03.04.2026 11:16 / Güncelleme: 13:43

Aynı meydan, farklı tarihler, aynı kavga: Beyazıt Meydanı’nda bizim için mücadele deneyimleri var

İngiliz işgaline karşı duran Harbiye Nezareti'nden 1960'ta özgürlük için can veren Turan Emeksiz'e; 6. Filo'yu denize döken Denizlerden 19 Mart'ta yıkılan barikata. Beyazıt'ın taşları aynı bağımsızlık, eşitlik ve demokrasi kavgasını anlatıyor.

Aynı meydan, farklı tarihler, aynı kavga: Beyazıt Meydanı’nda bizim için mücadele deneyimleri var

Fotoğraf: Evrensel

İpek Keleş


İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin her gün gördüğü metro çıkış tabelalarından birinde şöyle yazar: “16 Mart Şehitleri Cad.” Pek çoğumuz her gün yürüdüğümüz bu caddenin adı nereden gelir bilmeyiz belki de. Üstelik tarihin akışına aynı caddede neredeyse aynı tarihlerde not düştüğümüz halde.

16 Mart 1920 günü İstanbul’un İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edildiği gündür. Bugün rektörlük binamız olan bina o tarihlerde Osmanlı’nın Harbiye Nezaretidir. Yani Milli Savunma Bakanlığı Binası. İşgalciler o gün baskın yaparak 16 askeri öldürürler. Ve İstanbul emperyalist işgalin boyunduruğuna girer. Bu işgali Anadolu’ya telgraf ile haber vermeye çalışan kişinin adı Manastırlı Hamdi Bey’dir. Nazım Hikmet Kuvayı Milliye destanında o işgal gününü şu satırlarla anlatır:

920'nin 16 Martı.

Öğleden evvel

Saat onda

Makina başında şöyle bir telgraf aldı Ankara'daki:

«Der-aliye 16/3/1920.

İngilizler bastı bu sabah

Şehzadebaşı'ndaki Muzika karakolunu.

Müsademe edildi.

İşgal altına alıyorlar İstanbul'u şimdi.

Berâyi malûmat arzolunur.

Manastırlı Hamdi.»

920'nin 16 Martı.

Harbiye Nezareti telgrafhanesi buldu Ankara'yı :

Etrafta dolaşıyor İngiliz askerleri.

Şimdi işte

İngiliz askerleri giriyorlar nezarete.

İşte giriyorlar içeri.

Nizamiye kapısına.

Teli kes.

İngilizler burdadır.»

***

İşgal altına alınmış bir başkenttir artık İstanbul. Emperyalist işgal sona erdikten, Cumhuriyet ilan edildikten sonra ise bu bina artık İstanbul Üniversitesi’nin olur. Aradan geçen on yıllara rağmen aynı mekân, bu kez farklı bir tarihsel bağlamda, benzer bir gerilimin sahnesi haline geldi.

40 yıl sonra gençliğin özgürlük talebi aynı yerden haykırıldı

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte yeni bir siyasal düzen kurulurken, aynı zamanda kapitalizm de topraklarda iyice yerleşmeye başladı. Bu süreçte emek-sermaye çelişkileri, kentleşme ve sınıf ilişkileri yeni gerilim alanları yarattı. Bu gerilimler ilerleyen yıllarda hem işçi hareketlerinin hem de gençlik hareketinin siyasal taleplerinin zeminini oluşturdu. DİSK, TİP gibi dönemin siyasi yapısını etkileyen örgütler de mücadele seyrini bir noktaya çekmiş oldu.

Bu kez tarih 28 Nisan 1960’a gelmiştir. Yani işgalden 40 yıl sonra. Demokrat Parti, basını ve üniversiteleri baskı altına almak için Tahkikat Komisyonu yasası çıkarmak istiyor, üniversiteliler ise bu yasaya karşı çıkıyor, engellemek için mücadele ediyordu. Bu süreçte Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz, bu kanunun kabul edilmesine karşın 28-29 Nisan Olayları’nda İstanbul Üniversitesi bahçesinde düzenlenen protesto esnasında vurularak öldürüldü. Bugün hâlâ Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin önündeki heykel -her ne kadar şu an inşaat sebebiyle çevresi sarılı olsa da- her geçtiğimizde bizlere bu özgürlük mücadelesini hafızalarımıza yer ettirmeye devam ediyor. Böylece bir dönem askeri işgale karşı direnişin simgesi olan alan, bu kez gençliğin özgürlük taleplerinin bastırıldığı bir mekân olarak tarihe geçiyor.

Sonra da İstanbul’un işgalini yazan Nazım, Turan Emeksiz’i de şöyle yazdı Beyazıt Meydanı’ndaki Ölü şiirinde;

Bir ölü yatıyor

On dokuz yaşında bir delikanlı

Gündüzleri güneşte

Geceleri yıldızların altında

İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatıyor

Ders kitabı bir elinde

Bir elinde başlamadan biten rüyası

Bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında

İstanbul'da, Beyazıt Meydanı’nda.

***

Beyazıt yalnızca kampüs değildi

Adnan Menderes iktidarı döneminde yükselen öğrenci hareketleri, üniversite gençliğinin siyasal ve toplumsal taleplerini görünür kılarken, bu hareketler sert müdahalelerle karşılaştı. O günlerde Beyazıt yalnızca bir kampüs değildi; amfilerden taşan tartışmaların, fakülte koridorlarından meydanlara akan bir itirazın da merkeziydi. Hukuktan edebiyata, fenden iktisada kadar öğrenciler sadece ders aralarında değil, bazen derslerin kendisini de keserek bir araya geliyor; “üniversite nedir, özgürlük nedir” sorularını yanıtlıyorlardı. Polis barikatları yalnızca fiziksel engeller değildi; iktidarın, kampüsleri adeta kendi himayesi altına almaya çalıştığı düşünceleri mahkum etmeye çalıştığı engeller olarak da karşılarına çıkıyordu. O günlerde yine Beyazıt kapısından içeri giren polislere karşı dönemin rektörü Sıddık Sami Onar ise bu müdahaleye karşı öğrencileriyle birlikte durdu hatta darp edildi, sürüklendi ancak bu olay, hafızalarda üniversitenin nasıl savunulabileceğinin bir örneği olarak kaldı.

Üniversite gençliği memleketin özgürlüğünü ve bağımsızlığını tartışıyordu

Bu dönemde yalnızca üniversite içinde değil, sokakta da bir hareketlilik vardı. 5. ayın 5’inde saat 5’te Kızılay’da gerçekleşen ve Demokrat Parti iktidarına karşı yapılan “555K” eylemi, gençliğin ve halkın birlikte görünür olduğu bir moment yarattı. Bu eylemden yaklaşık iki sene sonra Türkiye’nin NATO’ya üyeliğinin Menderes iktidarı döneminde gerçekleşmiş olması, üniversite gençliğinin anti-emperyalist duyarlılıklarını da keskinleştiriyordu. Üniversite gençliği yalnızca akademideki özgürlüğü ve bağımsızlığı değil, memleketin de özgürlüğünü ve bağımsızlığını da tartışıyordu.

Ve İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin, eski mezunlarının Beyazıt Marşı olarak adlandırdığı, 16 Mart günlerinde düzenlenen anma törenlerinde söylediği o marş. Nazım’ın Hürriyet Kavgası Şiiridir aslında. Şöyle der Nazım 1962 yılında yazdığı şiirinde;

Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,

Dalga dalga aydınlık oldular,

Yürüdüler karanlığın üstüne.

Meydanları zaptettiler yine.

Beyazıt'ta şehit düşen

Silkinip kalktı kabrinden,

Ve elinde bir güneş gibi taşıyıp yarasını

Yıktı Şahmeran'ın mağarasını.

Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.

Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.

Safları sıklaştırın çocuklar,

Bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.

Aynı yıllarda üniversitelerde rektörlük işgalleri, boykotlar ve forumlar yaygınlaşırken; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 6. Filoyu denize dökerek yaptıkları protesto, gençliğin anti-emperyalist hattının en görünür simgelerinden biri haline geldi. Bu mücadele yalnızca üniversite sınırlarında kalmadı; işçi hareketleriyle, köylü hareketleriyle birleşen daha geniş bir mücadele zeminine dönüştü.

Gençlik harçlara, baskılara, emperyalizme ve faşizme karşı söz söyledi

Bu hat yalnızca 1960’la sınırlı kalmadı. 16 Mart 1978’de yine öğrenciler hedef alındı; Beyazıt’ta patlatılan bombayla gençler katledildi. Bu olay, dönemin yükselen öğrenci hareketinin ne denli kitlesel ve etkili olduğunu, aynı zamanda ne kadar sert yöntemlerle bastırılmak istendiğini gösteriyordu. Harçlara, baskılara, emperyalizme ve faşizme karşı söz söyleyen bir gençlik vardı ve bu söz, kimi zaman doğrudan hedef haline getiriliyordu.

Bu dönemde kontrgerilla yapılanmaları ve derin devlet ilişkileri, siyasal şiddetin bir parçası haline geldi; 16 Mart Katliamı’nın başı olan Abdullah Çatlı ve onunla beraber faşist isimlerin yıllar sonra dahi cezasızlıkla anılması, bu karanlık dönemin hesaplaşılmadan bırakıldığını da gösteriyordu. Hatta geçtiğimiz günlerde Abdullah Çatlı’nın filminin galasının bile yapılması aslında bizlere 16 Mart katliamı gibi olayların faillerinin yargılanmaması, yalnızca geçmişe değil bugüne de uzanan bir cezasızlık zincirini yaratıyordu.

1919'da İstanbul'da Galata Köprüsü önünde, arkasında tarihi surların olduğu alanda yürüyen kalabalık bir grup erkek. Bazı erkeklerin yüz fotoğrafları alt kısımda yer alıyor. İstanbul Üniversitesi, İÜ, Beyazıt Meydanı

1919'da İstanbul'da Galata Köprüsü önünde, arkasında tarihi surların olduğu alanda yürüyen kalabalık bir grup erkek. Bazı erkeklerin yüz fotoğrafları alt kısımda yer alıyor. İstanbul Üniversitesi, İÜ, Beyazıt Meydanı

Beyazıt Meydanı’na özgü bir tekerrür değil

Söz konusu tarihsel süreklilik, bir tesadüf değil. Beyazıt Meydanı’na özgü bir tekerrür de değil. Türkiye’de bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük arayışı, kesintisiz bir çizgi halinde değil ama birbirine eklemlenen deneyimlerle bugüne taşındı. Farklı dönemlerde bastırılmaya çalışılsa da, her kuşak kendi sözünü ve yolunu yeniden kurarak bu hattı sürdürdü. Bu yüzden Beyazıt’ta biriken hafıza, yalnızca geçmişe ait değil; bugünün ve yarının nasıl şekilleneceğine dair de bir iz taşıyor.

Beyazıt’tan Saraçhane’ye

Ve 19 Mart 2025. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının hukuksuzca iptalinden sonra Esnaf yemekhanesi önünden çıkıp karanlığın üstüne doğru yürüdüğümüz gün, sadece barikatları değil korku duvarlarını da yıktığımız gün. O gün fakültemizden çıktığımızda Turan Emeksiz heykelinin önünden geçti yolumuz, esnaf kapısının orada barikatları aştığımızda yürüdüğümüz yol 16 Mart Şehitleri caddesinden geçti. Ve işçi sınıfının, öğrenci hareketinin başka bir meydanına aktık: Saraçhane’ye.

O gün attığımız her adım, yalnızca o ana ait değildi. Barikatların önünde durduğumuzda, geri çekilmemeyi seçtiğimizde, o esnada bunu ilk kez yapıyormuşuz gibi hissetsek de aslında bizlere bırakılan hafızamızın bir köşesinde duran bir mücadele ve direniş mirasını ortaya çıkarmaya da çalışıyorduk. Turan Emeksiz’in önünden geçerken, 1960’ın Nisan’ı da bizimle yürüyordu. Esnaf kapısından çıkarken, 1920’nin işgal sabahı da hafızadaydı. Saraçhane’ye aktığımızda ise bu hattın yalnızca üniversiteyle sınırlı olmadığını; işçi sınıfının, emekçilerin, bu ülkenin bütün mücadele dinamiklerinin birbiriyle temas ettiğini yeniden gördük. Saraçhane’nin kendisi de bu açıdan tesadüfi bir durak değildi; 1960-61 işçi eylemlerinden 1977 1 Mayıs’ına uzanan hat boyunca bu meydan, emekçilerin ve gençliğin ortak söz kurduğu alanlardan biri olmuştu.

Fotoğraf: MA

Fotoğraf: MA

2025’teki kararlar üniversitenin dönüşümünü anlatıyor

İngiliz işgaline atıfla adı verilmiş caddeden yürürken NATO üyesi olan, toprakları Amerikan emperyalizminin işgali altında olan bir ülkenin gençleri olarak yürüdük. Turan Emeksiz’in önünden kıvrılıp, bir dönemin tek adamlarına karşı öğrencileri ile birlikte dövüşmüş Sıddık Sami Onar amfi tabelasını geçerken tamamen zapturapt altına alınmış, hile hurda ile tek adam rejimine istediği iptal kararları veren bir üniversitenin öğrencileriydik. Bir zamanlar mücadeleye sahip çıkan, öğrencileriyle birlikte hareket eden akademisyenlerin varlığı ile bugün yaşananlar arasındaki fark da bu yürüyüşte daha görünür hale geliyordu; 2025’te diploma iptalleri gibi kararlar, üniversitenin nasıl bir dönüşüm geçirdiğini açıkça ortaya koyuyordu.

Nâzım Hikmet’in “Hürriyet Kavgası” olarak tanımladığı mücadele, bu bağlamda, bir sürekliliğe işaret ediyor. Bu hürriyet kavgası aynı zamanda 19 Mart’ta barikatları yıkan darbeye, faşizme geçit vermek istemeyen İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin hafızasına kazınması gereken bir mücadele mirasından geliyor.

NATO’ya karşı kararlılık gerekiyor

Bugün İstanbul Üniversitesi çevresi ve Beyazıt Meydanı, hem 16 Mart 1920’deki işgalin hem de 1960’lı yıllardaki öğrenci hareketlerinin izlerini taşıyan aynı zamanda da bağımsızlık mücadelesi yolunda dar ağacına giden Denizlerin mücadelesiyle birleşen bir hafıza mekanı. Bu nedenle Beyazıt aslında yalnızca geçmişin bir hatırası değil, aynı zamanda Türkiye’de bağımsızlık, demokrasi ve emperyalizme karşı duruş olarak sembolik mekânlardan biri.

Bu tarihsel arka plan içinde, 4 Nisan NATO’nun kuruluş yıl dönümüne giderken aynı zamanda da bu sene NATO zirvesinin 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak olmasına karşın bizim de bir kararlılık sergilememiz gerekiyor. Bugün başta siyasal, ekonomik ve askeri ilişkiler emperyalist bir bağımlılık ile farklı biçimlerde sürüyor. Küresel güç dengeleri içinde ülkelerin karar alma mekanizmalarının nasıl şekillendiği, gençliğin geleceğinden eğitim politikalarına kadar uzanan geniş bir alanı doğrudan etkiliyor, mesela her NATO üyesi ülkenin GSYİH’nin yüzde beş savunmaya harcaması da bunlardan biri. Bugün bölgede süren savaşlar, artan askeri harcamalar ve bunun toplumlara yüklenen ekonomik maliyetleri; yer üstü ve yer altı kaynaklarının, kamusal varlıkların özelleştirilmesiyle birlikte düşünüldüğünde, bu bağımlılık ilişkilerinin yalnızca dış politikayla sınırlı olmadığını, gündelik hayatımızı da doğrudan etkilediğini gösteriyor.

Bir sözümüz olmalı… Eşitsizlik üreten, bağımlılık yaratanlara karşı

Bugün 6. Filoya secde edenlerin iktidar olduğu bir tabloda, geçmişte kurulan anti-emperyalist hattın ne anlama geldiğini yeniden düşünmek gerekirken, aynı zamanda bu geleneğin hâlâ sürdüğünü görmek de mümkün: kadın cinayetlerine karşı yükselen itirazlarda, Filistin’le dayanışma eylemlerinde, yemekhane zamlarına karşı süren eylemlerde, 19 Mart’ta yıkılan barikatta ve daha nicesinde bu hattın izleri yaşamaya devam ediyor; bu nedenle mesele yalnızca geçmişi anmak değil, o geçmişten öğrenerek bugünü anlamak ve kurmak, bununla da yarınlarımızı daha hatırlanabilir kılmaktır. Ki zaten dünü unutursak tekrar ederiz, ancak hatırlarsak değiştirebiliriz.

Bugün başta tüm Türkiye gençliği olmak üzere, özellikle bu mirası devralması gereken İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin, bu memlekette özgürlük ve demokrasi için mücadele eden ve emperyalist emellere karşı hayatını kaybedenlere bir sözünün olması gerekiyor. Bu söz yalnızca bir anma değil; aynı zamanda bugünün dünyasında eşitsizlik üreten, bağımlılık yaratan ve halkların iradesini sınırlayan ilişkilere karşı nasıl bir tutum alınacağını da belirlemek anlamına geliyor. Turan Emeksiz’den ve 6. Filoyu denize döken Denizler’den alınan mücadele mirası, anti-emperyalist bir hattın kurulmasını ve bu mücadelenin örgütlü bir biçimde sürdürülmesini gerekli kılıyor; çünkü ancak bu şekilde geçmişten devralınan deneyim bugünün somut koşullarına karşılık bulabilir ve gelecek için gerçek bir alternatif yaratabilir.

Önümüzdeki dönem ses yükseltme dönemi

Bugün bu hattı yalnızca ülke sınırları içinde değil, enternasyonal bir düzlemde de kurmak zorundayız; dünyanın farklı coğrafyalarında benzer baskı, sömürü ve savaş politikalarına maruz kalan işçilerin, kadınların, gençlerin ortak bir zeminde buluşması, bu mücadelenin gerçek gücünü açığa çıkaracaktır. Bu nedenle enternasyonal dayanışmayı büyütmek, anti-emperyalist bir tutumu küresel çapta güçlendirmek ve hedefi işçi sınıfının iktidarını kurmak olan bir perspektifle hareket etmek, savaşsız ve sömürüsüz bir yaşamı yaratmanın temelidir. Bu doğrultuda, sınıfın saflarını genişletmek ve bu ideolojik-politik hattı yaygınlaştırmak için tek bir günü dahi boşa geçirmemek gerekir.

Önümüzdeki dönem de bu sürekliliğin somut adımlarıyla öreceğiz: 4 Nisan’da bu düzenin karşısında sözümüzü yeniden kuracak ve savaş, 1 Mayıs’ta sınıfın saflarında yerimizi alacak, 6 Mayıs’ta 6. Filoyu denize dökenlerin izini bugüne taşıyacak ve Temmuz’da memleketin dört bir yanında savaş politikalarına karşı itirazı büyüteceğiz.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
03.04.2026 06:03

Meteoroloji'den dört il için sarı alarm: Ege ve Akdeniz'de şiddetli yağış, doğuda çığ tehlikesi (03.04.2026)

Rapora göre yurt genelinde birçok ilde sağanak yağış ve kuvvetli rüzgar etkili olacak. Ege kıyıları için kuvvetli yağış, doğu illeri için çığ uyarısı yapıldı.

Meteoroloji'den dört il için sarı alarm: Ege ve Akdeniz'de şiddetli yağış, doğuda çığ tehlikesi (03.04.2026)

Fotoğraf: AA

03.04.2026 12:14

İran’dan ABD’ye yanıt: 'Kara saldırısına hazırız'

İran Genelkurmay Sözcüsü Şikarçi, ABD’nin kara saldırısı tehditlerine karşı hazırlıklı olduklarını belirterek, olası bir çatışmada Amerikan askerlerine ağır kayıplar verdireceklerini söyledi.

İran’dan ABD’ye yanıt: “Kara saldırısına hazırız”

Fotoğraf: AA

03.04.2026 12:24

Grammeşin davasında karar çıktı: Cezada indirim uygulandı

İstanbul’da öldürülen öğretmen Bahadır Grammeşin’e saldıran Hasan Özcan’a 3 ayrı suçtan ceza verildi. Saldırganın cezasında iyi hal indirimi uygulandı. Avukatlar itiraz edeceklerini açıkladı.

Grammeşin davasında karar çıktı: Cezada indirim uygulandı

Fotoğraf: SOL Parti 

03.04.2026 13:23

Amazon’dan 'savaş zammı': Satıcılara yakıt ve lojistik ücreti geliyor

ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları sonrası artan enerji maliyetleriyle Amazon, ABD ve Kanada’daki satıcılara yüzde 3,5 oranında yakıt ve lojistik ek ücreti uygulayacağını duyurdu.

Amazon’dan “savaş zammı”: Satıcılara yakıt ve lojistik ücreti geliyor

Fotoğraf: Xabier Cid/Flickr (CC BY-SA 2.0)

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!