Halkın parası ya silaha ya Neonazilere mi?
Avrupa Gündemi’nde bu hafta İngiltere’de askeri bütçe için sosyal yardımların kesilmesi, Fransa’da vergi yasalarının aşırı sağcıların finans kaynağı haline gelmesi ve Almanya’da Merz’in “Suriyelileri geri göndereceğiz” sözlerine yönelik tartışma var
Fotoğraf: Evrensel
İngiltere’de The Guardian’da yayımlanan ve Polly Toynbee imzasını taşıyan köşe yazısı, siyasette son yıllarda giderek sertleşen bütçe ve refah devleti tartışmalarına odaklanıyor. Özellikle sosyal yardım harcamalarının, farklı partiler tarafından vergi indirimleri ya da askeri bütçe gibi alanlar için bir “kaynak” olarak gösterilmesi, İngiliz siyasetinde sıkça karşılaşılan bir söylem haline gelmiş durumda. Toynbee askeri harcamaların artmasını destekleyenlere soruyor: “Savunmayı finanse etmek için tam olarak kimi yoksullaştırmaya razısınız?”
Fransa’da Liberation gazetesi, Neonazi bağlantılı derneklerin 1988’de çıkarılan bir vergi düzenlemesi olan “Coluche yasası”nı kullanarak nasıl gelir sağladıklarını ortaya çıkardı. Bu düzenleme “kamu yararına” çalışan kuruluşlara yapılan bağışların yüzde 66’sının gelir vergisinden düşülmesini sağlıyor ve Fransa devleti aşırı sağcı kurumların da bu yasadan yararlanmasına izin veriyor. Gazeteye göre bu yasa, aşırı sağcıların ana finans kaynağı haline geldi.
Almanya’da ise Başbakan Friedrich Merz, 2026 yılı itibarıyla ülkedeki Suriyelilerin yaklaşık 700-800 bin kişiye denk gelen yüzde 80’ini önümüzdeki üç yıl içinde Suriye’ye geri göndermeyi hedefleyen bir planı gündeme getirdi. Suriye'deki HTŞ yönetimiyle görüşülen bu plan, Suriye iç savaşının sona erdiği gerekçesine dayandırılsa da hem pratik uygulanabilirliği hem de hukuki boyutu açısından yoğun tartışmalara ve endişelere yol açtı.
Savunmayı finanse etmek için sosyal yardımları kesmeye hevesli olanlara bir soru: Tam olarak kimi yoksullaştırmaya razısınız?
Polly Toynbee
The Guardian/İngiltere
Sosyal yardım bütçesi artık bir sihirli para ağacı gibi görülüyor. Ne zaman Muhafazakar Parti ya da (aşırı sağcı Reform UK lideri) Farage yanlıları vergi indirimleri, daha fazla polis, daha sert cezalar, evliliği teşvik eden bonuslar gibi çılgın vaatlerde bulunsa ve bunun finansmanı sorulsa, cevap hep aynı: “sosyal yardımlar”. Rakamlar devasa... Parti, “Yalnızca Muhafazakar Parti sosyal yardım harcamalarını 23 milyar sterlin azaltarak Britanya’yı yeniden çalışır hale getirebilir” diye ısrar ediyor.
Daha beklenmedik olan ise bu hafta (iktidardaki) İşçi Partili ve Lordlar Kamarası üyesi George Robertson’dan gelen alarmdı. Savunmayı finanse etmek için sosyal yardımlarda kesinti talep etti. Eski NATO başkanı, “Sürekli büyüyen bir sosyal yardım bütçesiyle Britanya’yı savunamayız” dedi. Neyse ki hükümet tarafından sert şekilde geri püskürtüldü: Maliye Bakan Yardımcısı James Murray, bu iki bütçe arasında “sıfır toplamlı bir oyun” olmadığını söyledi.
“Sosyal yardım bütçesi kontrolden çıktı” ifadesi, TV röportajlarında bakanlara rahatça yöneltilen, neredeyse kabul görmüş bir klişe haline gelme riski taşıyor. Gerçek veriler için Resolution Foundation’ın CEO’su Ruth Curtice’e bakmak gerekir. Önceki CEO Torsten Bell (şimdi emeklilik bakanı) uzun zamandır sosyal yardımların GSYH’nin yüzde 10-11’i civarında sabit kaldığını vurguluyor. Curtice de bunu doğruluyor: “Kontrolden çıkmış değil. Çalışma çağındaki yardımlara baktığınızda oldukça sabit.” Artan esas kalem emeklilik giderleri; çünkü emekli sayısı artıyor ve “triple lock” sistemi, bireylerin servetine bakmadan emekli maaşlarını yükseltiyor. Emeklilik yaşı arttıkça, çalışamayan ve emekli maaşını bekleyen daha fazla kişi hastalık yardımı alıyor. Bunlar “bedavacı” mı?
Muhafazakar Partili Kemi Badenoch’un 23 milyar sterlinlik kesinti vaadini alkışlayanlara Curtice, George Osborne’un (Muhafazakar Partili eski Maliye Bakanı) 2015’teki 15 milyar sterlinlik kesintilerini hatırlatıyor. İki çocuk sınırı 450 bin çocuğu yoksulluğa itti, genel yardım tavanı ise daha fazlasını etkiledi. Kira yardımlarının dondurulması, insanları pahalı geçici konutlara sürükledi. Curtice, “Hâlâ sonuçlarını yaşıyoruz” diyor, “ve o zaman bile 15 milyarın tamamını kesemediler.” İşsizlere verilen temel destek (haftalık 98 sterlin), benzer ülkeler arasında en düşük seviyede ve 2010’a göre reel olarak yüzde 9 daha düşük.
Kesinti savunan partiler ise, 2030’a kadar 15.5 milyar sterline mal olacak pahalı ve verimsiz “triple lock” (emekli maaşlarının en az belirli bir seviyede arttırılmasını garanti eden bir sistem, 2010 yılında Muhafazakar Parti tarafından hayata geçirildi) sistemini korumaya devam edecek. İşçi Partisinin geçen yıl 5 milyar sterlinlik kesintiyi geçirememesiyle alay ediyorlar, ancak bu zaten kötü bir öneriydi; gençler arasında artan ruh sağlığı kaynaklı hastalık yardımlarına aceleyle verilmiş düşüncesiz bir tepkiydi. Vergi Çalışmaları Enstitüsü’nden Eduin Latimer’a göre benzer ülkeler sağlık yardımlarına daha fazla harcama yapıyor. Bu yüzden bir siyasetçi “sihirli para ağacından” bahsettiğinde, tam olarak neyi keseceğini ve kimi daha da yoksullaştıracağını söylemesini talep etmek gerekir.
Sosyal güvenlik ve engellilikten sorumlu bakan Stephen Timms, yardım sistemini gözden geçirmekle görevlendirildi. Görevinin kesinti yapmak olmadığını defalarca vurguluyor; Hazine buna zaten karar vermiş. Ancak reform şart. İki çocuk sınırının kaldırılmasıyla kendi seçim bölgesinde 7 bin kişinin fayda sağladığını söylüyor. Değerlendirme sistemini “insanlık dışı” olarak nitelendiriyor. Resolution Foundation, iş merkezlerindeki kapasite eksikliği nedeniyle hastalık yardımı alanların yeniden değerlendirilmediğine dair bir rapor yayımlamaya hazırlanıyor. Timms, farklı gruplarla birlikte çalışarak reform için geniş destek arıyor. Eğitim Bakanı Bridget Phillipson’ın özel eğitim ihtiyaçlarındaki değişiklikleri hassasiyetle yürütmesi buna örnek gösteriliyor. Amaç, zor bir iş piyasasına rağmen daha fazla genci istihdama kazandırmak.
Peki sosyal yardımlardan savunmaya kaynak aktarımı fikri? Robertson’ın çıkışı hükümeti korkutmayı amaçlıyordu. “Hazırlıksızız, savunmasızız, saldırı altındayız. Güvende değiliz… Britanya’nın güvenliği tehlikede” dedi. Savunma incelemesinin yazarı olarak, finansman konusundaki yavaşlıktan şikayetçi.
Ayrıca Hazine’yi “asker olmayan uzmanların vandalizmi” ile suçladı. Ancak bu büyük bir yanılgı. Hazine’nin çok iyi bildiği bir şey varsa, o da “askeri uzmanların” savunma harcamalarındaki felaket sicilidir. Ulusal Denetim Ofisi geçen yıl yine Savunma Bakanlığı hesaplarını doğrulayamadı.
Milyarlarca sterlinlik israf ve başarısızlık listesi uzayıp gidiyor. 6 milyar sterlinlik Ajax zırhlı aracı sekiz yıl gecikti ve muhtemelen iptal edilecek. Nükleer program da eleştirildi; 2024 için planlanan Vanguard sınıfı denizaltılar artık önümüzdeki on yılın ortasına kadar gelmeyebilir. Robertson’ın kendisi de 1998’de savunma bakanıyken iki büyük “beyaz fil” projesine imza attı: maliyeti neredeyse iki katına çıkan, geciken, savunmasız ve yeterli uçağı olmayan uçak gemileri. Bu yüzden bugün “siyasi liderlikte aşındırıcı bir rehavet”ten şikayet ederken, savunma sisteminin kendi rehavetini de sorgulamalı.
Savunma harcamalarının büyümeyi artırdığı iddiası da sıkça dile getirilir. Ancak IMF’nin son Dünya Ekonomik Görünüm raporu bu miti çürüttü: Savunma harcamaları enflasyonu artırıyor ve kamu maliyesini kötüleştiriyor; üretimde ise sadece “mütevazı” bir artış sağlıyor. Savunmaya daha fazla harcama yapmak ancak doğru harcanırsa işe yarar. Buna karşılık, Çalışma ve Emeklilik Bakanlığı tarafından dağıtılan paranın neredeyse tamamı doğrudan hedeflenen kişilere ulaşıyor.
Çeviren: Dış Haberler Servisi
Vergiler aşırı sağı nasıl finanse ediyor?
Dov Alfon
Liberation/Fransa
Zor zamanlar yaşıyoruz ve Neonaziler sizin paranıza ihtiyaç duyuyor. Tıpkı ırk üstünlüğü savunucuları, monarşistler, kürtaj karşıtları, Holokost inkarcıları, faşistler, iklim değişikliği inkarcıları, homofobikler ve bu türden pek çok diğerleri gibi. Onlara ne kadar vermek istersiniz? Muhtemelen “hiçbir şey” diyeceksiniz, ancak Libération gazetesi, bu akımın -bazıları açıkça ırkçı ideolojileri savunan- yaklaşık on küçük grubunun, Fransız vergi mükellefleri tarafından finanse edildiğini ortaya çıkardı. Bu şeffaf olmayan sistemin merkezinde, vergi dairesinin gözünden uzak bir şekilde, hayır kurumlarının vergilendirilmesini düzenleyen yasadan miras kalan metinlerin suistimali yatıyor: “Coluche yasası”.
Sivil toplum için hayati önem taşıyan bu düzenleme, “kamu yararına” çalışan kuruluşlara yapılan bağışların yüzde 66’sının vergiden düşülmesini sağlıyor. Yıllık 2.5 milyar avronun üzerinde olduğu tahmin edilen bu dolaylı destek, büyük çoğunlukla gerçekten kamu yararına çalışan derneklere fayda sağlıyor. Ancak yıllar geçtikçe bu destek, kültürel veya hayırseverlik amaçlı sübvansiyonların durdurulmasını savunan – zira bu insanlar çelişkilerle dolu bir tutum sergilemekten çekinmezler – radikal aşırı sağın da ana finansman kaynağı haline gelmiştir.
Böylece, 2013 yılında Paris’teki Notre-Dame Katedrali’nde intihar eden ırkçı teorisyen Dominique Venner’in anısını yaşatmak amacıyla 2014 yılında kurulan Iliade Enstitüsü, 2021’den 2023’e kadar (son kamuya açık hesap raporlarına göre) bir milyon avrodan fazla bağış topladı. Bu, söz konusu dönemde devletin yaklaşık 700 bin avroluk potansiyel vergi geliri kaybı anlamına geliyor. Tüm hareket aynı mekanizmayı kullanıyor. (Aşırı sağcı monarşist bir hareket olan) “Action française”i özleyen kraliyetçilerden (göçmen düşmanı) “büyük yer değiştirme” komplo teorisinin taraftarlarına kadar, pek çok iğrenç ideolojinin savunucuları vergi mükellefleri tarafından finanse ediliyor.
Bu yağmalamayı durdurmanın zamanı geldi; bu, o meşhur “kamu yararı”na açıkça hizmet eden bir görev olacaktır.
Çeviren: Dış Haberler Servisi
İşgücü olarak vazgeçilmez
Kristian Stemmler
Junge Welt/Almanya
Almanya’da göç ve mülteciler tartışılırken, genellikle Külkedisi prensibi izlenir: Grimm masalındaki gibi, “İyiler tencereye, kötüler kursağa” Odak noktası insanların faydalılığı, iş piyasasındaki istihdam edilebilirlikleridir. Bu durum, Başbakan Friedrich Merz’in (CDU) mart ayı sonunda oldukça sıradan bir açıklamayla başlattığı, burada yaşayan Suriyeli mültecilerin olası dönüşü hakkındaki tartışmada da ortaya çıktı.
Başbakan, Berlin’de görüştüğü Suriye geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile düzenlediği basın toplantısında, önümüzdeki üç yıl içinde Almanya’da yaşayan yaklaşık 930 bin Suriyelinin yüzde 80’inin “anavatanlarına” dönmesi gerektiğini açıkladı.
Almanya Başbakanı Merz ve HTŞ Lideri Colani (Fotoğraf: Sana)
Bunun Şara’nın da dileği olduğunu sözlerine ekledi. Merz, bu açıklaması nedeniyle kendi partisi de dahil olmak üzere iş ve siyaset çevrelerinden güçlü bir muhalefetle karşılaştığında, ertesi gün bu yüzde 80 rakamını kendisinin değil, Şara’nın dile getirdiğini iddia etti. Şara ise bunu hemen reddederek, bu sözleri “Başbakanın” söylediğini belirtti.
Bu olayda özellikle dikkat çekici olan Merz’in davranışıdır. Yüzde 80 rakamını kendisinin mi yoksa Şara’nın mı dile getirdiği bilinmese de, ilk hamlesi ve ardından gelen geri adımı, Başbakanın içinde bulunduğu ikilemi açıkça yansıtıyor. Bir yandan, mümkün olduğunca çok mülteciden kurtulmak, politikalarının ve özellikle İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in (Hristiyan Sosyal Birlik CSU) politikalarının temel bir ilkesidir. Öte yandan, mülteciler vazgeçilmez vasıflı işçiler olarak ilan edildiğinde bu durum direnişle karşılaşıyor ve bu durum özellikle en az on yıldır ülkede bulunan Suriyeliler için geçerli.
Yüzde 80 hedefine karşı protestolar da buna bağlı olarak oldukça yüksek sesliydi. Sosyal demokrat parti SPD Genel Başkan Yardımcısı ve Saarland Eyaleti Başbakanı Anke Rehlinger, Başbakanın belirli zaman dilimleri için somut rakamlar ortaya atmasının “akıllıca bir fikir olmadığını” eleştirdi. Birçok Suriyeli artık “buraya entegre oldukları, az bulunan işlerde çalıştıkları, yaşlılara baktıkları veya otobüs şoförlüğü yaptıkları için bizim yurttaşlarımız” haline geldi ve hatta çoğu zaman Alman vatandaşı bile oldular. CDU Dış Politika Uzmanı Roderich Kiesewetter de vazgeçilmez Suriyeli işçilere dikkat çekti.
Merz’in açıklamasına yönelik en büyük tepki sağlık sektöründendi. Alman Hastaneler Topluluğu (DKG), Suriyeli doktorların artık Almanya’daki yabancı doktorların en büyük grubunu oluşturduğuna dikkat çekti. Örgütün başkan yardımcısı Henriette Neumeyer, haber RND’ye yaptığı açıklamada, bu doktorların “sağlık hizmetleri için büyük önem taşıdığını” belirtti. Apotheken-Umschau (Eczacılık Dergisi) de 1 Nisan tarihli bir makalesinde bu açıklamayı güncel rakamlarla destekledi. İstatistiklere göre, 2024 yılında Almanya’da yaklaşık 581 bin doktor çalışıyordu ve bunların yaklaşık 68 bini yabancı uyrukluydu, bu yeni bir rekor. Bunların 7 bin 42’si ise Suriye’dendi. 5 bin 74’ü hastanelerde, geri kalanı ise örneğin pratisyen hekim olarak polikliniklerde çalışıyordu. Suriyeli profesyoneller hemşirelik alanında da büyük önem taşıyor. DKG, Alman hastanelerinde 2 binden fazla Suriyeli hemşirenin çalıştığını tahmin ediyor. Alman doktorlar birliği Marburger Bund’un başkanı Susanne Johna, şu uyarıda bulundu: “Yabancı meslektaşlarımız olmadan, Almanya’da sağlık hizmetini garanti edemeyiz.” Johna, Suriyeli doktorların “son derece nitelikli, tıp camiasında mükemmel bir üne sahip olduklarını ve burada acilen ihtiyaç duyulduğunu” belirtti.
Uzmanların değerlendirmesi: Çok sayıda Suriyeli doktorun Almanya’yı terk etmesi durumunda, sağlık hizmeti sunumu daha da gecikebilir. Birçok hasta randevu için daha uzun süre beklemek zorunda kalabilir. Bazı bölgelerde acil servisler de aşırı yüklenebilir. Kırsal bölgelerde, bazı yerlerde sağlık hizmeti sunumu tamamen çökebilir. Ancak Suriyeli çalışanların vazgeçilmez olduğu alan sadece sağlık sektörü değil. Münih merkezli Enformasyon ve Araştırma Enstitüsü Ifo’da ekonomik tahminler başkanı Timo Wollmershäuser, Merz’in açıklamasından kısa bir süre sonra, Almanya’da yaşayan Suriyelilerin yüzde 80’inin geri dönmesinin “ülkenin verimlilik potansiyeline daha da büyük bir darbe vuracağını” belirtti. Alman Şehirler Birliği Başkanı Christian Schuchardt, çok sayıda Suriyeli mültecinin “Alman işgücü piyasasına girdiğini” belirtti. Bu durum, “vasıflı işçi arayan” sektörleri de kapsıyor.
Son olarak, Federal İstihdam Ajansı Başkanı Andrea Nahles de Suriyeliler lehine konuştu. Suriyelilerin Alman işgücü piyasasına iyi entegre olduklarını ve sağlık, hemşirelik, perakende ve lojistik gibi işgücü açığı olan sektörlerde sıklıkla istihdam edildiklerini söyledi. Federal İstihdam Ajansı’na göre, Almanya’daki 930 bin Suriyeliden yaklaşık 320 bini şu anda çalışıyor ve bunların 266 binden fazlası sosyal güvenlik primlerine tabi. Nahles’e göre, 2015 ve 2016 yıllarında gelen Suriyelilerin istihdam oranı şu anda yüzde 60’a ulaşarak, genel Alman nüfusunun yüzde 71’lik istihdam oranına yaklaşıyor.
Suriyeli mültecilerin geri dönüşüyle ilgili tartışma neredeyse tamamen tek bir argümana odaklandı: İş gücü olarak faydaları ve ayrılmalarının Alman sağlık sistemi ve Alman sermayesi üzerindeki potansiyel sonuçları. Suriye’ye olası zorunlu bir geri dönüşün etkilenenler için ne anlama geleceği ve Merz’in açıklamasının Suriye toplumu içinde ne kadar belirsizlik yarattığından neredeyse hiç bahsedilmedi.
Sol Parti parlamento grubunun içişleri ve mülteci politikası sözcüsü Clara Bünger, bu konulara değinen az sayıdaki kişiden biriydi. Bünger, Başbakanın yüzde 80 açıklamasından kısa bir süre sonra, Suriye’nin güvenli olmaktan çok uzak olduğunu ilan etti. “Eski El Kaide teröristi” Şara’nın iktidara gelmesinden bu yana, “Suriye’de etnik ve dini azınlıklara yönelik ciddi katliamlar yaşandı ve binlerce sivil öldü.” Ülkeye sınır dışı etme olmamalı. Federal Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF), Suriye’den gelen mültecilere koruma sağlamaya devam etmeli; Suriye’den sınır dışı etmelere ülke çapında bir moratoryum uygulanmalıdır.” dedi.
Şu anda böyle bir moratoryum ufukta görünmüyor. Aksine, 9 Nisan’da kamuoyuna servis edilen Bünger’in sorusuna federal hükümetin verdiği yanıtta da ortaya çıktığı üzere, Suriye’den gelen kişilerin sığınma başvuruları büyük ölçüde reddediliyor. İçişleri Bakanlığı’na göre, geçen yıl BAMF tarafından başvuruları işleme alınan Suriye vatandaşlarının sadece %5,3’üne koruma statüsü verildi. Bu durum, iktidardaki koalisyonun göç politikasındaki önceliklerini bir kez daha gösteriyor: Zor durumlarda her zaman yüksek sayıda sınır dışı etme ve geri gönderme işlemi öncelik kazanıyor.
Çeviren: Semra Çelik
(Dış Haberler)
Evrensel'i Takip Et