Sovyetler’de Lazlar: 'Size doğan yıldız, bize de doğsun'
Sovyetler Birliği’nde Lazlara tanınan kültürel haklar, Lazca eğitim ve yayıncılık faaliyetleri nasıl gelişti? Lazlar: Kimlik ve Toplum kitabının yazarı İsmail Güney Yılmaz ile Lazların Sovyetler’deki izleğini konuştuk.
Mçita Murutshi gazetesi kupürü
Kavel Alpaslan
Gündelik tartışmalar Sovyetler Birliği’nin aynı topraklarda yaşayan farklı uluslara ‘asimilasyon politikaları’ uyguladığı yönünde ithamlarla dolu. Oysa bilmiyoruz ki Ekim Devrimi’nden sonra yazılı edebiyatı bile olmayan halklara, sayılarına bakılmaksızın şaşırtıcı haklar tanınır. Bu halklardan bazıları, Türkiye’de de yaşayan halklar olmasına rağmen hâlâ pek fazla bilgi sahibi değiliz. Örneğin 1920’lerde Sovyet Gürcistan’ında sayıları yaklaşık 10 bin olan Lazlar...
Ekim Devrimiyle birlikte ilk Lazca gazete burada basılır. Lazca bir alfabe üzerine çalışılır ve her dersin Lazca verildiği bir eğitim sistemi kurulur. Lazlar sadece kültürel olarak değil toplumsal olarak da devrimin bir parçasıdır.
Kısa süre önce çıkan Lazlar: Kimlik ve Toplum* kitabının yazarı İsmail Güney Yılmaz ile Lazların Sovyetler’deki izleğini konuştuk. Ekim Devrimi’nden sonra başlayan savaşta Bolşeviklerin yanında çarpışan Laz Timi’nden, ‘Kızıl Lazistan’ isimli kolhoz çiftliklerine; Nazilere karşı savaşan Lazlardan, Lazca edebiyata... Yılmaz bize, Sovyetler’deki Lazların hikayesine dair tarihin ıskaladığımız sayfalarını hatırlattı.
İsmail Güney Yılmaz
Ekim Devrimi’nde Bolşevik ‘Laz Timi’
Ekim Devrimi öncesinde Lazcanın ve Lazların bölgedeki durumu hakkında neler söyleyebiliriz? Lazca nerelerde, ne oranda konuşuluyordu? Ya da o dönemde örneğin Lazca edebiyata rastlıyor muyuz?
Ekim Devrimi öncesinde Sovyet coğrafyasında Lazlardan, onları iki gruba ayırarak söz edebiliriz. Biri Çarlığın yıkılma sürecinde Menşevik hükümete geçen Gürcistan’ın Acara bölgesindeki yerli Lazlar. Türkiye’deki Laz köylerinin doğal uzantısı olan bu bölgede sadece iki Laz köyü var. Biri bölünmüş Sarp, öteki Kvariati. Diğer grup, Osmanlı’nın son dönemlerinde özellikle Arhavi’den ve Fındıklı’dan göçen Abhazya Lazları. Toplam nüfus on bin civarıyla sınırlı olmalı, Abhazya’daki Lazlar daha fazlaydı. Tzitaşi 1937’de Gürcistan’da 6-7 bin Laz olduğunu söyler. Öncesinde daha fazla olduğunu hesaba katmalıyız. Zira yine Tzitaşi 1921’de Abhazya’daki Laz nüfusunu 9 bin olarak veriyor. 1929’da bu 5 bine düşmüştü. Yine Leningrad, Krasnodar gibi alanlarda çalışmaya gelmiş birkaç yüz kişilik bir Laz kitle söz konusu. Bu nüfusun tamamı Lazcayı anadil olarak konuşur ve yerli nüfus dahil çoğunluğu Türkçeyi de bilirdi.
Gerek Çarlık sahasında gerekse de Türkiye tarafında Bolşeviklere katılan hatta ‘Laz Timi’ kuran Lazların olduğunu biliyoruz. Bu çalışmalara karşı Türk devletinin mücadelesi, gizliliği kalkan Bakanlık ve istihbarat belgelerinde aktarılıyor. Sınırın diğer tarafı özelinde konuşursak bu ‘Laz Timi’ ya da ‘Laz Tugayı’, 1921’e dek Menşevik Gürcü hükümetine karşı Abhaz komünist Nestor Lakoba’nın önderliğindeki Kiaraz’a bağlı olarak savaşıyor. Timin lideri Rıza Bibinoğlu’dur. Gerilla grubunda Hasan Kopoğlu, Hüseyin Çemrisoğlu ve Bukrei Halimoğlu gibi isimler yer alıyordu. Kumandan Bibinoğlu’nun Menşeviklerce yakalanıp idam edilmesinden sonra başına Halim Hazıroğlu’nun geçtiği yapı, gerçekleştirdiği mühimmat transferi operasyonları ve eylemlerle Abhazya’da Bolşevik idarenin kurulması yolunda ciddi yararlılıklar gösteriyor. Türkiye ve Rusya sahasındaki Laz Bolşevik hareketine dair Tzitaşi’den aktarılan literatüre dair ayrıntı için ilgili yayınlara bakılabilir. Benim Lazlar: Kimlik ve Toplum kitabımda da var bu değiniler.
Rıza Bibinoğlu
O dönem bir yazılı Laz edebiyatıysa söz konusu değil henüz. Ekmek parası için o bölgeye gelmiş bir nüfus mevzubahis genel olarak ve Lazca yazma geleneği diye bir şey zaten ortada yok. Osmanlı döneminin sonunda Lazcanın çok az yazıldığına dair birkaç söylem varsa da elde belge mevcut değil. Fakat Bolşevik devrim sürecinde bir Laz Kongresi organize edildiğini ve Ocak 1922’de Acaristan Umum Sovyeti’ne ‘Lazistan fukara-yı kasibesi’ (proletaryası) adına katılıp, “Size doğan yıldız, bize de doğsun” diye nutuk çeken Hopalı Veli Mehmedoğlu Ziya’yı biliyoruz.
Eğitim dili Lazca
Sovyet yönetimiyle birlikte Lazca bu durumdan nasıl etkilendi? Sanırım İskender Tzitaşi gibi isimlerin öne çıktığını görüyoruz.
Kökünden bir değişim var doğal olarak. Hem sosyal, ekonomik, politik yaşantı bakımından hem de dile ve kimliğe dair. Gelişkin bir ulusal kimlik anlayışına sahip olmayan Laz halkı bu dönemde bir rönesans yaşadı. Önce Lazca gazete Mç̆ita Muruʒxi (Kızıl Yıldız) 1929’da çıktı. İki sayı yayımlanabildi ve ikinci sayısı elimizde yok. Muhtemelen Türkiye’nin baskısıyla yayınına son verildi. Sonra yine Abhazya’da Mç̆ita Lazistani (Kızıl Lazistan) kolhozu kuruldu.
İskender Tzitaşi
En önemli gelişme 1933-36 yılları arasında faaliyet gösteren Laz okulları. Bu okullarda sadece anadili eğitimi değil, anadilde eğitim var. Yani matematik ve sosyal bilgiler dersleri de Lazca veriliyor. Dolayısıyla her bir ders için Lazca kitaplar çıkarıldı. Bu çalışmaların hepsinin öncüsü aslen Fındıklılı olan Tzitaşi’dir. Lazca Ǯitaşi diye yazılır Lazca olmayan metinlerde Chitaşi, Tsitaşi, Tzitaşi diye geçer.
Lazların kolektif hakları kısa sürer. Bunda Gürcistan yönetiminin Laz, Megrel ve Svan halklarını Gürcü olarak gören anlayışı etkili olacaktır. 1939’dan sonra Lazca çoğunlukla akademinin bir konusu olur. Tzitaşi dışında Lazların büyük şairi Hopalı Helimişi Xasani, Muhammed Vanilişi, Çapanişi Kyazimi, Banişi gibi isimleri de sayabiliriz. Bu isimler Lazca şiirler, makaleler, çeviriler, oyunlar yazdılar. Helimişi’nin üretimi 1976’daki ölümüne dek sürer ve şair büyük bir miras bırakır.
"Lazca kitapların varlığı burada çok geç öğrenildi"
Peki Sovyetler’deki bu sürecin o yıllarda Türkiye’de nasıl bir yansıması oldu? Her iki ülkede de yaşayan Lazlar arasındaki iletişim-etkileşim ne orandaydı?
Belirttiğimiz gibi Türkiye’de de bir Laz Bolşevik çalışması zaten vardı. T.C. ve SSCB oluşana dek sınır denetimi kısıtlı olduğu için etkileşim de yoğundu. Daha sonra malum, tüm iletişim ve bağ kesildi. Öte tarafta Lazca gazete, kitaplar, Lazca eğitim olduğu bu tarafta daha yakın zamanda, doksanlarda öğrenilebildi. Daha da öğrenilecek çok şey var gibi duruyor.
Mesela Lazca matematik kitabının bulunması çok daha yeni bir olaydır ve kitap, Fransa’daki bir kütüphanede tesadüfen görülmüştür. Türk devleti Abhzaya sahasında Lazlar üzerinde ciddi bir propaganda çalışması yapmayı başardı ve oradan Türkiye’ye geri dönüşü yüksek bir yüzdeyle örgütlemeye muktedir oldu. Tzitaşi’nin bu geri dönüşü engelleme girişimleri SSCB’deki ilgili yöneticilerin meseleye pek duyarlı olmaması sebebiyle başarısız olmuştur. Zaten İkinci Dünya Savaşına giden sürecin karmaşasında SSCB’deki Lazlara yönelik idamlar ve kitlesel sürgünler de gündeme geldi. Bunların arasında Tzitaşi de var maalesef.
İkinci Dünya Savaşında 2 bin Laz Kızıl Ordu saflarında faşizme karşı savaşır. Laz şehitler için Sarp’ta inşa edilen anıt mezar yakın tarihte Gürcü hükümetince yıkıldı. Sarp’ın iki ülke arasında bölünmüş bir köy oluşunun dramatik yansımaları bölge halkının kolektif hafızasında önemli izler bırakmış. Yan yana olan ama birbirleriyle iletişimi olmayan akrabalar bunlar. NATO müttefiki bir ülkede tam sınırda olmanın yarattığı baskı ve kısıtlılıklar ortamında bir yaşam sürdüler. Buna karşın Türkiye’deki Laz coğrafyasında yetmişli yıllarda devrimci hareket çok güçlüydü. Bunun kalıtsal birtakım politik şekillenişleri bugün hâlen bölgede izlenebiliyor. Yalnız Laz coğrafyasında güçlü olan devrimci örgütlerin hiçbiri Sovyetçi değildi. İlk günden beri bölgede faaliyeti olan geleneksel TKP ve altmış sonlarında özellikle okumuş, memur kesim arasında örgütlenen TİP, yetmişlerin ortalarından itibaren süratle yükselen devrimci gruplar karşısında varlık şansı bulamaz. Ama bu arada geleneksel TKP’nin lideri Çamlıhemşinli Laz İsmail’dir mesela.
"Lazların devrimci sola bu denli yakın durmaları incelenmeli"
Sizin eklemek istediğiniz, sizin dikkatinizi çeken başka bir konu var mı?
Madem sınırın öte tarafından bahsediyoruz Megrel konusuna bir ufak değinmek istiyorum. Laz-Megrel birliğinin yaklaşık 1300 yıl önce bozulmasına, Lazların Osmanlı döneminde Ortodoksluktan İslâm’a dönmüş olmalarına rağmen Lazların Megrellerle aynı millet olduklarının bilgisine kendiliğinden sahip olmalarını bu halkın kimlik, kök bilincine dair en önemli veri olarak değerlendirmek gerekiyor.
Lazların Hanefi-Sünni olmalarına ve bürokrasi içindeki güçlü varlıklarına karşın devrimci sol akımlara bu denli yakın durmaları da incelenmesi gereken ayrı bir sosyolojik vaka. Lazlık temelinde Türklüğe karşı ya da devlete karşı hiçbir isyancı birikim taşımıyorlar, devletle ve devletin millet tanımıyla, dinle bütünleşmişler. Fakat yine de yoğun bir devrimci potansiyel ortaya çıkarmışlar. Ekonomik açıdan da yetmişlerin en kötü durumdaki kesimlerinden sayılmazlar.
Burada sadece Lazların öteden beri dikkat çeken okuma meyli, ‘aydın’ tavrı açıklayıcı olabiliyor sanırım -ki Lazlarda Abdülhamit döneminde de TC’ye verilen kitlesel desteği biliyoruz. Röportajda andığımız Bolşevizm tesirini ve devamla TKP örgütlenmelerini biliyoruz. Bugün hâlâ o coğrafyada Lazların ve Hemşinlilerin çevresine göre daha solda kodlanmasının temelinde bu halkların dini yaşayışı daha ziyade bireysel bazda ele almalarının etkisi de var sanırım. Ve muhtemelen eski ‘maceracı’ karakterlerinin de. Fakat bu toplumların görece yakın tarihte, yani dört yüz-beş yüz yıl önce Müslüman olmaları bu durumun sebebi diye nitelendirilemez. Zira Trabzon’un ve Rize’nin batısının nüfusu da o dönemeçte Müslümanlaşacak.
*Ayrıntı Yayınları, Aralık 2025
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et