca yaşayabilecekleri koşullardır.
İşte asıl çelişki burada. Umudun yerini belirsizlik, dayanışmanın yerini yalnızlık, kamusal yaşamın yerini tüketim aldığında gençlerin bu gerçeklikten kaçış yolu arama eğilimi artar. Uyuşturucu da bu “kaçış yollarından” biri olarak karşımıza çıkıyor. Bunu aklamak için değil, hayatın içinden bir gerçek olarak görmek gerek. Bu tabloyu yalnızca bugünün ekonomik koşullarıyla açıklamak da yeterli olmaz. Çünküuyuşturucunun, çeteleşmenin ve suç ekonomisinin bulunduğumuz alanlarda kök salabilmesinin de bir tarihi vardır.
Devlet, mafya ve siyaset ilişkileri
Türkiye’de özellikle 1980 sonrasına baktığımızda ekonomik bir dönüşümün yanında mahallelerin, siyasal örgütlenmenin ve toplumsal dayanışmanın yeniden biçimlendirildiği bir dönem görürüz. 12 Eylül darbesiyle birlikte siyasal örgütlenmelerin yok edilmeye çalışılması, derneklerin ve gençlik yapılarının dağıtılması, toplumsal muhalefetin baskılanması ve ardından uygulanan neoliberal politikalar, insanların yaşam alanlarını da dönüştürdü. 1980’lerden itibaren gecekondu mahallelerinin dönüşümü, devletin kent ve toplumla kurduğu ilişkinin de yeniden düzenlenmesiydi. Bu dönüşümün bir başka yüzü daha vardı. Devletin güvenlik politikaları içerisinde, hukuk dışı yöntemlere ve toplumdaki belirli güç odaklarıyla kurulan ilişkilere alan açıldığı dönemler yaşandı. Özellikle 1980 sonrası süreçte ülkücü kökenli bazı isimlerin devletin çeşitli birimleriyle ilişkileri, yeraltı dünyası ve yasadışı faaliyetlerle iç içe geçmiş yapılar; Susurluk kazasısürecinde bütün çıplaklığıyla kamuoyunun önüne çıktı. 1996 yılında Balıkesir-Bursa yolunda bir kamyona çarpan otomobilde ülke çapında aranan suç örgütü lideri Abdullah Çatlı, dönemin eski İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ve Doğru Yol Partisi (DYP) MilletvekiliSedat Edip Bucak’ın beraber bulunuyor olması devlet-polis-mafyanın bir araya geldiğini ortaya çıkarmıştı. Burada şunu görmek gerek ki; eğer bir ülkede devlet kendi yurttaşlarının örgütlenmesini ve dayanışmasını baskılarken aynı anda şiddet kullanan, çeteleşen veya suç ekonomisine bulaşan bazı aktörlerle ilişki kurabiliyorsa, ortaya yalnızca bireysel suçlardan oluşan bir tablo değil; bir meşruiyet hikayesi doğar.Susurluk'un ortaya çıkardığı devlet-mafya-siyaset ilişkileri tam da bu nedenle önemlidir. 1996'da ortaya çıkan tablo;güvenlik bürokrasisi, siyaset, ülkücü kökenli suç örgütleri ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi alanların birbirinden tamamen yalıtılmış olmadığını gösterdi. TBMM kayıtlarında da Abdullah Çatlı'nın uyuşturucu kaçakçılığıyla anılması ve devletin bazı birimleri tarafından özel görevlerde kullanıldığına ilişkin iddiaların araştırıldığı görülmektedir.
Boşlukları rant, sermaye ve çeteler doldurdu
Tüm bunlar; uyuşturucu maddelerin bir dağıtıcının cebinden çıkmadığını, o satıcının bir adım öncesi olan dağıtım ağını, o ağın arkasındaki suç temelli ekonomik ilişkileri ve bunu var eden siyasal, ekonomik ve toplumsal ilişkileri gösteriyor.Bugün elbette yoksul mahallelerde yaşayan gençlere “uyuşturucudan uzak dur” demek gereklidir ama tek başına yeterli değildir. O mahalledeki kamusal alanların zayıflığının nedenlerini, gençlerin neden geleceksizliğe terk edildiğini, örgütlü dayanışmanın neden zayıfladığını ve çetelerin oluşan bu boşluklardan güç kazanabildiğini sormak gerekir. Bir zamanlar insanların birbirine dayanarak kurduğu yaşam alanları dağıtıldığında ortaya boş sokaklar çıkması normaldir.Bu boşlukları da kimi zaman sermaye, kimi zaman rant, kimi zaman da çeteler doldurur. Bu nedenle uyuşturucuyla mücadeleyi yalnızca bireyin iradesine indirgemek, sorunun toplumsal ve tarihsel boyutunu yok saymak olur. Bu zemini değiştirmeden de uyuşturucuyla mücadele etmek mümkün değildir. Bu değişim de ancak yok edilen, daraltılan alanlarımız için yeni alternatifler yaratmak için mücadelemizle mümkün olacaktır.
(Genç Hayat)
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et