Genç, canlı ve dinamik kentlerin görünmeyen yüzünde neler var?
Eskişehir’in “öğrenci dostu” bir kent olup olmadığını yalnızca kentin canlılığına bakarak değerlendiremeyiz. O mekânlarda kimlerin çalıştığına, hangi koşullarda çalıştığına ve gece eve nasıl döndüğüne de bakmak gerekiyor.
Fotoğraf: Şinasi Müldür/Pexels
Rojbin BABUR
Eskişehir
Eskişehir, üniversitelerin yoğunluğu ve öğrencilerin kent yaşamındaki belirleyici varlığıyla Türkiye’de genç nüfusun gündelik hayatının en görünür olduğu kentlerden biri. Porsuk Çayı çevresindeki kafeler, Bağlar’daki öğrenci yoğunluğu, Espark hattında sıralanan kafe, bar, bistro ve restoranlar kentin sosyal yaşamının önemli noktalarından.Özellikle akşam saatlerinde bu bölgelerdeki hareketlilik, Eskişehir’in dışarıdan görünen genç ve canlı yüzünü oluşturuyor. Fakat bu hareketliliğin arkasında başka bir hayat daha var. Bu mekânların önemli bir bölümü, eğitimini sürdürebilmek ve yaşam giderlerini karşılayabilmek için çalışan üniversite öğrencilerinin emeğiyle ayakta duruyor. Derslerden sonra vardiyasına yetişen, akşam saatlerinden gece geç saatlere kadar çalışan, mekân kapandıktan sonra temizliğe kalan öğrenciler için kentin sosyal hayatı aynı zamanda bir çalışma alanı. Özellikle genç kadınlar açısından bu çalışma düzeni ekonomik güvencesizliğin yanında cinsiyetçi iş bölümü, duygusal emek, estetik baskı, mobbing ve taciz gibi başka yükleri de beraberinde getiriyor. Derinleşen ekonomik kriz, yüksek enflasyon, artan kira ve barınma maliyetleri ile bursların ve aileden alınan desteklerle ihtiyaçların karşılanamıyor oluşu; öğrencilerin önemli bir bölümünü ücretli çalışmaya daha fazla bağımlı hale getiriyor. Burada öğrenciliğin ortadan kalkmasından ya da geçici bir yaşam dönemi olmaktan çıkmasından söz etmiyoruz. Öğrencilik hâlâ geçici bir yaşam evresi ancak bu dönemin nasıl yaşandığı değişiyor. Üniversite eğitimi süreci; derslere girip sınavlara hazırlanmanın yanında barınma, ulaşım, yemek ve diğer temel giderleri karşılamak için çalışmayı da zorunlu olarak içine alıyor. Böylece öğrencilik ile çalışma hayatı birbirinden ayrı iki alan olmaktan çıkıyor. Gündüz fakültede ders takip eden, akşam vardiyasına giren ve gece geç saatlerde işten çıkan bir öğrencinin hayatı, okul ve iş olarak bölünüyor.
Öğrenci emeğinin güvencesizliği
Kafe ve bar sektöründeki emek rejiminin önemli bir özelliği, çalışanların öğrenci olmasının işverenler tarafından çalışma koşullarının geçiciliği ve güvencesizliğini normalleştiren bir unsur olarak kullanılabilmesi. “Nasıl olsa mezun olunca gidecek” yaklaşımı, öğrencinin işyerindeki konumunun geçici görülmesine ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi yönündeki taleplerin ertelenmesine zemin hazırlıyor. Bu geçicilik; kayıt dışı çalışma ve eksik bildirim sorunuyla birleştiğinde daha ağır bir tablo ortaya çıkıyor. Kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin ve fazla çalışma ücreti gibi hakların kullanılabilmesi yasal koşullara bağlı olsa da kayıt dışı veya eksik bildirilen çalışma;bu hakların takibini ve talep edilmesini güçleştiriyor.
Gelir güvencesizliği sektörün temel sorunlarından biri. Saatlik ücretlerin veya yevmiyelerin düşük tutulması, aradaki farkın ise bahşişlerle tamamlanacağının söylenmesi; işletmenin üstlenmesi gereken ücret maliyetinin bir bölümünü doğrudan müşteriye bırakıyor. Çalışanın geliri böylece sabit ve öngörülebilir olmaktan çıkıyor. Kirayı, ulaşımı, eğitim masraflarını ve günlük yaşam giderlerini karşılamak zorunda olan öğrenciler açısından bu durum sürekli bir ekonomik kaygı yaratıyor. Eskişehir’in her yıl yenilenen öğrenci nüfusu da bu güvencesizliği besleyen bir unsur haline gelebiliyor. Her yıl kente yeni öğrencilerin geliyor olması, hizmet sektörünün sürekli yeni bir işgücü havuzuna sahip olması anlamına geliyor. Çalışma koşullarına itiraz eden, mobbinge karşı çıkan veya hakkını talep eden bir öğrencinin karşısına “yerine çalışacak başkası bulunur” düşüncesi çıkıyor. Böylece çalışan, kendi yerine geçebilecek potansiyel işgücünün de baskısını hissediyor.
Kadınların deneyimleri daha da ağır
Hizmet sektöründe kadın emeği yalnızca fiziksel emek üzerinden değerlendirilemez. Çalışandan sürekli güler yüzlü olması, çatışmaları büyütmemesi, müşteriyi memnun etmesi ve mekânın “enerjisini” yüksek tutması beklenmektedir. Sosyoloji literatüründe “duygusal emek” olarak tartışılan bu süreç, özellikle kadın çalışanlar üzerinde görünmeyen bir ekyük yaratmaktadır. Kadın çalışanların bedenlerini de işin bir parçası haline getirilebilmektedir. Kıyafet, makyaj, saç, konuşma biçimi ve müşteriyle kurulan iletişim gibi unsurlar üzerinde yaratılan beklentiler; çalışma mekânında estetik bir denetim mekanizması oluşturabilmektedir. Özellikle işletmenin dışarıdan görünen bölümlerinde veya müşteriyle doğrudan temasın yoğun olduğu pozisyonlarda kadınların “mekânın vitrini” olarak konumlandırılması, emeğin cinsiyetlendirilmiş biçimde örgütlenmesine örnek oluşturmaktadır. Bunun yanında genç kadın çalışanlar işyerinde hem patron ve yöneticilerin hem de müşterilerin baskısıyla karşı karşıya kalabilmektedir. Mola sürelerinin kısıtlanması, yoğun çalışma temposu, aşağılayıcı tutumlar ve mobbing; -özellikle gece mesailerinde daha sık karşılaştığımız- müşterilerin sözlü taciz ve sınır ihlalleriyle birleşebilmektedir. “Müşteri her zaman haklıdır” anlayışı, bu durumlarda kadın çalışanların korunması yerine işletmenin ticari çıkarlarının öncelenmesini beraberinde getirebilmektedir.
Kampüs, ev ve vardiya arasında sürüklenirken…
Bu tabloda gündüz fakültede ders takip eden, akşam saatlerinde vardiyasına giren ve gece saatlerine kadar çalışan bir öğrencinin yaşam ritmi sürdürülebilir olmaktan uzak. Saatlerce ayakta çalışmak, yoğun servis temposuna yetişmek, taşıma ve temizlik işlerini üstlenmek; uzun çalışma saatleri ve düzensiz uykuyla birleştiğinde ciddi bir fiziksel yorgunluk yaratıyor. Bunun akademik hayata yansımaması da mümkün değil. Ancak Eskişehir’de bu çalışma düzeninin bir başka boyutu da işe gidip gelme koşulları. Büyükdere tarafında yetersiz sokak aydınlatması, gece geç saatlerde eve dönen öğrenciler açısından başlı başına bir güvenlik sorunu oluşturuyor. Büyükdere yönüne giden tramvay seferlerinin gece saatlerinde seyrekleşmesi, vardiyadan çıkan bir öğrencinin tramvayı kaçırması halinde uzun süre beklemek zorunda kalması anlamına gelebiliyor. Gece üçten sonra tramvay seferlerinin bulunmaması ise ulaşım sorununu daha da belirgin hale getiriyor. İşten çıkış saatleri toplu taşıma saatleriyle örtüşmediğinde öğrencinin önünde ya uzun süre durakta beklemek ya yürümek ya da o gün kazandığın paranın önemli bir kısmını taksiye ayırmak gibi seçenekler kalıyor. Yani bir öğrencinin gece vardiyasını kabul edip edememesi yalnızca aldığı ücretle değil, vardiya sonrasında eve güvenli ve makul bir maliyetle ulaşıp ulaşamayacağıyla da belirleniyor.
Örgütsüz gençlik ve sendikasızlaştırma
Çalışma hayatındaki genel sendikasızlaşma hali, hizmet sektöründeki genç ve esnek çalışanlar açısından daha da görünür hale geliyor. Az önce de tarif ettiğimiz kafe ve bar sektörünün yüksek çalışan sirkülasyonu, küçük işletmelerin yaygınlığı, kayıt dışılık ve öğrencilerin işlerini geçici olarak görmesi, ortak bir örgütlenme zemini oluşturmayı zorlaştırıyor. Türkiye genelindeki kadın işçilerin durumuna bakıldığında da benzer bir tablo görülüyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının verilerine göre Ocak 2025’te 5 milyon 353 bin 868 olan kadın işçi sayısı, Temmuz 2025’te 5 milyon 441 bin 187’ye yükselse de; altı ay sonra Ocak 2026’da 5 milyon 344 bine geriliyor. Yani kısa dönemli artışlara rağmen bir yıllık dönemde kadın işçi sayısında düşüş yaşanıyor. Bazı sektörlerde bu düşüş daha belirgin. Dokuma, hazır giyim ve deri sektöründe kadın işçi sayısı 473 binden 404 bine gerilerken, metal sektöründe 377 bin 816’dan 356 bin 636’ya iniyor. Buna karşılık konaklama ve eğlence sektöründe kadın işçi sayısı yüzde 7,47 artarak 468 bin 625’e ulaşıyor. Bu veriler Eskişehir’deki kafe ve bar sektörünü doğrudan göstermese de kadın emeğinin hizmet sektöründeki ağırlığınınve çalışma koşullarının niteliğinin ayrıca tartışılması gerektiğini gösteriyor. Bu rakamların yanında sendikalı kadın işçi sayısındaki düşüş dikkat çekiyor. Ocak 2025’te 609 bin 731 kadın işçi sendikalıyken, bu sayı Temmuz 2025’te 601 bin 177’ye geriliyor. Sendikalı kadınların toplam kadın işçilere oranındaki dönemsel değişimler, kadın işçi sayısındaki düşüşle birlikte değerlendirildiğinde kadınların örgütlenmesinin önündeki engelleri görünür kılıyor.
Öğrencinin birkaç ay sonra işten ayrılacağını düşünmesi, işyerinde yaşadığı sorunları uzun vadeli bir mücadele konusu haline getirmesinin önüne geçebiliyor. Resmin geneline baktığımızda, yaşanan sorunların büyük bölümü bireyseldeneyimler değil. Ücret düşüklüğü, güvencesiz çalışma, mola hakkının gasp edilmesi, mobbing gibi daha önce saydığımızörnekler; farklı işyerlerinde çalışan çok sayıda öğrencinin ortak deneyimi.
“Öğrenci dostu” bir kent olmanın koşulları
Eskişehir’in dışarıya sunduğu genç, canlı ve dinamik kent imajı; bu hayatı mümkün kılan emeği görünmez kılıyor. Sonuçta şehir merkezleri ve buralardaki mekanlar kendiliğinden canlı değil, bu canlılığın arkasında uzun saatler çalışan insanlar var. Bu nedenle Eskişehir’in “öğrenci dostu” bir kent olup olmadığını yalnızca öğrencilerin nerede eğlendiğine veya kentin ne kadar canlı olduğuna bakarak değerlendiremeyiz. O mekânlarda kimlerin çalıştığına, hangi koşullarda çalıştığına, vardiyalarının ne zaman bittiğine ve gece eve nasıl döndüğüne de bakmak gerekiyor. Işıklar yandığında genç, canlı ve hareketli görünen şehirlerdeçalışanların koşullarına baktığımızda başka bir tablo ortaya çıkıyor. Işıklar söndüğünde ve masalar toplandığında dageriye yalnızca sessizleşen bir kent kalmıyor. Ertesi gün yeniden dersine girecek, yeniden vardiyasına başlayacak ve yaşamını sürdürebilmek için çalışmaya devam edecek gençlerin yorgunluğu da kentin içinde kalıyor.
(Genç Hayat)Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et