03.05.2026 10:33

Radev Bulgaristan seçimlerini kazandı: Bu işçi sınıfı için ne anlama geliyor?

Egemen sınıf onu yararlı bir araç olarak görüyor çünkü harcayabileceği bir halk desteğine sahip. Ancak bu imaj ayakta kalamayacak; zira keskinleşen ekonomik kriz ve artan militarizm koşulları altında kapitalist sınıfın programını uygulamak zorunda.

Radev Bulgaristan seçimlerini kazandı: Bu işçi sınıfı için ne anlama geliyor?

Fotoğraf: AA

Emily Wall*

Sadece beş ay önce Bulgaristan, tarihinin en büyük protesto hareketlerinden birini yaşıyordu. Geniş toplumsal kesimlere – özellikle de gençlere – dayanan ve “Z Kuşağı” hareketlerinden pek çok sloganı benimseyen bu hareket, nefret edilen hükümeti istifaya zorlayarak son beş yıl içindeki sekizinci parlamento seçimlerini tetikledi. Egemen sınıf çaresizce istikrar arayışında iken, Bulgaristan’ın işçileri ve gençleri değişim için mücadele ediyordu. 19 Nisan’da yapılan bu seçimlerin sonuçları, itibarını yitirmiş tüm yerleşik partiler için bir katliam oldu. 2009’dan beri bir şekilde hükümeti domine eden Boyko Borisov’un liderliğindeki GERB-SDS koalisyonu, desteğini büyük ölçüde kaybetti ve oyların sadece yüzde 13’ünü alabildi.

19 yıl sonra ilk çoğunluk hükümeti

Diğer ‘statüko’ partilerinin durumu da pek parlak değildi. Zaten uzun süredir gerileme eğiliminde olan Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP), parlamento barajını aşacak kadar bile oy alamadı. 2026 seçimlerinden çok önce başlayan geleneksel “sol”un bu çöküşü, yeni bir düzen karşıtı gücün ortaya çıkması için siyasi bir boşluk yarattı. Bu boşluğu dolduran ise seçimin açık ara galibi oldu: Sadece bir ay önce kurulan, eski Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in liderliğindeki “İlerici Bulgaristan” (PB) koalisyonu. PB’nin kazandığı yüzde 44’lük oy oranı, 1997’den bu yana Bulgaristan’da ilk çoğunluk hükümetini kurmasına olanak sağlayacak. Radev, neredeyse on yıldır büyük ölçüde törensel bir görev olan cumhurbaşkanlığı görevindeydi; burada, itibarını yitirmiş hükümetlerden uzak durarak, sık sık yolsuzluğu eleştirebiliyor ve para birimi olarak avronun kabul edilmesine ya da Ukrayna’daki savaşa karşı çıkarak halkın duygularına uyum sağlayabiliyordu. Seçime katılım oranı, 2024 seçimlerindeki yüzde 39’dan yüzde 51’e yükseldi. Bu, geçen yılki kitlesel hareketin enerjisinin bir kısmının bu seçime aktarıldığının açık bir göstergesi ve Bulgaristan’daki işçilerin ve gençlerin tüm kurulu düzenden bıktığına dair net bir mesaj veriyor.

Kitlesel protestoların ardından yaşanan tektonik değişim; Radev’in yükselişi, toplumdaki fırtınalı ruh halinin bir yansımasıdır: Bitmek bilmeyen hükümet felci, yaygın yolsuzluk ve enflasyondan kaynaklanan bıkkınlık. Tüm bunlar, emperyalist savaşların damgasını vurduğu çalkantılı bir dünya tablosunun arka planında gerçekleşiyor; Ukrayna’daki savaş ise adeta Bulgaristan’ın kapı eşiğinde.

Toplumsal öfkeyi kanalize etti

Radev, cumhurbaşkanlığı görevindeyken, bir bütçe taslağının tetiklediği toplumsal öfkenin patlaması olan ve GERB-SDS hükümetinin çöküşüne neden olan aralık 2025’teki kitlesel yolsuzluk karşıtı protestoları destekledi. Geçen yılki protestolar sırasında, “Değişimi Sürdürüyoruz – Demokratik Bulgaristan” (PP-DB) partisi, fırsatçı bir şekilde hareketin lideri konumuna gelmeye çalıştı. Buna rağmen, PP-DB’nin oy oranı düştü ve sandık çıkış anketlerine göre, Radev’in partisine aktarılan oyların nispi olarak en büyük kısmını bu parti oluşturdu. Bu durum, Radev’in çok çeşitli kültür savaşı konularında PP-DB’ye karşı sergilediği sosyal muhafazakar muhalefete rağmen gerçekleşti; bu da, Radev’e geçen eski PP-DB seçmenleri de dahil olmak üzere birçok kişi için bu tür konuların büyük bir öncelik olmadığını gösterdi. 18-30 yaş grubunda İlerici Bulgaristan yüzde 42 ile önde giderken, eskiden gençler arasında en popüler parti olan PP-DB yüzde 20 ile geride kaldı.

“Yeniden Doğuş” Partisi, küçük burjuva milliyetçiliği çizgisinde avronun kabulüne karşı fırsatçı bir hareket ve kampanya yürütmüş olmasına rağmen, son seçimlere kıyasla seçmenlerinin yüzde 45’ini Radev’in partisine kaptırdı. Radev oy payının büyük bir kısmını diğer partilerden oy çekerek elde etse de, oylarının yaklaşık yüzde 35’i son seçimlere katılmayan seçmenlerden geldi. Oylarındaki bu büyük kaymalar, PP-DB ve Revival gibi ‘protesto’ partilerinin geçen yılki protestoların ruhundan yararlanmakta tamamen başarısız olduklarını gösteriyor. Statükoya karşı kendiliğinden patlak veren bu protestolardaki halkın duyguları ile, onları temsil ettiğini iddia eden ancak aslında temsil etmeyen liderlerin politikası arasında bir kopukluk var. PP-DB örneğinde, kendilerini Z kuşağının temsilcileri olarak yüksek sesle ilan ettiler, ancak son seçim sonuçları bunun aksini gösteriyor. Ucuz popülizm, ucuz destek sağlar; özellikle de bu partilerin hiçbirinin temiz olmadığı görülen yolsuzlukla mücadele sloganına dayandığında. Örneğin PP-DB, bir dönem GERB ile birlikte iktidar koalisyonunun bir parçasıydı. Tüm bu sözde muhalefet “protesto partilerinin” seçimlerde oy kaybetmiş olması, devrilen GERB-SDS hükümeti kadar kitleler tarafından da kesin bir şekilde reddedildiklerini göstermektedir!

Radev: Neyin dengeleyicisi ve kimin çıkarları için?

Diğer tüm partiler itibarlarını yitirmiş ve sol kanatta bir boşluk oluşmuşken, eski cumhurbaşkanı sistem karşıtı havayı kendi lehine çevirmeyi başardı. Bu, yıllardır özenle inşa ettiği bir imajdır. Avronun para birimi olarak kabulüyle ilgili endişelere yanıt olarak bu konuda bir referandum önerdi, ancak bu öneri Anayasa Mahkemesi tarafından engellendi. Bu, etrafındaki mevcut desteği daha da pekiştirmeye yardımcı olan fırsatçı bir manevraydı. Ayrıca Ukrayna’ya askeri yardımı eleştirdi ve son zamanlarda Bulgaristan’ın Ukrayna ile imzaladığı on yıllık savunma anlaşmasına karşı çıktı. Bu, Bulgar halkının büyük bir kısmının tarihsel ve kültürel bağlardan kaynaklanan savaş karşıtı duygularını ve Rus yanlısı sempatilerini harekete geçirdi. Şu anda kendini, parçalanmış siyasi arenanın üzerinde duran bir tür tarafsız “ulusal hakem” olarak sunuyor. Egemen sınıf onu yararlı bir araç olarak görüyor çünkü diğer partiler ve siyasi figürlerin aksine, harcayabileceği bir halk desteğine sahip. Ancak bu imaj uzun süre ayakta kalamayacak; zira dünya ölçeğinde keskinleşen ekonomik kriz ve artan militarizm koşulları altında kapitalist sınıfın programını uygulamak zorunda kalacak.

Radev’in partisi kendini haksız bir şekilde ‘ilerici’ bir alternatif olarak sunuyor. Ancak parlamentoda bir çoğunluğa sahip olması nedeniyle düşük ücretler, enflasyon, yozlaşmış oligarşik ağlar, demografik gerileme vb. gibi güncel sorunları çözmesi beklenecektir. Ve yine, bir yandan işçi sınıfı ile gençliğin çıkarları ile diğer yandan iflas etmiş kapitalist bir temelde bir başka burjuva partisinin sunabilecekleri arasında keskin bir çelişki göreceğiz.

Bulgar burjuvazisinin bağımsız manevra alanı yok

Diğer tüm partilerin itibarını yitirmesi ve solun boşlukta kalmasıyla, eski cumhurbaşkanı düzen karşıtı havasını yakalamayı başardı. Radev’in yolsuzlukla mücadeleci olarak kazandığı itibar kısa ömürlü olacak. Bütün siyasi sınıf aynı yolsuzluğa saplanıp kalmış durumda. Radev ayrıca zorlu bir uluslararası durumu devralıyor. Bulgar kapitalizmi AB fonlarını güvence altına almak ve NATO ile uyumlu kalmak için kendini dengelemeye çalışıyor. Ancak aynı zamanda, Rusya ile bağlayan ve tehlikeye atmayı göze alamayacağı önemli ekonomik çıkarları da var. AB içindeki gerilimler, ABD politikasındaki değişiklikler ve bölgede Rus emperyalizminin yeniden güçlenmesi ile keskinleşen bu baskılar arasında sıkışan Bulgar burjuvazisinin bağımsız manevra alanı çok az ve Bulgar kapitalizminin karşı karşıya olduğu çelişkileri çözemez.

Bulgaristan, Rusya ile bağlantılı enerji altyapısı ve transit gelirlerine bağımlılığını sürdürüyor: Burgaz’daki Lukoil rafinerisi gibi stratejik varlıklar, Bulgaristan yakıt piyasasını halen domine ediyor. Rusya ile bağları koparma yönündeki baskılara rağmen, bu rafineriye Rus yakıtına yönelik Batı yaptırımlarından muafiyet tanındı. TürkAkım gibi enerji transit güzergâhları aracılığıyla Rus doğalgaz boru hatlarından elde edilen transit ücretleri de Bulgaristan ekonomisi için önemli bir gelir kaynağı oluşturuyor. Bu boru hattı, Rus gaz şirketi Gazprom tarafından Türkiye ve Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya enerji ulaştırmak amacıyla inşa edildi. Bulgaristan’ın nükleer planları da Rus tedarikine bağlı ve bu da Rus sermayesiyle olan bu bağları daha da sağlamlaştırıyor. Öte yandan, Bulgaristan’a yönelik AB’nin Kurtarma ve Dayanıklılık fonlarının gelmesi, siyasi krizler ve Avrupa tarafından dayatılan, yerine getirilmemiş kemer sıkma ve “reform” gereklilikleri nedeniyle defalarca ertelendi. Bulgaristan’ın NATO içindeki rolü, büyük ölçüde bir lojistik üs rolüne ve ucuz silah ve mühimmat tedarikçisi rolüne indirgendi. Bu da bölgesel çatışmaların alevlenmesi durumunda riskler doğuruyor. Bu ilişki, pek çok kişi tarafından haklı olarak Bulgar işçilerin çıkarlarına aykırı olarak görülüyor; Radev de bu duyguyu fırsatçı bir şekilde kullandı.

Radev, Brüksel, Washington ya da Moskova’dan olsun, her yönden iş dünyası için kapıları açık tutarken düzen ve istikrar vaat ediyor. Radev, Bulgaristan’ın ulusal çıkarlarını ön planda tutmanın bir yolu olarak “denge”den söz ediyor; ancak gerçekte bu, birbiriyle rekabet halindeki emperyalist blokların baskısı altındaki küçük, bağımlı bir burjuvazinin tutumunu yansıtıyor. Radev gibi bir figür, bu duruma siyasi bir ifade kazandırıyor. Bu arka planda liberaller, Radev’in Moskova ile diyaloğa girme istekliliğini “Rusya yanlısı” ya da otoriter bir sapma olarak kınıyor, hatta bazıları onu Bulgaristan için “Putinist” bir model önermekle suçluyor. Ancak şimdilik, Rusya ile olan bağlarına bakılmaksızın, Bulgaristan AB ve NATO ile sıkı bir şekilde bağlı kalmaktadır ve bunu değiştirebilecek tutarlı bir siyasi güç bulunmamaktadır. Solun olmadığı bir parlamento 5 yıllık parlamento çıkmazı ve parçalanmanın ardından, Radev’in partisinin Ulusal Meclisteki 240 sandalyenin 131’üne sahip olarak tek başına iktidara gelmesi önemli. Bu durum, hükümetin başarısızlıklarından muhalefet partilerinin veya sorunlu koalisyon ortaklarının sorumlu tutulamayacağı anlamına gelmektedir.

Radev de kitlelerin öfkesinden korunamayacak

Bu çoğunluk, Radev’in konumunu ‘ilerici’ bir amaç için kullanamadığı ve hükümetinin önceki hükümetlerden temelde bir farkı olmadığı ortaya çıktığında, Radev’i kitlelerin öfkesinden koruyacak hiçbir şeyin kalmayacağı anlamına geliyor. Bu partinin de aynı kapitalist sisteme bağlı olduğunu kanıtlaması sadece an meselesi ve Radev’in statükodan kesin bir kopuşu temsil ettiği yönündeki her türlü yanılsama yok olacak.

İşçiler ve gençler için bu seçim sonuçlarında ileriye dönük bir yol sunacak hiçbir şey yoktur. Oy pusulasında yer alan tüm partiler, özelleştirme, düşük ücretler ve yabancı sermayeye – ister Rus, ister Amerikan, ister Avrupalı olsun – boyun eğme gibi kapitalist bir çerçeveyi savunmaktadır. Buna BSP de dahildir; bu partinin tam çöküşü, resmi “sol”un yıllarca Bulgar kapitalizminin işleyişine yardımcı olduktan sonra nasıl tükenmiş olduğunu vurgulamaktadır. BSP, aslında Radev’in 2016’daki cumhurbaşkanlığı adaylığını desteklemiş ve onu hava kuvvetlerinden siyasete getirmişti, ancak o bu bağları çoktan kopardı. Yorumcular, bu ilişkiyi hâlâ partisini bir şekilde sol olarak sınıflandırmak için kullanıyor, ki bu tam bir çarpıtmadır. Gerçekte Radev, iflas etmiş “sosyalistlerden” kopmuş ve siyasetinden her türlü “sol” içeriği terk etmiştir.

Radev, sol kanatta işlevsel bir örgütün yokluğunun yarattığı boşluğu doldurmayı başarmış olsa da, kendisine destek veren kitlelerin beklentileri, er ya da geç onun kapitalist yanlısı programının gerçekliğiyle çatışacaktır. Tüm gözler, Bulgar işçilerinin ve gençlerinin karşı karşıya olduğu sorunları çözmesi için Radev’e çevrilmiş durumda; bunu başaramazsa, önceki hükümeti deviren toplumdaki derin öfke bir kez daha su yüzüne çıkabilir.

Ancak bu öfkenin gerçek bir alternatife yönlendirilmesi için, işçi sınıfının hem Bulgaristan’da hem de uluslararası alanda kendi devrimci örgütüne ihtiyacı var. İhtiyacımız olan şey başka bir “kurtarıcı” değil, bağımsız işçi sınıfı mücadelesi için net bir perspektife sahip uluslararası devrimci bir Marksist örgütün kurulmasıdır.

*Marxist.org

(Dış Haberler)
03.05.2026 07:25 / Güncelleme: 09:18

Meteoroloji uyardı: Sel, fırtına, çığ ve toz taşınımına dikkat

Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün son tahminlerine göre Türkiye genelinde yağışlı hava etkili olacak. Meteoroloji, birçok bölgede kuvvetli, bazı illerde ise çok kuvvetli ve şiddetli yağış beklerken sel, su baskını ve ulaşımda aksamalara karşı uyardı.

Meteoroloji uyardı: Sel, fırtına, çığ ve toz taşınımına dikkat

Fotoğraf: DHA

03.05.2026 00:09 / Güncelleme: 01:40

Halklara savaş, tekellere kâr

Avrupa'nın Gündemi'nde bu hafta İran'a karşı savaş nedeniyle Fransa'da yakıt fiyatları artarken Fransız petrol tekeli Total'in rekor kıran kârı, Almanya'da askeri sanayinin büyümesine dair tartışmalar ve İngiltere Kralı Charles'ın Trump ziyareti var.

Halklara savaş, tekellere kâr

İran'da ABD saldırısıyla yıkılan konutlar

02.05.2026 23:16

ABD Almanya’dan 5 bin askeri çekmişti: ABD Kongresi Silahlı Hizmetler Komiteleri 'son derece endişeli'

ABD Kongresinin her iki kanadında yer alan Silahlı Hizmetler Komitelerinin başkanları, Donald Trump yönetiminin Almanya’dan yaklaşık 5 bin ABD askerini çekme kararından “son derece endişe” duyduklarını bildirdi.

ABD Almanya’dan 5 bin askeri çekmişti: ABD Kongresi Silahlı Hizmetler Komiteleri “son derece endişeli”

ABD Başkanı Donald Trump

03.05.2026 00:19 / Güncelleme: 01:18

Az talepli, çok bayraklı bir 1 Mayıs: Kadın işçilerin özgün sorunları ne kadar göründü?

‘Sendikalar 1 Mayıs hazırlıkları kapsamında kadın işçilerin ve emekçilerin yaşadıkları öznel sorunları ne kadar görünür kıldılar, bu sorunlar etrafında kadınları harekete geçirmek için ne kadar özel çalışma yaptılar, soru işareti.’

Az talepli, çok bayraklı bir 1 Mayıs: Kadın işçilerin özgün sorunları ne kadar göründü?

Fotoğraf: Evrensel

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!