AKP’nin neoliberal politikalarının sağlık alanındaki tezahürü: Şehir Hastaneleri
Şehir hastaneleri modelinin topluma sunulan “donanımlı ve modern sağlık merkezleri” söyleminin ötesinde, sağlık hizmetlerini sermaye açısından yeni ve güvenli bir yatırım alanına dönüştürdüğü deneyimler üzerinden görülmektedir
Tıp Fakültesi öğrencisi
Hacettepe Üniversitesi
2013 yılında Adalet ve Kalkınma Partisinin sayfasında sağlık sisteminde yeni yapılanma için şu açıklama yapılmıştı: “Her türlü hazırlığını ve mevzuat altyapısını oluşturduğumuz Kamu-Özel Ortaklığı modeli ile sağlık tesisleri, Ar-Ge birimleri, yüksek teknoloji merkezleri, sosyal yaşam alanları, sağlık bilimleri üniversiteleri ve büyük rekreasyon alanlarının bir arada bulunduğu dev Şehir Hastaneleri oluşturacağız. …Kamu Özel Ortaklığı çerçevesinde, 22 ilimizde kurulacak Şehir Hastanelerinde 38 bin yeni yatak oluşturacağız.”
Dönemin Sağlık Bakanı Akdağ da “Başbakanımızın ‘Şehir Hastaneleri’ olarak nitelendirdiği bu hastanelerde inşallah ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ taçlanacak; sizlere çok daha güzel, mükemmel hizmetler vereceğiz” demektedir.
Açıklamada bahsedilen ‘Kamu-Özel Ortaklığı’ modeli; büyük ölçekli ve entegre projeleri kapsayan kamu planlama kapasitelerini bir araya getirerek, kamu ve özel sektör arasında uzun vadeli bir sözleşme ilişkisi tesis eder. Bu sisteme göre devlet hem şirketlere kira ödemekten hem de tesiste sunulacak "temel hizmetlerden” sorumlu olmaktadır. Özel sektör ise “temel hizmetler” dışındaki hizmetleri sağlar ve bunlardan kâr elde eder. Bir diğer deyişle bu model; kamu projelerinin vergilerle finanse edildiği ve hizmetlerin kamu görevlileri tarafından sunulduğu, amacın toplumun ihtiyaçlarını karşılamak ve halk sağlığına yönelik hizmet vermek olan geleneksel devlet hastanelerini ortadan kaldırır. Yerine sağlık sektöründe sermayeye yeni fırsatlar, hastalara ise özel ve kâr amaçlı hizmetler sunulan şehir hastanelerini getirir.
Hastane büyüklüğü ve verimlilik ilişkisi
Son yirmi yılda ülkemizde 27 tane yeni şehir hastanesi açıldı. Devletin sermayeye yüzde 70 yatak doluluk oranı sözü verdiği bu hastaneler uğruna 17 bölgede en az 42 devlet hastanesi tamamen kapatıldı. Yerleşim alanlarına yakın, coğrafi erişilebilirliği yüksek ve bölgesel gereksinimler doğrultusunda konumlandırılmış kamu hastanelerinin kapatılıp sağlık hizmetlerinin kent dışında yer alan büyük ölçekli hastane komplekslerinde merkezileştirilmesinin; özellikle ulaşım, sağlık hizmetlerine eşit erişim ve toplumsal halk sağlığı açısından ciddi sorunlara yol açabileceğini öngörmek zor değildir. Bu şekilde hastaların acil durumlarda hızlıca ulaşabilecekleri hastanelerin sayısı azalmakta ve genellikle daha merkezi konumda olan üniversite hastanelerinin hasta yükü artmaktadır.
Sağlık Bakanının övünerek bahsettiği bu devasa hastaneler hayata geçirilirken ihtiyaç, talep ve kapasite planlaması konularında ciddi endişeler bulunmaktadır. Hastane büyüklüğü ile verimlilik arasındaki ilişki doğrusal değildir. Çok küçük hastaneler kadar aşırı büyük hastaneler de çeşitli verimsizlikler yaratabilmektedir. Buna rağmen Türkiye’deki şehir hastanelerinin önemli bir bölümü 1.000 yatağın üzerinde kapasiteye sahipken, Ankara Bilkent ve Ankara Etlik Şehir Hastaneleri gibi komplekslerde yatak kapasitesi 4.000’inüzerine çıkmaktadır. COVID-19 salgını bu durumu daha da görünür hale getirmiştir. Salgının başlamasının ardından Ankara Numune Hastanesi ile Dışkapı Çocuk Hastanesi’nin yeniden açılmak zorunda kalması, şehir merkezine uzak bu devasa yapıların kriz dönemlerinde artan talebi karşılayamayacak kadar verimsiz olduklarının somut bir örneğidir. Halk sağlığı açısından asıl ölçüt, en büyük hastaneyi inşa etmek değil; toplumun sağlık gereksinimlerini en eşit, erişilebilir ve etkili biçimde karşılayan sağlık sistemini kurmaktır.
Sermayeden değil halktan yana bir sağlık sistemine ihtiyacımız var
Sonuç olarak; şehir hastaneleri modelinin topluma sunulan “donanımlı ve modern sağlık merkezleri” söyleminin ötesinde, sağlık hizmetlerini sermaye açısından yeni ve güvenli bir yatırım alanına dönüştürdüğü görülmektedir. Sağlık hizmetlerinin temel amacı sermaye için yeni ve güvenli yatırım alanları yaratmak değil, toplumun sağlık hakkını güvence altına almak olmalıdır. Sağlık Bakanlığının şehir hastanelerine ayırdığı bütçenin mevcut kamu hastanelerinin güçlendirilmesine, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine ve koruyucu sağlık programlarının yaygınlaştırılmasına yönlendirilmesinin halk sağlığı açısından daha yararlı olacağı aşikardır. Nasıl bir sağlık sistemi kurulacağı yalnızca teknik bir planlama meselesi değil; kaynakların kimin yararına kullanılacağına ilişkin politik bir tercihtir. Sermayeden yana değil, halktan yana ve kaynakları toplumun ihtiyaçlarına göre kullanan kamusal bir sağlık sistemi ancak doğru politikalarla mümkündür. Sağlık sisteminin geleceği yalnızca yönetenlerin kararlarına bırakılmamalıdır. Nasıl bir sağlık sistemi istediğimizi örgütlüve kolektif biçimde savunduğumuz ölçüde, sağlık politikalarının yönünü değiştirmek de halkın elindedir.
(Genç Hayat)Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et