'Casusluk' davası: Silivri’de yargılananların yargıladığı bir gün
AKP döneminin, muhaliflerini ezmeye yönelik bir güç gösterisi mimarisi olarak inşa edilen Silivri Cezaevi yerleşkesinin duruşma salonlarının duvarları bir kez daha, onu var edenlerin sorgulandığına ve yargılandığına tanıklık etti.
Fatih Polat
Silivri Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonları faaliyete başladığı 2008 yılından bugüne gelen 18 yıllık süre içinde yargılananların yargıladığı dönemlerinden birini daha yaşıyor. 162 sayfalık iddianamesini hazırlayan üç savcıdan birinin terfi ederek Adalet Bakan Yardımcılığı görevine atandığı ‘Siyasi casusluk davası’ adı altında, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki 4 No’lu duruşma salonunda görülen davanın ikinci günündeyiz.
Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan, el konularak kayyım atanan TELE 1’in tutuklu Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın, itirafçı Hüseyin Gün ile birlikte 15 yıldan 20'şer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talebiyle yargılandıkları davanın ikinci günü Merdan Yanardağ’ın savunmasıyla başladı. Kendisiyle yaptığımız ve duruşmadan bir gün önce Evrensel’de yayımlanan söyleşisinde dile getirdiği gibi ‘karşı iddianame’ ile kendisini yargılamaya kalkanları yargıladığı bir savunma yaptı.
Silivri’ye ikinci gelişi ve gazetecilik faaliyetlerinden ötürü AKP iktidarı döneminde üçüncü tutuklanışı olan Merdan Yanardağ, duruşuna ek olarak belki deneyimlerinin de sonucu olarak rahat bir edayla kürsüye geldi; dosyasını açarak notlarını çıkarırken şu sözlerle başladı: “Dün iki savunma izledik. Biri bu ülkede kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanı olacak Sayın Ekrem İmamoğlu’nun savunmasıydı. Bu dava, Sayın İmamoğlu’nun dediği gibi siyasi bir dava bu. Kendi rakiplerini devletin zor aygıtları ile paralize etmeye, imha etmeye, etkisizleştirmeye çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Siyasal bir iddianameyle karşı karşıyayız. Seçimlere katılmayı, siyasal eleştiride bulunmayı, kazanmayı daha büyük bir suç sayan bir iddianameyle karşı karşıyayız.”
Çağlayan’da Ariel Şaron’a karşı bir liseli
“Çağlayan çocuğuyum” dedi ve “1975-76'da (Eski İsrail Başbakanı) Ariel Şaron katliam yaparken Çağlayan Lisesi'nde Şaron’a karşı halkı eyleme çağıran ve konuşma yapan bir gençtim” diye devam etti.
Yanardağ, genişletilmiş 12'nci baskısı yapılan ‘Bir ABD Projesi Olarak AKP-Operasyon Partisi’ adlı kitabını duruşmada heyete göstererek ve kitabından alıntılarla AKP’nin emperyalizmin projesi olduğunu ifade ederek, kendisinin dayanaksız iddialarla ‘casusluk’ ile suçlanması için de "Hadi oradan" dedi.
“Bu iddianamenin kafası soğuk savaş kafasıdır. Kendi vatandaşlarının bir bölümü düşman sayan bir savaş doktrininden besleniyor. Pentagon doktrini bu” diyen Merdan Yanardağ, “Bizim arkadaşlarımız idam sehpasında ‘Tam bağımsız Türkiye’ sloganı atarak kendi sandalyelerini tekmelediler” vurgularıyla devam etti.
Tarihin doğru tarafında durmak
Merdan Yanardağ’ın sosyalist bir gazeteci olarak yaptığı bu savunma sadece, iddianamedeki suçlamaları boşa çıkartan bir mesleki pratiğe sahip olmakla açıklanamaz. En az bir o kadar önemli olan da, tarihin doğru tarafında durmaktır. Tam da bu nedenle, Merdan Yanardağ, bir yandan iddianamede dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı program üzerinden yöneltilen suçlamalar gibi mesleki pratiklerine dair olguları, ayrıntılı yanıtlarla çürütürken, diğer yandan ‘casusluk’ iddiasının karşısına ilk gençliğinden bu yana içinden geldiği tarihsel eylemin ve mücadele sürecinin haklı referanslarını koydu.
Yanardağ, iddianameyi ‘Yumurtasız omlet yapma girişimi’ne benzeterek, “Savcılara iddianame yazmak yerine Masterchef’e katılmalarını öneriyorum” dedi. Davanın iki amacının olduğunu söyleyen Yarnardağ, “Biri TELE 1’i susturmak. Diğeri de Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı 2019 ve 2024 seçimlerini lekelemek” diye ekledi.
Savunmasının ardından, duruşma savcısı kendisine tek bir soru dahi sormadı. Bunu, neye yormamız gerektiğini savcının esas hakkındaki mütalaasını açıkladığında anlayacağız.
Merdan’ın ardından söz alan avukatlarından Selin Nakıploğlu, “Bu bir iddianame değil, niyetname. Sadece niyet var, iddiayı destekleyecek deliller yok. Hangi devlet adına casusluk yapılıyor? Bu iddianameyi hazırlayan üç savcının bunu yanıtı vermesi gerekirdi, ama vermediler” dedi ve ekledi: “Bu iddianame diyor ki, ‘Sen casussun. Ama kimin lehine yaptığını biz de bilmiyoruz. Bunu da mahkeme bulsun.”
AKP döneminin, muhaliflerini ezmeye yönelik bir güç gösterisi mimarisi olarak inşa edilen Silivri Cezaevi yerleşkesinin duruşma salonlarının duvarları bir kez daha, onu var edenlerin sorgulandığına ve yargılandığına tanıklık etti.
Evrensel'i Takip Et