Virüsün sınırları yok, sağlık eşitsizliğinin var
Ebola salgını, yalnızca bir virüsle değil, küresel sağlık eşitsizliğiyle de mücadele edildiğini gösteriyor. Aşıya erişimdeki uçurum ise sömürgecilikten piyasa odaklı sağlık politikalarına uzanan yapısal eşitsizlikleri yeniden görünür kılıyor.
Ali Reyhan
[email protected]
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ebola salgını hızla büyürken hastalığın kendisinden daha eski bir gerçek yeniden görünür hale geliyor: Dünyanın yoksul bölgelerinde yaşayan insanların salgınlara karşı korunma olanakları ile zengin ülkelerde yaşayanların olanakları arasındaki uçurum. Bir yanda seyahat öncesi sağlık danışmanlığına, aşı merkezlerine, laboratuvarlara ve gelişmiş sağlık sistemlerine ulaşabilen turistler; diğer yanda sağlık çalışanlarının ücretlerinin ödenmediği, hastanelerin ve laboratuvarların yetersiz kaldığı, çatışmaların sağlık hizmetlerine erişimi engellediği bölgelerde yaşayan milyonlarca insan.
Sağlık emekçilerinin koşulları müdahaleyi zorlaştırıyor
Üstelik sorun yalnızca ebola virüsü değil. Salgının en ağır yaşandığı bölgelerde sağlık çalışanları aylardır ücretlerini alamıyor, bazı sağlık merkezlerinde personel eksikliği yaşanıyor. Çatışmalar, yerinden edilmeler, kötü yollar ve iletişim altyapısındaki sorunlar hastaların tespit edilmesini ve temaslıların izlenmesini güçleştiriyor. Yeni vakaların yüzde 60-70’inin daha önce izlenen temas zincirlerinin dışında ortaya çıkması, salgının sağlık sisteminin kontrol kapasitesini ne kadar aştığını gösteriyor.
WHO’ya göre salgının kontrol altına alınabilmesi için yaklaşık 115 milyon dolarlık kaynağa ihtiyaç var. Ancak 18 Ağustos itibarıyla bu miktarın yalnızca yaklaşık yüzde 60’ı karşılanmıştı.
Bugün Zaire ebola virüsüne karşı lisanslı bir aşı bulunuyor. Ervebo adı verilen aşı, 2014-2016 Batı Afrika salgını sırasında yapılan çalışmalarla etkinliği gösterilen ve daha sonraki salgınlarda kullanılan bir aşı. WHO’ya göre ise Sudan virüsü, Tai Forest virüsü ve Bundibugyo virüsüne karşı lisanslı aşı bulunmuyor. Kongo’daki mevcut salgının nedeni de işte bu Bundibugyo virüsü.
Aşı uzun yıllar bulunmadı
Bilim insanları ebola aşıları üzerinde 2014’ten çok önce çalışmaya başlamıştı. Ancak hastalık esas olarak yoksul ülkelerde görülüyor, dolayısıyla ticari açıdan büyük ve sürekli bir pazar oluşturmuyordu. Gavi’nin aşı geliştirme tarihçesine göre bilim insanları ebola aşılarını onlarca yıl araştırmış olmasına rağmen, ticari pazarın bulunmaması aşının geliştirilmesi, ruhsatlandırılması ve yaygınlaştırılması konusunda gerekli ekonomik teşviki yaratmadı.
Bilimsel literatürde de benzer bir tablo ortaya konuyor. 2014 ebola salgınını inceleyen bir çalışma, ebola aşısının teknik olarak geliştirilebilir olmasına rağmen bunun yıllarca gerçekleşmemesinin temel nedenlerinden birinin yoksul toplumlara yönelik aşılar için yeterli finansal teşviklerin yaratılmaması olduğunu belirtiyor. Başka bir ifadeyle teknoloji vardı, fakat kâr beklentisi yeterli değildi.
2014’te Batı Afrika’daki salgın büyüyüp uluslararası bir tehdide dönüştüğünde ise durum değişti. Gine, Liberya ve Sierra Leone merkezli salgın 2016’da sona erdiğinde 28 bin 600’den fazla kişi hastalanmış, 11 bin 325 kişi hayatını kaybetmişti. Hastalık İtalya, İspanya, Birleşik Krallık ve ABD dahil olmak üzere Batı Afrika dışındaki ülkelere de ulaşmıştı. Aşı çalışmalarının hızlanması da bu dönemde gerçekleşti. Gine’de yapılan klinik çalışma, rVSV-ZEBOV aşısının ebolaya karşı yüksek koruyuculuğunu gösterdi.
Turizm için sağlık hizmetlerinde durum tam tersi
Afrika ülkelerine giden Avrupalı ya da Kuzey Amerikalı turist için seyahat öncesi sağlık hizmetleri oldukça sistematik biçimde örgütlenmiş durumda. Gidilecek ülkeye göre sarı humma, çocuk felci, hepatit ve başka hastalıklara karşı aşılar öneriliyor veya bazı durumlarda giriş için aşı belgesi isteniyor. Seyahat eden zengin ülke vatandaşı için koruyucu sağlık hizmeti bir seyahat hazırlığının parçasıyken, hastalığın ortaya çıktığı toplumda yaşayan insan için temel sağlık hizmetine ulaşmak bile çoğu zaman başlı başına bir mücadele.
Africa CDC Genel Direktörü Jean Kaseya, kıtanın kendi salgın müdahalesini ve aşı kapasitesini geliştirmesi gerektiğini vurgularken Afrika’nın küresel aşı üretimindeki payının yüzde 1’in altında, ilaç üretimindeki payının ise yaklaşık yüzde 3 olduğunu belirtti. Bu tablo kovid-19 döneminde de açık biçimde görüldü. Aşı ve ilaç üretiminin önemli bölümü yüksek gelirli ülkelerde ve büyük ilaç şirketlerinin kontrolünde yoğunlaşırken Afrika ülkeleri büyük ölçüde dışarıdan tedarike bağımlı kaldı.
Eşitsizliğin bir başka yüzü ise salgınların göçmenlere ve Afrika kökenli insanlara yönelik damgalamaya dönüşmesi. WHO da bugün Avrupa’daki Afrika topluluklarının ebola nedeniyle haksız şüphe ve damgalamayla karşılaşabildiğine dikkat çekiyor. WHO Avrupa Bölge Direktörü Hans Henri Kluge, haziran 2026’da yaptığı açıklamada Ebola’nın milliyet ya da etnik kökenle belirlenmediğini, etkilenen bölgelerden gelen insanlara yönelik damgalamanın salgınla mücadeleyi zorlaştırdığını söyledi.
Sömürgeciliğin sorusu
Afrika’nın sağlık sistemlerindeki yetersizlikleri yalnızca bugünün hükümetlerinin yanlış politikalarıyla açıklamak eksik kalıyor. Kıtadaki birçok ülkenin sağlık, eğitim ve üretim altyapısı, sömürgecilik döneminde halkların ihtiyaçları doğrultusunda değil, sömürge ekonomisinin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirildi. Bağımsızlık sonrasında da borç, dış finansman, ham madde bağımlılığı ve uluslararası sermayenin belirleyiciliği birçok ülkede sağlık sistemlerinin bağımsız biçimde geliştirilmesini sınırlandırdı. Bugün bunun sonucu, bir Afrika ülkesinin salgın sırasında ihtiyaç duyduğu aşıyı başka ülkelerden ve uluslararası kuruluşlardan beklemek zorunda kalması biçiminde ortaya çıkıyor.
2014’te Batı Afrika’da 11 binden fazla insanın ölümünden sonra hızlanan aşı araştırmaları, bugün Bundibugyo virüsüne karşı hâlâ lisanslı bir aşının bulunmaması ve Kongo’daki sağlık çalışanlarının kaynak ve ücret sorunlarıyla mücadele etmesi aynı sorunun farklı yüzlerini gösteriyor. Sağlık hakkı piyasanın kârlılık hesabına bırakıldıkça yoksul ülkelerde yaşayan insanların salgınlara karşı daha kırılgan olması tesadüf değil. Bu nedenle ebolaya karşı mücadele yalnızca yeni bir aşı geliştirmekten geçmiyor. Aşının, ilacın, hastanenin ve sağlık bilgisinin bir ayrıcalık olmaktan çıkarılıp herkesin hakkı haline getirilmesinden geçiyor.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et