Eski fotoğraflarda neden kimse gülmüyor?
Bilimsel araştırmalar, konunun teknik, psikolojik ve toplumsal olmak üzere üç ana eksende ele alınması gerektiğini gösteriyor.
Merve Tur
[email protected]
19. yüzyılın ortalarından 20. yüzyılın başlarına kadar çekilmiş siyah-beyaz fotoğraflarda insanların neredeyse hiç gülümsemediği dikkat çeker. Bu durum, yaygın inanışın aksine, yalnızca “dönemin ciddi kültürüne” indirgenemez. Bilimsel araştırmalar, konunun teknik, psikolojik ve toplumsal olmak üzere üç ana eksende ele alınması gerektiğini gösteriyor.
Teknik sınırlılıklar: Uzun pozlama süreleri
Dagerreyotipi ve ıslak kolodyon plak yöntemleriyle çalışan ilk fotoğraf makineleri, ışığa karşı son derece düşük duyarlılığa sahipti. Pozlama süreleri başlangıçta 10-30 dakika arasında değişiyordu. İnsan yüzünde bir gülümseme anlık bir kas hareketidir; uzun süreli bir pozlamada bu ifadeyi sabit tutmak neredeyse imkansızdır. Sonuçta ortaya hareket bulanıklığına uğramış, hayaletimsi bir görüntü çıkardı. Kısa süreli gülümseme yerine, yorucu ama statik bir “ciddi duruş” tercih edildi.
1880’lerde kuru jelatin emülsiyon plakalarının gelişmesiyle pozlama süreleri 1-2 saniyeye düştü. Ancak o dönemde çekilen fotoğraflarda bile gülümseme nadirdi. Bu da teknik faktörün tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.
Estetik ve kültürel normlar: Portre geleneğinin etkisi
Sanat tarihi araştırmacıları, 19. yüzyıl fotoğrafçılığının, rönesans ve barok dönem portre resimlerinden devraldığı bir estetik anlayışı sürdürdüğünü belirtiyor. Resimli portrelerde gülümseme neredeyse hiç görülmezdi; ağız kapalı, ifade dingin ve vakurdu. Fotoğraf, başlangıçta resmin “daha gerçekçi bir kopyası” olarak görüldüğü için bu gelenek doğrudan aktarıldı.
Ayrıca Victoria dönemi İngiltere’si ve ona paralel Batı toplumlarında, gülümsemek “düşük statü”, “hafifmeşrep” ya da “akli dengesizlik” belirtisi olarak yorumlanabiliyordu. Dönemin görgü kitaplarında, kamusal alanda diş göstererek gülmenin ayıp karşılandığına dair çok sayıda kayıt bulunur.
Diş sağlığı ve güzellik algısı
Diş hekimliği tarihi üzerine yapılan çalışmalar, 19. yüzyılda şeker tüketiminin artmasına paralel olarak diş çürüklerinin yaygınlaştığını, ancak modern dolgu ve protez teknolojilerinin henüz olmadığını gösteriyor. Çoğu yetişkinin dişleri eksik, kararmış ya da çürüktü. Gülümsemek, bu “kusurları” sergilemek anlamına geliyordu. O dönem estetiğinde ağzı kapalı, doğal dudak çizgisiyle yapılan bir ifade daha “saygın” bulunuyordu.
Psikolojik faktör: Fotoğrafın ağırlığı
Fotoğraf, 19. yüzyılda bugünkü gibi sıradan bir anlık görüntü kaydı değildi. Pahalıydı, zahmetliydi ve genellikle ölüm, evlilik, göç gibi yaşamın önemli dönüm noktalarında yalnızca birkaç kez çekilirdi. Bu ciddi bağlam, insanların yüz ifadelerine de yansırdı. ABD’li fotoğraf tarihçisi Christina Kotchemidova’nın deyimiyle, “Fotoğraf bir performanstı ve oyuncular gülmek yerine saygınlıklarını korumayı tercih etti.”
Gülümseme ne zaman başladı?
Bir kamera şirketinin “Siz düğmeye basın, gerisini bize bırakın” sloganıyla fotoğrafçılığı halkın eline vermesi, pozlama sürelerinin 1/100 saniyenin altına inmesi ve Hollywood sinemasının yaygınlaşarak gülümseyen yıldızları popülerleştirmesiyle birlikte gülümseme fotoğraflarda norm haline geldi. 1920’li yıllardan itibaren “doğal ve mutlu” görünmek, aile fotoğraflarının vazgeçilmez unsuru oldu.
Evrensel'i Takip Et