13.08.2026 00:55

Trump’ın ‘mülkiyet’ vaazı ve mülksüzleştirilen çoğunluğun muhasebesi: 771 bin 480 evsiz

Trump’ın konuşmasında kurduğu denklem basittir: Komünizm eşittir insanların evini ve parasını almak. Oysa ABD’nin kendi verileri tam tersini göstermektedir. Milyonlarca boş konutun bulunduğu bir ülkede yüz binlerce insanın sokakta yaşıyor.

Trump’ın ‘mülkiyet’ vaazı ve mülksüzleştirilen çoğunluğun muhasebesi: 771 bin 480 evsiz

Fotoğraf: Pixabay

Emirhan Durmaz


Trump’ın konuşmasında kurduğu denklem basittir: Komünizm eşittir insanların evini ve parasını almak. Oysa ABD’nin kendi verileri tam tersini göstermektedir. Milyonlarca boş konutun bulunduğu bir ülkede yüz binlerce insanın sokakta yaşaması asıl mülksüzleştirmenin çoktan gerçekleşmiş olduğunu ortaya koymaktadır.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, 27 Temmuz’da Michigan eyaletindeki General Motors’un Milford Proving Ground Tesisinde otomobil tarifeleri üzerine yaptığı konuşma, salondan yükselen “Pedofil koruyucusu!” sloganıyla kesildi. Güvenlik görevlileri protestocuyu salondan çıkarırken Trump, tepki göstereni “komünist” ilan etti ve “Artık komünistlere karşı yarışıyoruz. Bu çılgınlık. Komünistler insanların evini, parasını almak istiyor” sözleriyle yanıt verdi. Trump’ın son dönemde özellikle Zohran Mamdani üzerinden sıkça tekrarladığı bu söylem, elbette tesadüfen kurulmuş değildir.

Egemen sınıfın kendi mülkiyetini toplumun ortak çıkarı, ona yönelen her tehdidi ise “yağma”, “delilik”, “tehlike”, “anormallik” kalıplarına hapsetme refleksidir bu. Nitekim, Engels bu refleksi 1848’de zaten teşhis etmişti: “Özel mülkiyeti ortadan kaldırma niyetimiz karşısında dehşete kapılıyorsunuz, oysa özel mülkiyet sizin mevcut toplumunuzda nüfusun onda dokuzu için zaten ortadan kalkmıştır; birkaç kişi için varoluşu, tamamıyla, bu onda dokuzun ellerinde var olmayışından ötürüdür. Demek ki, siz bizi, varlığının zorunlu koşulu toplumun büyük bir çoğunluğunun mülksüzlüğü olan bir mülkiyet biçimini ortadan kaldırmaya niyetlenmekle suçluyorsunuz. Elbette; bizim niyetimiz de zaten budur.”

Bugün Amerika’da kendisi de bir milyarder olan ve silah tekellerinin siyasi temsilcisinin kürsüden “Evlerinizi, paranızı almak istiyorlar” diye bağırması, bu 177 yıllık tespitin ete kemiğe bürünmesinden başka bir şey değildir. Öyleyse soralım: Kimin evi, kimin parası, hangi emeğin ürünü?

Veriler konuşuyor: Onda dokuzun mülksüzlüğü

ABD Konut ve Kentsel Gelişim Bakanlığının (HUD) yıllık sayımına göre, 2024’ün ocak ayında 771 bin 480 kişi evsizdi ve bu, 2023’e göre yüzde 18 artışla kayıtlara geçen en yüksek rakamdı. Aynı ülkede, aynı yıl, Sayım Bürosunun verilerine göre yaklaşık 15.1 milyon konut ise boşta duruyordu. Yani ülkenin konut stokunun yüzde 10.3’ü. Yani her bir evsiz kişiye karşılık ülkede yaklaşık 20 boş konut var. Bu dahi, “Yeterli konut yok” yalanının ekonomi politiğini tek cümlede çürütür niteliktedir: Sorun arz değil, kapitalist mülkiyet ilişkileridir.

Servet tarafında tablo daha da çıplaktır. 2025’in üçüncü çeyreğinde, ABD’de en zengin yüzde 1’lik kesim toplam servetin yüzde 31.7’sine sahipti. Bu veri ise Fed’in 1989’dan beri tuttuğu kayıtların en yüksek oranı. Aynı kaynağa göre, bu yüzde 1’in elindeki servet, nüfusun yüzde 90’ının toplam servetine neredeyse eşitti. Öte yandan, 66 milyon hane servetin yalnızca yüzde 2.5’ine denk düşen bir payla yetinmek zorunda. Engels’in “Mülkiyet zaten onda dokuz için ortadan kalkmıştır” tespiti, 2026’da Fed’in kendi istatistiğinde kristalize olmuştu.

Özel mülkiyetin anatomisi

Burjuva ideolojisi mülkiyeti doğal, ezeli ve ebedi bir hak olarak sunar. Sanki sermaye ağaçtan düşer gibi, sanki fabrika sahibinin banka hesabındaki rakam onun alın terinin karşılığıymış gibi… Oysa kapitalist üretim tarzının işleyişi bambaşkadır. İşçi, kapitaliste iş gücünü satar. Kapitalist ise işçiye, onun gün boyunca ürettiği değerin tamamını değil; yalnızca ertesi gün yeniden çalışabilmesini sağlayacak geçim maliyetini ücret olarak öder. Fakat işçi, aldığı ücretin karşılığından çok daha fazla değer üretir. İşte ücret ile işçinin yarattığı değer arasındaki makas, Marx’ın “artı değer” dediği şeydir. Sermayenin kaynağı da tam olarak bu karşılığı ödenmeyen emektir. Burjuva ideologları bunu “İki özgür taraf arasında yapılmış bir sözleşme” olarak sunar. Ancak bu sözleşmenin özgürlüğü kağıt üzerindedir. Nitekim üretim araçlarından yoksun bırakılmış işçinin yaşayabilmek için iş gücünü satmaktan başka gerçek bir seçeneği yoktur.

Dolayısıyla sermaye, doğuşundan itibaren birikmiş ölü emektir. Marx’ın deyişiyle “Tepeden tırnağa her gözeneğinden kan ve pislik damlayarak” dünyaya gelmiş bir toplumsal ilişkidir. Fabrika, arsa, hisse senedi, marka değeri… Bunların hepsi bir yerde, bir zamanda, birileri tarafından harcanmış ama karşılığı ödenmemiş emeğin donmuş halidir. Ezcümle Trump’ın kürsüden savunduğu “mülkiyet”, gökten zembille inmemiştir; o mülkiyetin kaynağında ücretli emeğin sömürüsü, tarihsel olarak da müşterek toprakların çitlenmesi, yağma, katliam, “ilkel birikim” vardır. Sermayenin “ilk günah”ı, liberal mavallardaki gibi “tutumlu bir girişimcinin erdemi” değil; şiddet ve zor yoluyla alıkoyma ve gasptır.

Mülkiyetin sınıfsallığı: Kimin mülkiyeti korunuyor?

Burada kritik bir kavramsal hile daha devreye girer. Öyle ki burjuva söylem “mülkiyet” derken, işçinin içi boş cüzdanı ile milyarderin fabrikasını aynı torbaya koyar. Ancak elbette komünistlerin ortadan kaldırmak istediği, kişisel tüketim eşyası, ev, araba değil; üretim araçlarının özel mülkiyetidir. Yani, başkalarının emeğini sömürmeye, üzerinden artı değer çekmeye ve serveti büyütmeye yarayan mülkiyet biçimidir.

Yukarıdaki rakamlar tam olarak bunu gösterir: 771 bin insan sokakta yatarken 15 milyon konutun boş durması, konutun bir kullanım değeri olarak değil, bir birikim ve spekülasyon aracı olarak örgütlenmiş olmasının sonucudur. Engels’in dediği gibi: Mülkiyet zaten onda dokuz için ortadan kalkmıştır ve kalan onda birin refahı, çoğunluğun mülksüzlüğü sayesinde mümkün olur. Trump’ın “Senin evini, paranı almak istiyorlar” tehdidi, işte bu asimetriyi tersine çevirip sömürüleni fail, sömüreni mağdur gibi gösterme numarasıdır. Oysa gerçek soru şudur: Bugüne kadar kimin evi, kimin emeği, kimin geleceği zaten çalınmış durumda?

Skandaldan kaçışın yolu: Antikomünizm

Epstein dosyaları, sermaye ile türlü istismarın, parayla “adaletin” nasıl iç içe geçtiğinin somut kanıtı mahiyetinde. Egemen sınıfın kurumlarının, suçu piyasa mantığıyla, sessizlik anlaşmalarıyla, avukat ordularıyla nasıl yönettiğinin belgesidir. Böyle bir skandal karşısında burjuva söylemin klasik refleksi, düşman icat etmektir. Nitekim egemen sınıf ve onların en ileri temsilcisi, kendi meşruiyet krizini yönetmenin yolunu, sınıf düşmanını hedef göstermekte buluyor.

Trump’ın Michigan’daki konuşmasında kurduğu denklem basittir: Komünizm eşittir insanların evini ve parasını almak. Oysa ABD’nin kendi verileri tam tersini göstermektedir. Milyonlarca boş konutun bulunduğu bir ülkede yüz binlerce insanın sokakta yaşaması; servetin tarihsel düzeyde küçük bir azınlığın elinde yoğunlaşırken milyonlarca emekçinin ücretle yaşamını sürdürmeye çalışması, asıl mülksüzleştirmenin çoktan gerçekleşmiş olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu nedenle komünistlerin mülkiyet eleştirisi, bireylerin kişisel yaşamına değil, başkalarının emeğine el koymayı mümkün kılan toplumsal ilişkilere yöneliktir. Tartışma, “Kimin evi alınacak” tartışması değil; bugün kimin emeğinin sistematik biçimde gasbedildiği sorusudur.

Engels’in 177 yıl önce yazdığı satırlar tam da bu nedenle güncelliğini koruyor. Çünkü kapitalizm, zenginliği toplumsal olarak üretip özel olarak biriktirmeye devam ediyor. Trump’ın “çılgınlık” diye damgaladığı şey de tam olarak budur: Bu düzenin doğal değil, tarihsel olduğunu ve dolayısıyla değiştirilebileceğini söylemek. Asıl radikal iddia ise, milyonlarca insanın yoksulluğunu birkaç kişinin serveti için zorunlu gören mevcut düzenin kendisidir.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
12.08.2026 21:53

Bahçelievler'de kentsel dönüşüm kazası: Yıkım sırasında yandaki bina zarar gördü

Bahçelievler'de kentsel dönüşüme giren 6 katlı binanın yıkımı sırasında çökme meydana geldi. Bitişikteki apartmanın bazı dairelerinin duvarları yıkıldı. Apartman tedbir amacıyla boşaltıldı.

Bahçelievler'de kentsel dönüşüm kazası: Yıkım sırasında yandaki bina zarar gördü

Fotoğraf: DHA

12.08.2026 15:10 / Güncelleme: 15:37

Özgür Özel hakkındaki 63'üncü dokunulmazlık fezlekesi Mecliste

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in de aralarında bulunduğu üç milletvekiline ait dokunulmazlık fezlekeleri TBMM Başkanlığına sunuldu. Bu, Özel hakkında hazırlanan 63'üncü fezleke oldu.

Özgür Özel hakkındaki 63'üncü dokunulmazlık fezlekesi Mecliste

Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!