Çiçek değil, duyulmak istiyoruz
Çorlu tren faciasında katledilen Oğuz Arda’nın annesi Mısra Öz, Anneler Günü için yazdığı mektubunda, “Evladının adını bir pankart gibi taşıyan, adalet arayan güçlü kadınlar. Mücadeleniz, mücadelemdir” diyerek dayanışmayı büyütüyor.
Çorlu tren faciasında katledilen Oğuz Arda’nın annesi Mısra Öz
Mısra Öz
Çorlu tren faciasında katledilen Oğuz Arda’nın annesi
Sevgili Sen,
Bu mektup,
“Annelik kutsaldır”, “Anneler ağlamasın” deyip annelerin çığlığını duymayan,
acıyı yalnızca törenlerde hatırlayan,
başsağlığı cümleleri ezberleyip hiçbir şeyi değiştirmeyen,
çiçek gönderip adalet göndermeyi unutan,
“aile” kelimesini en çok kullanıp anneleri en yalnız bırakan düzene.
Sizlere, çocukları hayattayken onları koruyamayan; öldüklerinde ise adaletlerini sağlayamayan bir sistemin içinde, yıllardır sessizce ayakta duran kadınlardan söz etmek istiyorum.
Ben Mısra Öz.
Oğlumu bir seyahat sırasında, Çorlu tren faciasında, kendisi gibi pırıl pırıl 24 insanla birlikte bir ihmal cinayetinde kaybettim.
9 yaşındaydı.
Adı Oğuz Arda’ydı.
Ölümüne sebep olan yetkililere, tek bir soru bile sorulmadı.
Oğlum öldü.
Sebep olanlar terfi aldı, mevki atladı, hayatlarını yaşadılar,
Hâlâ da yaşıyorlar.
Belki bugün annelerinin, eşlerinin yanında, bu “kutsal” dedikleri günde, bizi hiç düşünmeden mutlulukla kutlama yapıyorlar.
Tıpkı benim gibi evladını, bir deprem enkazında, bir otel yangınında, bir tarikat yurdunda, okulda, yolda, bir fabrikada kaybedip yıllarca yasını dahi tutamayan ama adalet için süründürülen ve adalet mücadelesinden hiç vazgeçmeyen anneleri anlatacağım.
Bizler,
Duyulmak istiyoruz. Acımızla, isyanımızla, öfkemizle.
Bizler korkmadan yaşamak istiyoruz. Yasalara güvenerek, eşit haklarla, eşit işlere sahip olarak.
Bizler güvenmek istiyoruz. Böylesi bir adaletsizlik, eğitimsizlik, yoksulluk içinde nasıl yetişir gelecek nesiller diye düşünmeden.
Bizler “annelik ve kadın” kavramları üzerinden sorgulanmak istemiyoruz.
Bizler adalet istiyoruz.
Özetle, adilce bir yaşam istiyoruz.
Annelik, bir canlının yaşamını kendi yaşamı kadar önemsemesidir.
Korumaktır. Kollamaktır. Şefkattir. Merhamettir.
Annelik, dünyadaki en büyük aidiyet biçimlerinden biridir.
Kan bağıyla başlayabilir ama vicdanla büyür.
Bu yüzden bazı anneler doğurur, bazıları büyütür, bazıları iyileştirir, bazıları sahip çıkar.
Ama hepsinin ortak bir dili vardır: Şefkat.
Ve şefkat, hiçbir canlıyı dışlamaz.
Sahi siz hiç şefkatle sevildiniz mi?
Sevdiniz mi bir canlıyı hiç merhametle?
Kaybetmekten korktunuz mu?
Kaybedenle empati kurdunuz mu?
Sanmıyorum.
Öyle olsa sesimizi önce dinlemek ister, sonra da duyardınız sözlerimizi.
Susturmaya çalışmazdınız bizleri.
Bizler de adalete bu sayede güvenir,
İnanırdık varlığınıza.
Peki ya sen,
kayıplara alışmış,
kutlama mesajlarının arasına sıkışmış,
bir annenin gözyaşına bile taraf olan,
bugün annesine çiçek alıp yarın bir annenin feryadını görmezden gelecek olan toplum;
Yarın benim yerimde olmayacağın ne malum?
Güvenebiliyor musun bu sisteme?
Bugün sarıldığının, yarın toprak altında olmayacağına inanabiliyor musun?
Annesi olmayan çocuklar geliyor mu bugün aklına?
Sıkı sıkı sarıl annene. Öp ellerinden yanaklarından.
Ama biraz sessizce olur mu?
Çünkü canı yanıyor birilerinin, bugün bir yerlerde.
Ve siz kayıplarını içlerinde taşıyarak,
bir fotoğraf karesinde ömrünün geri kalanını geçiren,
evladının adını bir pankart gibi taşıyan,
ama acısına, yasına, öfkesine, özlemine sahip çıkıp adalet arayan güçlü kadınlar.
Mücadeleniz, mücadelemdir.
Özleminize sımsıkı sarılır,
öfkemle sesinize güç olurum daima.
Çünkü bilirim ki
çocuklara,
doğaya,
Yaşayan her canlıya yetecek kadar nefes, sevgi, güç ve kudret vardır bizde.
“Kutsal” dedikleri annelik,
Yalnızca nutuklarda değil; yaşamı koruyabildiğimiz her yerde var olmaya devam edecektir.
Kedi, köpek, kuş, kelebek fark etmez,
Bir zeytin ağacından aldığımız kökle, ağaçların da
çiçeklerin de
tohumların da üzerinde olacak anne ellerimiz.
Hislerimizi hangi canlıya yönelteceğimiz yoruma kapalıdır.
Belki bir gün,
Anneleri yalnızca bir gün hatırlayan değil; onları gerçekten duyan bir ülke oluruz.
Annelerin ağlamadığı, çocukların ölmediği, adaletin gecikmediği günlere kavuşmak dileğiyle.
Hayatı korumaya çalışan bütün annelere,
Sevgiyle.
Cezasızlık senelerce sürdü
8 Temmuz 2018’de Kapıkule’den İstanbul-Halkalı’ya doğru hareket eden tren Çorlu’da devrilmiş, kazada 25 kişi hayatını kaybederken 317 kişi de yaralanmıştı. Altı sene süren yargılama üst düzey kamu görevlilerinin ‘ödüllendirilmesi’ ve göstermelik cezalarla geçti. Yargılama 13 sanıkla sınırlı tutuldu, tüm cezalar ailelerin ısrarı sonucu verildi.
(Evrensel)
Evrensel'i Takip Et