09.08.2026 00:20 / Güncelleme: 01:26

İran Komala Örgütü MYK Üyesi Şureş Karimi: Çerçeve yasa bölgedeki tüm Kürt hareketlerini etkileyecek

Çerçeve yasa ve bunun İran ve Irak’taki etkilerini İran Komala -İran Komünist Partisi- Kürdistan Örgütü Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Şureş Karimi ile konuştuk. 

İran Komala Örgütü MYK Üyesi Şureş Karimi: Çerçeve yasa bölgedeki tüm Kürt hareketlerini etkileyecek

Fotorğraf: Şureş Karimi

Ela Ava
[email protected]


Türkiye’de “Çerçeve yasa”nın gündeme gelmesi ve içeriği Türkiye ve dünyada yeni güç dengelerinin oluştuğu ve çatışmaların yayıldığı bir dönemde gerçekleşmesi tüm bölge ve bölgedeki diğer tüm kürt hareketlerini etkileyecek. Çerçeve yasa ve bunun İran ve Irak’taki etkilerini İran Komala -İran Komünist Partisi- Kürdistan Örgütü Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Şureş Karimi ile konuştuk. 

Geçtiğimiz iki yıl içinde bölgesel ve çeşitli savaşların, çatışmaların hız ve yaygınlık kazandığı bir noktaya evrildi. Süreç, Türkiye’de PKK’nin silah bırakması ve Türkiye Meclisi’nde gündem edilen çerçeve yasayı siz nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Öncelikle, bu süreç gerçekten çok şeffaflıktan uzak, belirsiz ilerledi. Çünkü İran’da veya başka yerlerdeki deneyimlere baktığımızda, normalde müzakere tarafları masaya oturup konuşur, uluslararası heyetler devreye girer, uluslararası örgütler maddelerin ve anlaşmaların uygulanmasını denetler. Taraflar birbirini ve birbirlerinin kırmızı çizgilerini tanır. Şu an şahit olduğumuz şey ise kesinlikle bir müzakere değil; buna "müzakere" veya "barış süreci" adını veremeyiz.

Meselenin bir tarafı olan Erdoğan yönetimi ve iktidar, MHP'nin de desteğiyle bu süreçte bir nevi kendi gücünü dayatıyor. "Çerçeve" adı altında ortaya çıkan bu tasarıda barışa, özgürlüğe, yıllarca mücadele etmiş kişilerin affedilmesine, bu süreçte tarafsız kalabilecek kişi veya kurumların denetimine, bizzat Öcalan'ın veya diğer liderlerin özgürlüğüne ya da sürecin geleceğine dair tek bir iz yok. Bu süreç aslında bir "milli entegrasyon" projesine dönüşmüş durumda. Yani bize yansıyan bu. 

Kürtlerin mücadelesi siyasi bir statü edinmek, demokratik özgürlükler kazanmak ve Kürdistan işçi sınıfını dahi yıllarca yoksulluğa, güvensizliğe ve işsizliğe mahkum eden o sistematik ayrımcılığa bir cevap bulmak içindi. Ancak bu çerçevede bunlara dair tek bir kelime dahi geçmiyor. Sadece meselenin tek bir tarafı, yıllardır zorla kabul ettiremediği her şeyi bu süreçte kendi istediği gibi dayatarak ilerletiyor ve karşı tarafın nerdeyse kazanımı yok. Şunu açıkça görüyoruz: Erdoğan'ın Türkiye'deki genel siyasi çizgisi, demokratik özgürlükleri sadece Kürtlerin değil; farklı düşünen herkesin, CHP'den sosyalistlere, sendikalardan kadın ve çevre mücadelesinde yer alanlara, hükümeti eleştiren herkesin elinden alma yönünde ilerliyor. Böyle bir süreçte Erdoğan toplumu demokratikleştirmeye dönük bir adımı nasıl atabilir ki?

PKK'da siyasi dönüşüm

Bana göre şu an şahit olduğumuz şey, bizzat hareketin siyasi liderliği (yani PKK yönetimi) tarafından yapılan stratejik bir siyasi manevradır, keskin bir dönüştür. Erdoğan'ın amacı hem içeride (kendi deyimiyle "iç cephede") hem de dışarıda iktidarını sağlamlaştırmak. Suriye ve Irak'ta elde ettiği nüfuz alanlarında Kürtleri kendine siyasi ortak yapmak istiyor. PKK'nin buna uyması ancak stratejik bir "dönüş" ile açıklanabilir.  Bunu tamamen şeffaf bir süreçte yürütebilir, Kürdistan meselesiyle küresel çapta dayanışma gösteren ve yıllarca bu mücadelede yer alan herkesi perde arkasında yaşananlardan haberdar edebilirlerdi ama bunu tercih etmediler. 

Bunun Türkiye'deki Kürt halkının hak mücadelesine onarılamaz zararları olacaktır. Bunun diğer parçalardaki olumsuz yansımalarını da görebiliriz. Şunu belirtmek isterim ki, müzakere tabu olan bir şey değildir; müzakere yapılabilir, özellikle de birbirleriyle yıllarca savaşmış iki unsur veya varlık arasında. Bu tek başına kötü bir şey değildir. Kürt halkının kendi haklarına kavuşma hakkı vardır; bunu Birleşmiş Milletler ve insan hakları da teyit eder (ki biz konuya insan hakları çerçevesinin çok daha ötesinden bakar, bu dünyanın kökten adaletsiz olduğuna inanırız). Dolayısıyla bizim eleştirimiz bizzat müzakerenin kendisine değil. Bizim eleştirimiz başlayan bu sürecin şeffaf olmamasınadır. Eleştirimiz, Kürdistan halkının haklarının yok sayılmasınadır. 

Diğer parçalar dediğiniz kesime gelirsek. ABD bölgede yeni bir hegemonya savaşı sürdürüyor ve bir yandan dolaylı olarak Çin ile uzlaşıyor. İran ile savaşı sürdürüyor. İran savaşında da Kürtler çokça tartışma konusu oldu. İran açısından nasıl bir tablo olacak?

Arakçi bir röportajında Türkiye’nin İran Kürtlerinin savaş sürecinden silahlı müdahalesini engellediğini ifade ediyor o açıklaması ve Erdoğan hükümetinin bu planı engellediğine dair sözleri, Türkiye'nin İran’ı desteklediği anlamına gelmiyor. Erdoğan, Rojava Kürdistanı'nda yaşanan tecrübenin tekrarlanmasını istemedi. Yani o an için böyle bir projeye hazırlıklı değildi. Şekillenmekte olan ama henüz sınırları netleşmemiş bu yeni dengede bölge açısından üç ana kutbumuz var: İran, İsrail ve Türkiye. Ve ABD, küresel hegemon olarak bu güç dengesini kendi lehine bozup yeniden tasarlıyor.

ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü bu savaş sürecinde, Türkiye'nin siyasi bir rakibi olan İsrail hükümeti, İran içinde nüfuz elde etmek için bazı hazırlıklar yapmıştı. İsrail'in amacı aslında rejimi devirmekti; Netanyahu hükümeti Yeni Ortadoğu'dan bahsederek Suriye, Lübnan, Filistin ve İran'da köklü bir değişim istiyordu ve bunu gizlemiyordu. Bu durum Türkiye hükümeti için de bir tehlike çanıydı. Dolayısıyla Türkiye ile İran'ın arasının çok iyi olduğu ve sırf bu yüzden Türkiye'nin buna engel olduğu şeklinde bir analiz yapmak doğru olmaz.

Türkiye ve İran arasındaki jeopolitik rekabet bugüne özgü değil, tarihi bir meseledir. Suriye krizinde bile İran'ın Esad'ı tüm imkanlarıyla desteklediğini, Türkiye'nin ise Esad'ı devirmek için Suriye Milli Ordusu ve diğer grupları kullandığını gördük (bu durum Ortadoğu'daki güç dengelerini değiştirme mücadelesinin bir arka bahçesiydi).

Peki bu durum İran Kürdistanı'nı etkiler mi? PKK'nin bir kolu olan PJAK da bu olası anlaşmanın bir parçası mı? Bu hâlâ belirsiz. Geçmişte PKK'nin Marksist-Leninist çizgiden başlayıp, ardından Büyük Kürdistan fikrini, daha sonra da Demokratik Konfederalizmi savunduğunu biliyoruz. Şu an tam olarak ne yapmak istediklerini bilmiyoruz. Acaba belli bir noktada Erdoğan'ın uygun bir ortağı mı olmak istiyorlar? Ki Erdoğan, kendi deyimiyle iç cepheyi güçlendirme derdinde. Hangi iç cephe? Toplumdaki genel hoşnutsuzluk, enflasyon, hayat pahalılığı, işsizlik, düşük ücretler ve buna karşı duran toplumsal hareketler ortadayken... Rakip parti liderlerini tutuklamasına, bazılarını kapatmasına, belediyelere kayyum atamasına, binlerce gazeteciyi, öğrenciyi ve sendikacıyı hapse atmasına rağmen Erdoğan'ın şu an tek derdi, başkanlık süresini uzatabilmek için alacağı oylardır.

ABD, Kürt meselesinde inisiyatifi Türkiye hükümetine bırakmış durumda

Hareketteki bu stratejik belirsizlik nedeniyle ancak varsayımlarda bulunabiliyoruz. Burada uluslararası medyada pek yer bulmayan çok önemli bir noktayı vurgulamak gerekiyor: Dünyanın her yerinde olduğu gibi Kürdistan'da da toplum sınıfsal bir yapıya sahiptir. Liberal, neoliberal, pragmatist, reformist partilerin yanı sıra, rejime veya bölge ülkelerine işbirlikçilik yapan yapılar da vardır. Bu yüzden biz, sol ve sosyalist kanadı temsil edenler olarak şunu söylüyoruz: Herkesin çıkarı bir değildir. Bazı noktalarda ortak çıkarlar olabilir ancak bu sağ partiler, temsil ettikleri sınıfsal taban gereği işbirliğine her an hazırdır. İşte bu yüzden farklı senaryolar ortaya atılabilir.

Sözlerimi özetlersem; PJAK ya devrimci bir hareket olarak İran İslam Cumhuriyeti'ni yıkmak için mücadele etmeye devam edecek, ya da kendi deyimleriyle KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) yapısı içinde yer alıp Öcalan'ın tüm teori ve görüşlerini aynen kabul edecek. Eğer Erdoğan ile ilgili bu teori doğruysa, yarın bir gün İran rejimi çıkıp (ki İran'da Kürtlerin resmiyetteki konumu Türkiye'den çok daha iyidir) PKK'nin Türkiye ile yaptığına benzer bir anlaşma önerirse, PJAK silah bırakıp İran rejiminin ortağı olmaya hazır mıdır? Daha önce de dediğim gibi, Kürt meselesini kendi çıkarlarına göre yönlendiren ABD, bu inisiyatifi sağcı Türkiye hükümetine, yani Erdoğan'a bırakmış durumda.

Bu meselenin en önemli ayaklarından biri de Irak Kürdistan’ı. Özellikle yeni yönetimin bazı unsurları ABD ile ortaklaşa hareket ediyor. Bu süreç Irak’ı ve Türkiye ile ilişkilerini nasıl etkileyecek? 

Irak'ın durumu da doğal olarak bölgesel gelişmelerden, bu savaştan ve şekillenmekte olan yeni dengelerden etkileniyor. Bu aynı zamanda ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı bu savaşın geleceğine bağlı; savaşın sonucu Irak'taki gelişmeleri de doğrudan etkileyecektir. İran İslam Cumhuriyeti bu savaştan ne galip ne de mağlup bir şekilde çıkmayı başarabilecek mi? Yoksa bambaşka planlar mı devreye girecek? (Örneğin İran anlaşmayı reddedip savaşa devam ederse) bunun sonucunda; Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, BAE, Lübnan, Suriye ve hatta Türkiye ile Ukrayna'yı da içine alacak geniş çaplı bir bölgesel savaşa ve bunun doğuracağı sonuçlara mı tanık olacağız?

Şu anki durumda, az önce de belirttiğim gibi bu güçler arasında süregelen bir çatışma var. Ortada bir üçgen var: İsrail, Türkiye ve İran üçgeni... Ve nihayetinde tüm bölgenin hegemonu veya bir numaralı gücü konumundaki ABD, kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda bu güçlerle oynuyor.

Bölgenin jandarmalığı, İran'la denge kurabilecek, NATO üyesi ve aynı zamanda İran'la da ilişkileri bulunan bir devlet olma rolü Türkiye'ye verildi dedik. Türk devleti de başlatılan bu süreç üzerinden Suriye'de elde ettiği başarıyı sürdürüyor, Irak'ta ise Irak Kürdistanı'nın bir bölümünü kontrol altında tutuyor. Burada tam olarak nasıl anlaşmalara varıldığını bilmiyorum; PKK'nin elindeki stratejik bölgeler ve sarp dağlık alanlar Türkiye devletinin kontrolüne mi geçecek? O bölgelerin akıbeti ne olacak? Nihayetinde, Irak'taki mevcut yönetimin bir kısmı ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) fiilen Türkiye devletinin ticari bir ortağı ve ona bağımlı konumdadır.

Irak'ta katmanlı dengeleler 

Öte yandan, Irak'ın kendi içinde de dini, ulusal ve etnik aidiyetlerden kaynaklanan benzer kimlik sorunları var. Türkiye devleti yıllardır bunun üzerine yatırım yapıyor; Kürtlerin bir kısmını da kendi çizgisine çekti. Diğer tarafta ise Haşdi Şabi'yi elinde tutan İran rejimi var. Mevcut Başbakanlık makamı (Sudani) bizzat bu koordinasyon çerçevesinin, yani İran'a yakın olan cephenin içinden çıktı. Oradaki halkın çoğunluğu Şii. İran İslam Cumhuriyeti hem kendi Şiilik kimliğini hem de buradaki Şii çoğunluğu kullanarak ve liderlerine (örneğin Hamaney'e yönelik olanlara) düzenlenen suikastlar üzerinden yürüttüğü mağduriyet politikasıyla Irak'taki tabanını sağlam tutmayı başardı. Irak hükümetinin bir bölümünü elinde tutuyor ve ABD'nin oradaki nüfuzuna ve onunla çelişmesine rağmen, nihayetinde oradaki büyük bir kesimi bizzat kendisi koordine ediyor.

Gelecek dönemde, içinde yaşadığımız dünyanın karakteri –ki savaş bu kapitalist dünyanın ayrılmaz bir gerçeğidir– ve bölgedeki güçlerin doğası gereği bazı adımlar atılacaktır. İran, Şii ideolojisi ve hakim kapitalist sistem doğrultusunda, vekil güçleri larak kullanacağı daha fazla grubu etrafında toplamaya ve kendisine bir koruma kalkanı oluşturmaya çalışıyor. Benzer şekilde Türkiye devleti de kendi otoriter yapısıyla ve ABD'nin yaktığı yeşil ışıkla kendisine bir arka bahçe yaratma peşinde. İsrail'in ise bu denklemde İran ile varoluşsal sorunları var; yani İsrail ile İran rejimi arasındaki mesele çözümsüz ve varoluşsal bir meseledir. Ancak İsrail'in Türkiye ile yaşadığı sorunlar varoluşsal değil. Şu an Türkiye ile ekonomik ve hatta siyasi ilişkileri bulunuyor ve nihayetinde Filistin için iki devletli bir çözümü değerlendirebiliyor.

Fakat en nihayetinde, Ortadoğu'daki bu güç çatışmaları; içinde bulunduğumuz mevcut düzenin ve etrafımızı saran bu diktatör ülkelerin karakterinin bir sonucu olarak gelecekteki savaşların, çatışmaların ve krizlerin tohumlarını ekecektir. Golan Tepeleri'nden Lübnan Hizbullahı'na, Haşdi Şabi'ye ve Türkiye'nin Irak içindeki nüfuzuna kadar uzanan bu tablo, eldeki diğer imkanlarla birleştiğinde ve bahsettiğimiz sürecin belirsizliğiyle, İran'la olan devasa sınır hattıyla gelecekteki anlaşmazlıkların çekirdeğini barındırıyor. Her ne kadar bu dönemde Türkiye devleti; İsrail'in bölgede nüfuzunu artırıp hegemon olmasından duyduğu korkuyla ve kendi hazırlıksızlığı sebebiyle tarafsız bir aktör gibi davranıp nihayetinde savaştan yana olmayan taraf konumunda dursa da.

Sonuç olarak Kürt bölgeleri açısından nasıl bir mücadele tablosu ortaya çıkıyor?

ABD'nin bölgede hegemon olması ve az önce bahsettiğim Kürt hareketindeki sınıfsal karakterin de etkisiyle dengeler farklı bir hal aldı. Sonuç olarak bazı yerlerde siyasi partiler işçi sınıfının, ezilen Kürt halkının çıkarlarını savunmak veya ülkedeki genel bir direnişle bağ kurmak yerine bir nevi "aşiret" mantığıyla hareket etmeye başladı. Tek amaç imtiyaz koparmak ve kafileden geride kalmamaktı. Bunu Kürdistan'ın dört parçasında da gördük.

Bunun yanında biliyorsunuz, bugün dünyada Ukrayna savaşı, İran-İsrail savaşı, Yemen-Suudi Arabistan savaşı, Hindistan-Pakistan gerilimleri ile ABD, Çin ve Rusya çekişmeleri var. Kendi koyduğu kurallara bile uymayan vahşi bir emperyalizm yüzünden dünyanın dengesi bozuldu. Çok kutuplu bir dünya şekilleniyor ve sağcı akımlar hızla yükseliyor. Ortadoğu'da da durum aynı; Suudi Arabistan'dan İran'daki cani rejime, Türkiye'deki baskıcı Erdoğan yönetimine ve İsrail'in Filistinlilere karşı işlediği tarifsiz katliamlara kadar durum ortada. Tüm bunların etkisiyle Kürdistan'daki sağ eğilimler de güçlendi ve imtiyazlar kopararak bu rekabet ortamında ayakta kalabileceklerini sanıyorlar. Oysa bu biçimdeki baskı unsurlarının sadece yüzü değişir. 

Söylemek istediğim strateji şudur: Kürdistan'ın her parçasında az veya çok, köklü bir geçmişe sahip sol, sosyalist (sosyal demokrat veya başka formlarda değil, gerçek sosyalist) hareketler vardır. İran Kürdistanı'nda bu elbette daha güçlüdür. Bu kesimlerin stratejisi, kendi mücadelelerini asla başka bir devlete bağlamamak ve bu diktatör rejimlerin hiçbiriyle uzlaşmamaktır. Aksine, ulusal baskıya karşı verilen mücadeleyi sınıf mücadelesiyle ve bölgedeki diğer ilerici toplumsal hareketlerle birleştirirler. Devrimci Kürdistan hareketinin, toplumsal hareketlerle bütünleşmiş enternasyonalist bir hareket olmaktan başka çaresi yoktur. Ve bu kesinlikle soyut bir düşünce değildir. Kurtuluş budur…

 

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
08.08.2026 13:51

İran Devrim Muhafızları Ordusu: Hürmüz Boğazı'nın açılması ABD'nin İran'ın şartlarını kabul etmesine bağlı

İran Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının İran'ın belirlediği mekanizma ve koşulların ABD tarafından kabul edilmesine bağlı olduğunu söyledi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu: Hürmüz Boğazı'nın açılması ABD'nin İran'ın şartlarını kabul etmesine bağlı Temsili görsel
08.08.2026 15:34 / Güncelleme: 21:39

Milyonlarca kiracıyı ilgilendiren karar: UYAP'a girmek itiraz süresini etkiler mi?

Kira borcu nedeniyle başlatılan icra takibinde mahkeme, kiracının UYAP kayıtlarını dikkate aldı. Peki “Tebligat bana ulaşmadı” itirazı hangi durumda geçersiz sayılabilecek, UYAP’a girmek süreyi nasıl etkiliyor?

Milyonlarca kiracıyı ilgilendiren karar: UYAP'a girmek itiraz süresini etkiler mi?

Fotoğraf: Jakub Zerdzicki/Pexels

09.08.2026 00:05

Doç. Dr. Serdar Acun patronların bölgesel asgari ücret talebini değerlendirdi: İşçileri rekabete sokar, ücretleri düşürür, sendikal örgütlenmeyi zayıflatır

Bölgesel ve sektörel asgari ücret tartışmalarını değerlendiren Doç. Dr. Serdar Acun, asıl hedefin bölgeyi devasa bir ucuz emek cennetine çevirmek olduğunu söyledi: Bu işçi sınıfını parçalamayı hedefleyen klasik bir böl ve yönet stratejisidir.

Doç. Dr. Serdar Acun patronların bölgesel asgari ücret talebini değerlendirdi: İşçileri rekabete sokar, ücretleri düşürür, sendikal örgütlenmeyi zayıflatır
09.08.2026 00:05

EMEP Milletvekili Bayhan, çerçeve yasayı değerlendirdi: 'Saray’ın ‘barış’ formülü: Teslim, tespit, teyit, tasfiye'

EMEP Milletvekili Bayhan, süreç kapsamında Meclis'teki yasa teklifini değerlendirdi. Yasanın asıl mimarının Saray olduğunu vurgulayan Bayhan, sürecin Kürt sorununun demokratik çözümünden ziyade “terör” ve güvenlik eksenine sıkıştırıldığını söyledi.

EMEP Milletvekili Bayhan, çerçeve yasayı değerlendirdi: "Saray’ın ‘barış’ formülü: Teslim, tespit, teyit, tasfiye"

Fotoğraf: EMEP

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!