10.05.2026 00:10

Avrupa Hürmüz çıkmazına yaklaşıyor mu?

Avrupa’nın Gündemi’nde bu hafta, Fransa’nın Hürmüz Boğazı yakınlarına gönderdiği savaş gemisi, İngiltere’de Filistin’le dayanışmaya getirilen yasaklar ve Almanya’da hükümetin giderek sertleşen ve hukuk dışına çıkan göç politikaları var.

Avrupa Hürmüz çıkmazına yaklaşıyor mu?

Fransa yönetimi, İran ile ABD arasında büyüyen gerilim ve Hürmüz Boğazı etrafında derinleşen kriz karşısında askeri varlığını artırmaya hazırlanıyor. Emmanuel Macron Hükümeti, bir yandan diplomatik çözüm çağrıları yaparken diğer yandan uçak gemisini bölgeye göndererek emperyalist güçlerin Ortadoğu’daki askeri hesaplaşmalarında aktif rol alma arayışını sürdürüyor.

Gazze’ye yönelik savaş sürerken, İngiltere’de Filistin’le dayanışma gösterileri artık yalnızca siyasi tartışmaların değil, doğrudan demokratik haklar meselesinin merkezine yerleşmiş durumda. Hükümetin ve polis yetkililerinin, yürüyüşlere yönelik yeni kısıtlama çağrıları kamu düzeni tartışmasının çok ötesine geçerek protesto hakkının sınırlarını yeniden çizme girişimi olarak görülüyor. Özellikle son dönemde artan antisemitik saldırıların ardından, Filistin eylemlerini “güvenlik tehdidi” ile ilişkilendiren söylem güç kazanırken; hukukçular, sendikalar ve sivil özgürlük savunucuları bunun tehlikeli bir emsal oluşturacağı konusunda uyarıyor. Avukat Paul Heron’a göre mesele yalnızca Filistin yürüyüşleri değil, İngiltere’de demokratik hakların geleceği.

Almanya’da Hristiyan birlik partileri (CDU, CSU) ve sosyal demokrat parti SPD’den oluşan hükümet bir yılını doldurdu. İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in görevinin ilk günü, bir yıl önce, onun ülkenin tarihine bir “göç dönüşümünün” mimarı olarak geçmeyi amaçladığını açıkça ortaya koymuştu. Bir yıl sonra, 5 Mayıs 2026’da yaptığı konuşmada Dobrindt: “Göç dalgasını bir göç dönüşümüne çevirdik. Nitekim göç rakamları düşüş gösterdi. Sorun(!) büyük ölçüde aşıldı” dedi.

İran Savaşı: Fransa Hürmüz Boğazı’na müdahaleye mi hazırlanıyor?

Humanite
Editoryal/Fransa

Yaklaşık 20 Rafale savaş uçağı taşıyan ve çok sayıda firkateynin eşlik ettiği Charles de Gaulle uçak gemisinin Körfez bölgesinde ön konuşlandırma yapacağı, 6 Mayıs Çarşamba günü Fransız Savunma Bakanlığı tarafından duyuruldu. Emmanuel Macron, nisan ayında Londra ile birlikte Hürmüz Boğazı’nı açmak için başlatılan koalisyonu yeniden canlandırmaya çalışıyor.

ABD Başkanı tarafından müzakerelerin dışına itilen ve Avrupalı muhataplarıyla birlikte sık sık terslenen Emmanuel Macron, yeniden Charles de Gaulle uçak gemisi kartını sahaya sürüyor. Yaklaşık 20 Rafale savaş uçağı taşıyan ve birçok firkateynin eşlik ettiği Fransız donanmasının amiral gemisi, Körfez bölgesine ön konuşlandırma yapacak. Fransız Savunma Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Charles de Gaulle ve ona eşlik eden savaş gemileri, 6 Mayıs 2026 Çarşamba günü Süveyş Kanalı’nı geçerek Kızıldeniz’in güneyine doğru ilerliyor” ifadelerini kullandı.

Bu hamle, Londra ve Paris’in nisan ayında oluşturduğu koalisyonun Hürmüz Boğazı’nı güvence altına almaya hazır olduğunun bir “sinyali” olarak sunuluyor. Fransız Cumhurbaşkanlığına göre boğazın yeniden açılması, Tahran ile Washington arasındaki müzakerelerden bağımsız ele alınmalı. Macron’un danışmanlarından biri AFP’ye yaptığı açıklamada, “Bu yalnızca Hürmüz Boğazı’nı güvence altına almaya hazır olduğumuzun değil, aynı zamanda bunu yapabilecek kapasiteye sahip olduğumuzun da göstergesidir” dedi.

Plan için tarafların onayı gerekiyor

Hürmüz Boğazı’nın tıkanması dünya genelinde yakıt fiyatlarının hızla yükselmesine yol açarken, Cumhurbaşkanlığına göre Fransa’nın elinde artık “tam anlamıyla operasyonel” bir plan bulunuyor. Saray, bunun “tamamen savunma amaçlı bir pozisyon” olduğunu vurgulayıp “çatışan taraflardan uzakta yürütülecek gerçekçi bir manevra” ifadesini kullandı. Donald Trump ise ticari gemilere ABD ordusu tarafından eskort sağlanmasını öngören “özgürlük projesi” planından çoktan vazgeçmiş durumda.

Fransa, Hürmüz meselesinin “ortak çıkar” olduğu gerekçesiyle ABD ve İran’a bu konunun savaşın geri kalanından ayrı ele alınmasını öneriyor. Hükümet sözcüsü, çok uluslu misyonun başlatılması için Washington ve Tahran’a yönelik “şartlarını” da açıkladı.

Cumhurbaşkanlığının aktardığına göre, “İran’a tankerlerinin yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmesine izin vermeyi teklif edebiliriz. Bunun tek koşulu, İran’ın Amerikalıların davet ettiği esas müzakereye dahil olmayı kabul etmesidir. Amerikalılara söylediğimiz ise Hürmüz ablukasını kaldırmaları ve İran’ın temel meselelerde müzakereye hazır olmasını değerlendirmeleri gerektiğidir.”

Emmanuel Macron, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı telefon görüşmesinde de bu projeyi gündeme getirdi. Macron, Fransa ve İngiltere tarafından oluşturulan “çok uluslu misyonun faydasını” överken, hafta başında Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki sivil altyapılara ve bazı gemilere yönelik “gerekçesiz saldırıları” kınadı.

Mesud Pezeşkiyan ise “Hürmüz Boğazı’nın tamamen yeniden açılmasına ilişkin her türlü müzakere, ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasını gerektirir” açıklamasını yaptı. Ancak bunun Donald Trump’ı ikna etmeye yetip yetmeyeceği belirsizliğini koruyor.

Çeviren: Ali Rıza Yıldırım


Barış yürüyüşlerine getirilen yasak reddedilmelidir

Paul Heron
Counterfire/İngiltere

Üst düzey siyasi figürler ve polis yetkililerinin Filistin dayanışma yürüyüşlerine kısıtlama, hatta tamamen yasak getirme önerileri, İngiltere'de demokratik özgürlükleri kısıtlama girişimlerinde son derece endişe verici bir tırmanışa işaret etmektedir. Terörle Mücadele Mevzuatı Bağımsız Gözlemcisi Jonathan Hall KC tarafından da yankılanan bu çağrılar, kesinlikle kınanması gereken korkunç Yahudi karşıtı saldırıların ardından geliyor. Ancak, bu tür şiddet eylemlerini Filistin için kitlesel protestolarla ilişkilendirme çabası hem temelsiz hem de tehlikeli.

Barışa, ırkçılık karşıtlığına ve uluslararası dayanışmaya uzun süredir bağlı kuruluşlar olarak, Savaş Karşıtı Koalisyon ve Nükleer Silahsızlanma Kampanyası, Yahudi karşıtlığını İsrail hükümetinin eylemlerine karşı muhalefetle karıştırma girişimini tamamen reddetmiştir. Yahudi karşıtlığı, nerede ortaya çıkarsa çıksın karşı çıkılması gereken bir ırkçılık biçimidir. Hiçbir birey dini veya etnik kökeni nedeniyle şiddete veya ayrımcılığa maruz kalmamalıdır. Ancak Gazze'deki yıkıma karşı protestoların bu tür saldırılardan sorumlu olduğunu veya bunları etkilediğini öne sürmek, gerçekliğin ciddi bir çarpıtılmasıdır.

İki yıldan fazla bir süredir, yüz binlerce insan Filistinlilerle dayanışma göstermek için İngiltere'de sokaklara döküldü. Bu gösteriler, sendikacılar, dini gruplar, ırkçılık karşıtı aktivistler ve en önemlisi, bunların “nefret yürüyüşleri” olduğu iddiasını reddeden birçok Yahudi örgütünün geniş bir koalisyonunu bir araya getirdi. Aksine, bunlar savaşa, işgale ve devam eden askeri eylemlerin felaket niteliğindeki insani sonuçlarına karşı muhalefetin görünür bir ifadesidir. Onlar bizim en iyi yönlerimizi temsil ediyorlar.

Gazze'deki yıkımın boyutu, on binlerce insanın hayatını kaybetmesi, hastaneler gibi sivil altyapının hedef alınması ve tüm toplulukların yerinden edilmesi, haklı olarak geniş çaplı kamuoyu öfkesine yol açmıştır. Bu yürüyüşler sadece dayanışma eylemleri değil, aynı zamanda İngiliz hükümetinin bu politikaları destekleme veya mümkün kılmadaki rolüne karşı protestolardır. Bu tür muhalefet ifadelerini suç haline getirmek, demokratik hesap verebilirliğin temel ilkelerini baltalamaktır.

Mevcut yasal yetkilerin, protestolar sırasında herhangi bir yasa dışı davranışa karşı koymak için fazlasıyla yeterli olduğundan şüphe yoktur. Polis, suç işlediğinden şüphelenilen kişilere karşı şartlar koyma ve işlem yapma konusunda zaten çok geniş yetkilere sahiptir. Protesto hakkına getirilecek herhangi bir ek kısıtlama, gereklilik ve orantılılık gibi katı yasal testleri karşılamalıdır. Genel bir yasak bu testleri geçemez ve tehlikeli bir emsal oluşturur. Bugün Filistin gösterileri olabilir, ama yarın sendika protestoları olabilir!

Aynı derecede endişe verici olan, gelişmekte olan daha geniş siyasi ve ana akım medya saldırısıdır. Filistin dayanışma yürüyüşlerinin doğası gereği şüpheli olarak nitelendirilmesi, sadece bu gösterilere değil, daha geniş sivil özgürlüklere de kapsamlı kısıtlamalar getirilmesi riskini taşımaktadır. Bu gelişmelerin, genel olarak protestoları bastırmaya yönelik daha geniş bir gündemin parçası olma tehlikesi açıktır. Barışçıl toplanma hakkı ve ifade özgürlüğü, herhangi bir demokratik toplumun temel taşlarıdır. Bir bağlamda aşındırıldıklarında, diğer tüm bağlamlarda savunmasız hale gelirler. Hepimizin bunu dikkate alması gerekiyor.

Savaş ve adaletsizliğe karşı mücadele konusunda derin bir geçmişe sahip hareketlerin yasal temsilcileri olarak, Filistin dayanışma yürüyüşlerini yasaklama veya gereksiz yere kısıtlama girişimlerine kesinlikle karşıyız. Ayrıca, Yahudi toplumu da dahil olmak üzere ırkçılık ve şiddetle karşı karşıya kalan tüm topluluklarla dayanışma içindeyiz ve antisemitizmle mücadelenin, İslamofobiyle mücadele ve demokratik hakları savunma ihtiyacıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini teyit ediyoruz.

Protesto hareketlerini, onaylamadıkları veya kışkırtmadıkları nefret eylemleri için günah keçisi ilan etme çabaları reddedilmelidir. İleriye giden yol baskıda değil, dayanışmada, hesap verebilirlikte ve temel özgürlükler için mücadelede yatmaktadır.

Çeviren: Sarya Tunç


Göç: Almanya mültecilere yönelik sınır politikasının bedelini ağır ödüyor.

Nicolas Richter
Süddeutsche Zeitung/Almanya

Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Üyesi İçişleri Bakanı Dobrindt, sığınma başvurularındaki düşüşle gurur duyuyor. Ancak bunu yaparken Avrupa hukukunu hiçe sayıyor ve daha sert kurallarıyla federal hükümetin stratejik bir hedefini de kaçırıyor.

Siyasetçilerden gözle görülür değişiklikler bekleyenler, bunları göç ve sığınma yasasında bulacaklar: Federal polis memurları, Fransa’dan Almanya’ya giden yollarda giderek daha fazla görevlendiriliyor ve esasen ortadan kalkmış olan Fransa-Almanya sınırı yeniden sıkı kontrol edilen bir sınır haline geldi. Avrupa’nın kalbinde yapılan bu kontroller, İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in başlattığını iddia ettiği “göç dönüşümünün” bir parçası. CSU’lu siyasetçi bunu, sığınmacı sayısındaki önemli düşüşün nedenlerinden biri olarak görüyor.

İlk bakışta, Hristiyan birlik partileri CDU ve CSU gerçekten de siyasi bir başarı elde etti: 2025 seçim kampanyasında göçmenlere karşı sert bir duruş sergileyeceklerini vadettiler. Devlet kontrolünün kaybından korkan Alman halkı, ezici bir çoğunlukla birliğe oy verdi ve hızla istenen daha sert yaklaşımı elde etti. Böylece, demokratik merkezin zor durumdaki partileri, seçmenlerin iradesini eyleme geçirdiklerini gösteriyorlar. Bu durum, parti seçmenlerinin rahatsızlığına rağmen bu sert duruşu destekleyen koalisyon ortağı SPD için de geçerli.

Ancak daha yakından incelendiğinde, Federal Almanya Cumhuriyeti, Dobrindt’in yüksek profilli sınır politikası için yüksek bir bedel ödüyor. Hem genel olarak sıkılaştırılmış sınır kontrolleri hem de sınırda sığınmacıların reddedilmesi Avrupa hukukunu ihlal ediyor. Dobrindt, Berlin İdari Mahkemesinin verdiği gibi ilgili kararları “bireysel dava kararları” olarak nitelendirdi. Hukuk ihlallerine karşı bu kayıtsız yaklaşım son derece endişe verici: Görünüşe göre, kamuoyu bunu gerektirdiğinde hukuk, sözde bir “acil durum” karşısında geri plana atılmalıdır. Daha sıkı sınırların azalan sığınma sayılarının nedeni olduğundan bile emin değiliz. Suriye’deki daha rahat durum belirleyici faktör olabilir.

CDU ve CSU’nun göç politikası, en azından aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisi AfD’yi kontrol altında tutmayı amaçladığı ölçüde başarısız oldu. AfD şu anda anketlerde CDU/CSU’nun bile önünde. Başbakan Friedrich Merz bunu, çalışmayan ve kurallara uymayan göçmenler nedeniyle “şehir manzarasında” hâlâ bir sorun olduğunu söyleyerek açıkladı. Bu bazı bölgelerde doğru olabilir ve doğru olduğu yerlerde devlet güvenlik ve düzeni garanti etmelidir. Ancak Merz’in teşhisi aynı zamanda göç tartışmasının sonsuz bir döngü içinde dönebileceğini de gösteriyor: İlkin yeni gelenler sorun, sonra zaten burada olanlar, sonra kötü davrananlar, sonra belki de yabancı kökenli herkes.

Başbakan Friedrich Merz, çalışmayan ve kurallara uymayan göçmenler nedeniyle “şehir manzarasında” hâlâ bir sorun olduğunu söyleyerek bunu açıkladı. Koalisyon ayrıca Almanya’nın acilen proaktif göçmenlere ihtiyacı olduğunu da cesurca vurgulayabilir.

Saksonya-Anhalt’ta AfD, bu mantığı nasıl kullanmayı planladığını şimdiden gösteriyor: Örneğin, sağlık sektöründe “hastaların refahını” tehlikeye attığı iddia edilen “kültürel olarak yabancı vasıflı işçileri” sorunlaştıran milliyetçi bir eyalet seçim kampanyası platformuyla. AfD böylece, merkezci partiler göçmenlere ne kadar sert davranırsa davransın, bu konuda nefreti körüklemeye devam edeceğini kanıtlıyor.

Bu nedenle, federal hükümet, sınırları sembolik olarak kapatmak için yasa ihlallerini kabul etmek yerine, Avrupa perspektifini yeniden vurgulamalı ve örneğin yeni AB iltica sisteminin başarılı olmasını sağlamalıdır. Ayrıca, CDU/CSU-SPD koalisyonu, ülkenin temelde açık sınırlara ve proaktif göçmenlere ihtiyaç duyduğunu, bunun saf bir hayırseverlikten değil, öz çıkarlardan kaynaklandığını daha güçlü bir şekilde vurgulamalıdır. Yaşlanan Almanya’da emeklilik sisteminin geleceği hakkındaki yaklaşan tartışma, bu noktayı zaten hatırlatacaktır.

Çeviren: Semra Çelik

(Dış Haberler)

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
09.05.2026 15:15 / Güncelleme: 15:28

Türkiye’de çöl tozu alarmı: Sahra kaynaklı toz taşınımı 10 gün etkili olacak

Kuzey Afrika’dan gelecek çöl tozu taşınımının yaklaşık 10 gün boyunca Türkiye genelinde etkili olması bekleniyor. Uzmanlar, özellikle büyükşehirlerde hava kalitesinin düşeceğini belirterek kronik hastalığı olan yurttaşları uyardı.

Türkiye’de çöl tozu alarmı: Sahra kaynaklı toz taşınımı 10 gün etkili olacak

Fotoğraf: Matt Palmer/Unsplash

09.05.2026 14:00

Terminal bölgesinde heyelan: Devrilen ağaç yolcu peronlarına düştü

Zonguldak’taki 100’üncü Yıl Otobüs Terminali’nin üst kısmında meydana gelen heyelanda bir ağaç yolcu peronlarının bulunduğu alana devrildi. Belediyeye bağlı ekipler bölgede temizlik ve kaldırma çalışması yaptı.

Terminal bölgesinde heyelan: Devrilen ağaç yolcu peronlarına düştü

Fotoğraf: DHA

09.05.2026 15:53 / Güncelleme: 15:55

Batman'da kayıp yakınları eylemi: Zeki ve İlyas Diril'in akıbeti soruldu

Batman'da insan hakları savunucuları ve kayıp ailelerinin düzenlediği "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın!" eyleminin 736. haftasında Zeki ve İlyas Diril'in akıbeti soruldu.

Batman'da kayıp yakınları eylemi: Zeki ve İlyas Diril'in akıbeti soruldu

Fotoğraf: İHD Batman Şubesi

09.05.2026 14:44

Varto'da çadır nöbeti 6'ıncı gününde dayanışma ziyaretleriyle devam etti

Muş’un Varto ilçesine bağlı Çallıdere köyünde yapılmak istenen JES projesine karşı başlatılan çadır nöbeti 6’ncı gününde sürüyor. Köylüler ve dayanışma için bölgeye gelen yurttaşlar, nöbet alanına destek ziyaretinde bulundu.

Varto'da çadır nöbeti 6'ıncı gününde dayanışma ziyaretleriyle devam etti

Fotoğraf: Evrensel

09.05.2026 14:48

EMEP'li Sevda Karaca: 'Üretici afetle değil, yalnız bırakılarak yıkılıyor'

EMEP Milletvekili Sevda Karaca, Antep ve Urfa’da süper hücre felaketinin tarım alanlarında büyük yıkıma yol açtığını belirterek, bölgenin afet bölgesi ilan edilmesini, çiftçi borçlarının silinmesini ve zararların eksiksiz karşılanmasını istedi.

EMEP'li Sevda Karaca: "Üretici afetle değil, yalnız bırakılarak yıkılıyor"

EMEP Milletvekili Sevda Karaca

09.05.2026 12:42

Britanya’da seçim haftası: İngiltere ‘sağa’, İskoçya ve Galler ‘sola’ oy verdi

Reform UK oyların yüzde 27’sini aldı ve İngiltere tarihinde ilk kez aşırı sağcı ve ırkçı bir parti birinci parti oldu. İskoçya ve Galler’deki yerel parlamento seçimlerinde ise ulusalcı sosyal demokrat partiler ve Yeşiller çoğunluktaydı

Britanya’da seçim haftası: İngiltere ‘sağa’, İskoçya ve Galler ‘sola’ oy verdi

Fotoğraf: Raşid Necati Aslım/AA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!