19.04.2026 00:10 / Güncelleme: 00:49

1 Mayıs: Mücadeleden tatile, tatilden mesaiye

Bugün işçi ve emekçiler beklentici-izleyici bir tutumdan uzaklaşmalı, ‘birilerinin gelip kendilerini kurtaracakları’ düşüncesinden sıyrılmalı ve diğer işçi kardeşlerine yani sınıf kardeşlerine güvenerek omuz omuza vermelidir.

1 Mayıs: Mücadeleden tatile, tatilden mesaiye

Fotoğraf: Evrensel

Levent Gökçek
[email protected]


“Türkiye işçi sınıfı ve emekçiler 2026 1 Mayıs’ını hangi koşullarda karşılıyor?” sorusunun yanıtı için öncelikle Türkiye işçi sınıfının verdiği mücadelelerin sonucunda Erdoğan-AKP hükümetinin 1 Mayıs’ı “resmi tatil” ilan ettiği 2009’dan bu yana çalışma ve yaşam koşullarındaki değişime özetle bakalım;

◾ Türkiye’de emeğin milli gelirden aldığı pay, 2009-2025 döneminde dünya ortalamasından 17 puan daha düşük seyretti. Üstelik verimlilik artarken, patronlar kârlarını katlarken ücretlerin milli gelir içerisindeki payı her geçen yıl geriliyor. Son olarak 2025 yılında emeğin milli gelirden aldığı pay 3.4 puan daha azaldı, pastadaki büyük dilim sermayeye gitti.

◾ 2015 yılında bir asgari ücretli yaklaşık 65 kilogram kıyma, 75 litre zeytinyağı ya da 12 çeyrek altın alabiliyorken, 2025 yılında yalnızca 20 kilogram kıyma, 25 litre zeytinyağı ya da 2 çeyrek altın alabildiği hale geriledi. Yani alım gücü on yılda yaklaşık yüzde 60 azaldı.

◾ Credit Suisse ve UBS tarafından hazırlanan 2024 yılına ait “küresel servet raporu”na göre Türkiye’de en zengin yüzde 1’lik kesim toplam servetin yüzde 39.5’ini elinde tutuyor ve bu oranla 21 Avrupa ülkesi içinde ilk sırada.

◾ Resmi verilere göre, Türkiye’de 2025 yılında toplam sayısı 15.7 milyonluk işçi sınıfının yüzde 53’ünü oluşturan 8 milyon 370 binlik kısmı asgari ücret alıyor. Özel sektörde asgari ücret ve biraz üzerinde alanların toplam oranı ise yüzde 70’lere yaklaşmış durumda. Çok açık bir şekilde ülkede asgari ücret ortalama ücret haline geldi. Ve asgari ücret, 2024 ocak ayından beri sadece 4 ay açlık sınırının üzerinde oldu, 2026 asgari ücreti ise tarihinde ilk kez daha açıklanır açıklanmaz açlık sınırının altında kaldı.

◾ Son 12 yılda işçi ve emekçilerin ücretlerinden kesilen toplam gelir vergisi 5 trilyon lirayı aşmışken şirketlerin kârlarından alınan kurumlar vergisi ise sadece 3.5 trilyon! İşçiler, patronundan çok daha fazla vergi veriyor.

◾ Sendikalaşma oranı ocak 2013’te yüzde 9 iken bakanlığın son ocak 2026 verilerine göre özel sektör için sendikalaşma oranı yüzde 6.7; TİS kapsamındaki işçilerin oranı ise yalnızca yüzde 4.8!

Daha karanlık bir tablo

Ülkedeki antidemokratik yasalar işçilerin örgütlenmesinin önünde engel, sendikal hak ve özgürlükler ayaklar altında. İş kolu ve iş yeri/işletme barajları ile patronların yetki itirazı yaparak toplu sözleşmeleri engellemesi sendikal örgütlenmeyi daha da geriye itiyor. İşten çıkarma saldırıları, her türlü ayak oyunu ve kolluk kuvvetlerinin tam desteği ile mücadeleye girişen işçilerin önüne set çekmeye çalışan Saray iktidarının sırtını sıvazladığı sermaye sınıfı tarafından emekçilere yönelik saldırılar pervasızca sürdürülüyor.

Ancak işçi ve emekçiler bu gidişatı değiştirmek üzere tüm bu sorunları ve elbette sendikal bürokrasiyi de aşacak şekilde kendi birliklerini ve örgütlülüklerini geliştiremediği ölçüde yukarıda özetlemeye çalıştığımız bugünkü mevcut tablonun karanlığı daha da ağırlaşacak.

Sermaye, Saray ve sendikal bürokrasi!

Türkiye’de işçileşme hızlı bir şekilde yaygınlaşıyor ve işçi ordusu büyüyerek genişliyor. 2009 yılında 7.2 milyon ücretli çalışan varken 17 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete verilerine göre Türkiye’de toplam kayıtlı işçi sayısı 16 milyon 699 bin 84 ve giderek artan kayıt dışı çalışmayı da eklediğimizde bu sayı çok daha fazla. İşçileşme hızı yüzde 100’leri geçmiş durumda.

Ortaokullara kadar indirilmesi planlanan MESEM’ler aracılığıyla da çoluk çocuk demeden hızla artırdıkları işçileşmeyi ve emek gücünü Saray rejimi, emperyalist tekellerin ve büyük sermayenin çıkarları için “ucuz iş gücü deposu” olarak kullanıyor. Ülkemizin yer altı ve yer üstü kaynakları yabancı ve yerli sermayenin yağmasına ve talanına sınırsız açılmış durumda. Örtülü bir “IMF ve kemer sıkma programı ile sermayenin milli gelirden aldığı pay artırılıp ücretler baskılanırken, ağır vergi yükleri ile işçi ve emekçilerin boğazına çökülüyor. Sömürü, yoksullaştırma ve düşük ücret-ağır çalışma koşulları baskısıyla katmerleniyor. Sefalet ve güvencesizlik derinleştirilerek ülkenin tamamına hakim kılınıyor ve esnek, kuralsız çalışma “kural haline” getiriliyor. Erdoğan ve Cumhur ittifakı; bir yandan ABD emperyalizmine teslimiyet ve bağımlılık ilişkilerini derinleştirirken diğer bir yandan da emperyalist-siyonist ittifakın İran’a yönelik saldırganlığının sonucu olarak enerji fiyatlarındaki yükseliş bahane edilerek hızlıca ekmeğe, elektriğe ve doğal gaza yapılan zamlar başta olmak üzere savaşın faturasını işçi-emekçilere çıkartıyor. Saray rejimi savaşı öne sürerek, sömürü ve yoksullaştırma programı olan Erdoğan-Şimşek programını daha sert bir şekilde uygulamaya devam edeceğinin mesajlarını veriyor.

Tüm bu gelişmeleri göz önünde bulundurduğumuzda sacın üç ayağı misali Saray iktidarı ve arkasındaki sermaye güçleri ve sağ-sol sendikal bürokrasi işçi sınıfının üzerine kabus gibi çökmüş durumda.

Sendikal bürokrasiyle buraya kadar

Açlık sınırının 32 bin 793 lira, yoksulluk sınırının ise 106 bin 817 lira olduğu ağır ve boğucu ülke koşullarında işçilerin acil ve yakıcı olan insanca yaşayacak ücret talebi karşısında bürokratik sendikacılar kulaklarının üstüne yatmış halde. Asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretlere ek zam/ara zam talebi sendikal bürokrasi tarafından sözde bile olsa dile dahi getirilmiyor. Tüm bu sermaye ve Saray iş birlikçiliğini 1 Mayıs sürecinde de tüm çıplaklığı ile görüyoruz. Sadece 1 Mayıs gününe sıkıştırılmayıp öncesinde fabrikalarda, iş yerlerinde, sanayi havzalarında başlaması ve sınıfın acil talepleri etrafında örgütlenmesi gereken hazırlıklar sendikaların önemli bir kesiminin gündemine bile girmiyor. İş yeri kutlamalarını planlama ve örgütleme, en geniş işçi bölüklerini yan yana getirme hak getire aksine işçi sınıfını bölen ve işçilerin taleplerinden mümkün olduğunca kaçırmaya çalışan bir tutum içerisinde sendikal bürokrasi! Dostlar alışverişte görsün misali 1 Mayıs’ın bir an önce geçip gitmesini bekliyorlar… Örnek olsun; 271 bin üyeyle ülkenin en büyük ikinci sendikası olan Türk Metal İstanbul’daki üyelerine sadece “1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamaları Edirne’de yapılacaktır, gitmek isteyenler isimlerini sendika temsilciliğine yazdırsınlar” mesajı atıyor ve bunun dışında fabrikalarda büyük bir sessizliğe bürünüyor.

Çözüm işçilerin elinde

Bugün 1 Mayıs’a doğru gittiğimiz bu süreçte işçi ve emekçiler içerisinde sürekli artan geçim yükü nedeniyle “resmi tatil” olmasına rağmen 1 Mayıs günü fazla mesai yaparak işe gitme yahut o gün kendi çalıştığı yer dışında ek işler arama eğiliminin olduğunu gözlemliyoruz. Yine Saray rejiminin gittikçe artan baskıları sebebiyle alanlara, meydanlara çıkmama gibi bir eğilim de işçiler içerisinde mevcut ya da 1 gün de olsa dinlenme isteği…

Kuşkusuz bugün özellikle genç işçi kuşakları burjuvazi, sermaye iktidarları ve sendikal bürokrasi eliyle kendi sınıfının o büyük tarihsel mücadele deneyimlerinden kopartılmış durumda. Ancak gün geçtikçe ağırlaşan ve kötüleşen koşullar karşısında da işçi sınıfı içerisinde içten içe bir tepki ve hoşnutsuzluğun büyüdüğünü ve öfkenin mayalandığını görebiliyoruz.

Emek Çalışmaları Topluluğu tarafından hazırlanan “işçi sınıfı eylemleri raporlarının” da bir yönüyle gösterdiği üzere özellikle pandemi sonrası ülkemizde işçi eylemlerinde ve bu eylemlere işçi katılımlarında kısmen de olsa artışların tespit edilmesi söz konusu. Özellikle son 4-5 yılda doğrudan üretime yönelen işçi eylemlerinin ve fiili-meşru mücadelelerin artış eğiliminde olması işçi hareketinin bugün yaşadığı tıkanıklığı açmak üzere yol ve yöntemler geliştirmeye çalıştığını ve bunun da giderek büyüyeceğini gösteriyor.

Elbette bugün işçi ve emekçiler beklentici-izleyici bir tutumdan uzaklaşmalı, “Birilerinin gelip kendilerini kurtaracakları” düşüncesinden sıyrılmalı ve diğer işçi kardeşlerine yani sınıf kardeşlerine güvenerek omuz omuza vermelidir. Günün en acil görevi işçi sınıfının ve emekçilerin kendi geleceklerini belirlemek üzere harekete geçmesidir. 1 Mayıs’ın büyük bedeller ödenen tarihi de gösteriyor ki, işçiler kendi göbeklerini kendilerinin keseceği bir mücadeleye giriştiklerinde kazanımlar elde etmiştir. Bugün açısından başta öncü işçiler kendi bölümlerinden, vardiyalarından ve fabrikalarından, iş yerlerinden başlayarak yan yana gelmeli ve ortak talepler etrafında örgütlü mücadelenin geliştirilmesi için daha ileriden bir sorumluluk ve inisiyatif almalıdır. 1 Mayıs’ı da böyle bir örgütlenme sürecinin parçası olarak ele almak gerekir.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
18.04.2026 23:05

Varto’da jeotermal projesine Ankara’dan tepki: 'Doğamızın talanına izin vermeyeceğiz'

Ankara’da Muş’un Varto ilçesinde planlanan jeotermal projesine karşı açıklama yapıldı. Açıklamada projenin su kaynaklarını, meraları ve yaşam alanlarını tehdit ettiği vurgulandı.

Varto’da jeotermal projesine Ankara’dan tepki: "Doğamızın talanına izin vermeyeceğiz"

Fotoğraf: MA

18.04.2026 20:00

Hatay’da konteyner kentler için tahliye kararı | Depremzede: Çoğu evin altyapısı yok, bitmeyen dairelere nasıl yerleşelim?

AFAD, Hatay’daki konteyner kentlerin 30 Haziran’a kadar boşaltılacağını duyurdu. Yurttaşlar ise konutların hazır olmadığını belirterek, “Çoğu evin altyapısı ve yolu yok; bitmeyen dairelere nasıl yerleşelim?” diye sordu.

Hatay’da konteyner kentler için tahliye kararı | Depremzede: Çoğu evin altyapısı yok, bitmeyen dairelere nasıl yerleşelim?

Fotoğraf: ANKA

18.04.2026 15:38

Denizli’de Ortadoğu ve NATO paneli: 'İşçilerin ve halkların güvenliğinin garantisi birleşik mücadelesi'

Denizli’de düzenlenen “Ortadoğu’da savaş, NATO ve emperyalizm” panelinde konuşan EMEP’li İskender Bayhan, NATO’nun halkların güvenliğini sağlamadığını belirterek, çözümün işçi ve ezilen halkların birleşik mücadelesinde olduğunu vurguladı.

Denizli’de Ortadoğu ve NATO paneli: “İşçilerin ve halkların güvenliğinin garantisi birleşik mücadelesi”

Fotoğraf: Evrensel 

18.04.2026 14:13

Mahkemeden yöre halkına engel: 'Köylülerin adalete erişimi zorlaştırılıyor

Muğla'nın Köyceğiz Kavakçalı Mahallesi'nde 69 yurttaşın kalker ocağına karşı açılan davaya müdahillik talebini mahkeme reddetti. Yurttaşlar kararı, adalete erişimin zorlaştırılması olarak nitelendirerek tepki gösterdi.

Mahkemeden yöre halkına engel: "Köylülerin adalete erişimi zorlaştırılıyor

Fotoğraf: Evrensel

18.04.2026 14:12

Tuzla’dan MESEM öğrencisi: Yönetenler suçu atacak birilerini arıyor ama asıl suçlu onlar

Tuzla'da MESEM öğrencisi okul saldırılarının ardından yazdığı mektupta, "Siz bu ülkenin gençlerine, böyle işler yapabilecekleri bir eğitim vermiyorsunuz. Sorun, sizin bize verdiğiniz eğitimde" dedi.

Tuzla’dan MESEM öğrencisi: Yönetenler suçu atacak birilerini arıyor ama asıl suçlu onlar

MESEM öğrencileri

Tuzla’dan MESEM öğrencisi


İçerik yükleniyor...

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!