Ölüm ile ihanet arasında bir yakın tarih işi: Kubur
Suçunu başında taşıyanların affedilemeyeceği ön kabulüyle psikolojik bir yolculuğa çıkmak isteyenlere etkileyici bir eser sunuyor.
Kavel Alpaslan
Kavga, iki cepheli bir karşılaşma gibi görünür bize: Düşmanlar ve yoldaşlar. Bazen kayıplarımızı anarken bazen onları toprağa götüren karanlığı da hatırlarız. Fakat bir üçüncü taraf daha vardır ki araftadır: İhanetçiler.
Hikayeleri öyle fazla hatırda kalmaz. Ne sırtından bıçakladığı mahallelerinde, ne de ‘yeni’ efendilerinin onlara verdikleri kulübelerinde sözleri beş para etmez. İsimleri de böylece hayatın doğal akışında kaybolur gider. Oysa verdikleri hasar hiç de küçümsenecek cinsten değildir. Devrimci hareketler, ihanetçilerin iki dudağından çıkan sözlerle büyük bedeller ödeyen hatta hayatlarından olan nice insanla dolu.
M. Ender Öndeş, Dipnot Yayınlarından çıkan son kitabı Kubur’da yakın tarihe bir ihanetçi gözüyle ışık tutuyor. Dipnot Yayınlarından çıkan kitapta Öndeş bizi 1980’de yoldaşlarını satan birinin peşini bırakmayan geçmişini canlı bir anlatımla karşımıza çıkarıyor. Hem de bunu ‘ihanetçilere de anlayış göstermek’ gibi apolitik bir yaklaşımdan şiddetle kaçınarak yapıyor. Ölümle ihanet arasında tercihini ikinciden yana yapanların neden bir nevi ‘öldüğünü’, varlığını kaybeden bir ihanetçinin zihninde dolaşarak gösteriyor:
“Yaşamakla ölmek arasında tercih yapmanın, buna tercih denilebilir mi, bilmiyorum, karmaşık bir açmazı var. Felsefe filan değil bu, bir şeyleri haklı çıkarmak da değil... O yol kapalı zaten biliyorum. Karmaşık dediğim de lafın gelişi, aslında dümdüz bir şey. Orada bir çizgi var. Ölünce, ölmüş oluyorsun işte; toprak, kurtlar, böcekler... Geriye bir şey kalmıyor senden. O güne kadar her neyse, sen, ne kadarsan, o. Bitiyor. “Sonra...” diye başlayan yeni bir cümle, dünkü adımlarına ekleyebileceğin yeni bir adım, geriye dönüp düzeltmek isteyebileceğin şeyler... Hiçbiri yok artık.
Yaşamayı seçtiğinde ise, bu seçmekse eğer, yine yaşamıyorsun aslında. Yaşayan sen olmuyorsun çünkü. Soluk alıp veren, yiyip içip sıçan o ‘şey’ artık başka biri, başka bir canlı türü... Senin tarihine, senin geçmişine sahip yine ama artık onun üzerine yeni bir şey inşa edemiyorsun.”
Kitabın ismi de bu ikilemin boyutunu bize hatırlatıyor. Arapça bir kelime olan kubur, ‘kabir’in çoğulu. Ancak bir diğer anlamı da lağım borusu… Suçunu başında taşıyanların affedilemeyeceği ön kabulüyle psikolojik bir yolculuğa çıkmak isteyenlere etkileyici bir eser sunuyor. Üstelik Öndeş bunu her türlü yapaylıktan uzak, gerçekçi karakterlerle yapıyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et