‘Etkin pişmanlık’ için ambulansla hastane diye savcılığa götürülmüş
Karar açıklandığında bir an burukluğu yansıtan sessizlik oldu. Ancak onun ardından tutuklu sanıklar salondan ayrılırken izleyici sıralarından alkışlı destek sesleri yükseldi.
Çizim: Tarık Tolunay
Fatih Polat
CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilçe belediye başkanlarının aralarında olduğu 407 kişinin yargılandığı, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Silivri Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki 1 No'lu salonda devam eden İBB duruşmasının 15. günü, insanı “korku filmine mi geldik” diye düşündürecek cinstendi. Mahkeme heyetinin ilk tutukluluk değerlendirmesini yaptığı gün olmasının yanı sıra, davanın iddianamesinin en önemli delillendirme enstrümanı olan “etkin pişmanlık” yönteminin sapır sapır döküldüğü bir güne tanıklık ettik.
Bazı avukatlar cezaevinde ‘seçilen’ isimleri, “etkin pişmanlık”tan yararlanarak itirafçı olmaya ikna etmeye çalışıyor. Bunu kabul edenler savcı odasında ifade veriyor ve itirafçı olanlardan bazıları bu “pişmanlıktan” pişman olarak ifadesini geri çekerken, kendisini buna zorlayan mekanizmayı ifşa etmiş oluyor. Normal prosedür olarak Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun bu ifadelerde adı geçen savcılara dair harekete geçmesi beklenirken, bu davayı gündeme getiren İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı'nın daha sonra Adalet Bakanı olması ve an itibariyle HSK’ye başkanlık ediyor olması bu konudaki beklentileri “naif” hâle getiriyor.
Duruşmaya dair ayrıntılar gazetemizin sitesinde anlık olarak yer aldığı için bu izlenimde, bu bilgiler bakımından tekrara kaçmamaya çalışarak, duruşmaya karakterini veren özelliklere odaklanacağım.
Bu duruşmada dinlediğimiz OMR Organizasyon sahibi Ömür Yılmaz'ın avukatı Coşkun Atılgan, müvekkiline ‘aracı avukatlar’ aracılığıyla pişmanlık telkininde bulunulduğunu açıkladı: “Bizzat müvekkilime avukat göndererek 'İtiraf edersen, aslında iftira atarsan seni çıkartabilirler' diye teklifte bulunanlar olduğunu biliyorum. Tutuksuz yargılanan sanıklar arasında, bu teklifle müvekkilime avukat gönderen insanlar olduğunu biliyorum. 'Bu teklifi reddedersen uzun süre cezaevinden çıkamazsın' diye telkinde bulunulduğunu da biliyorum. Bunların hepsi cezaevi kayıtlarında mevcuttur. Sayın Mahkemeniz gerekli görürse, vekil olarak benim dışımdaki ziyaretçi avukatları tespit ederek kimlerin hangi tekliflerle gittiğini görebilirsiniz.”
İBB iddianamesinde 76 kişinin “etkin pişman” olarak yer aldığı hatırlatalım. Bu iddianamenin ana omurgasında itirafçı hâle getirilmiş kişilerin anlatımları oluşturuyor. “Hatırladığım kadarıyla” vurgusunun 969 kez yapıldığı bir iddianame ile görülen bu davanın daha ilk ayında, neredeyse her duruşma günü duvarın sıva tutmayacak kadar malzemeden çalındığına tanık olduk. Şimdi Avukat Atılgan’ın bu ifadelerinin ardından “Sayın Mahkemeniz gerekli görürse, vekil olarak benim dışımdaki ziyaretçi avukatları tespit ederek kimlerin hangi tekliflerle gittiğini görebilirsiniz” vurgusunun nasıl bir sonucu olacağını takip edip göreceğiz.
Aynı bağlamda bir başka çarpıcı örnek. Etkin pişmanlıktan yararlanmış isimlerden Vedat Şahin’in avukatı Muhittin Arık, bir önceki duruşmada yaptığı tahliye talebinde, soruşturma aşamasında müvekkilinin iradesinin bazı avukatlar tarafından “fesada uğratıldığını” ve etkin pişmanlık kapsamında ifade verdiğini belirterek, bu ifadelerini geri çektiklerini açıklamıştı. Söz konusu süreçte Vedat Şahin’in avukatlığını İsmail Mirsad Albayrak’ın yürüttüğü ortaya çıktı. Albayrak, dosyada hâlen 5 kişinin avukatlığını sürdürüyor ve bu kişilerin tamamının da etkin pişmanlıktan ifade verdikleri öğrenildi. Albayrak, ismi bu iddialarla gündeme gelen altıncı avukat oldu.
Bu salonda daha önce, Cumhuriyet davasında ‘sanık’ olarak davasını takip ettiğim Avukat Akın Atalay da, bu davanın avukatları arasında yer alıyor. Atalay, bu davanın ilk duruşmasında bu davadaki üç hakimin kıdem sürelerinin toplamının 11 yıl olduğunu açıklayan avukat aynı zamanda. Kendisine bu tabloyu sordum: “Burada günlerdir, insanlar bazı avukatların sanıkların etkin pişmanlıktan yararlanarak belirli insanlara yönelik suçlamalarda bulunmaya zorlanıyor ve ikna edilenlerin ifadeleri de savcı tarafından alınıyor. Bu ifadeler bu salonlarda buharlaşıp yukarıya çıkarak bulut olup uçacak mı?” Atalay, bu konuyu takip merciinin Hâkimler ve Savcılar Kurulu olduğunu hatırlatarak, bu konudaki şikâyetlerin dahi olumlu sonuç alamadığını söyledi.
İfadesini geri çeken dördüncü isim
Medya A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven müdafii Avukat Mehmet Ruşen Gültekin’in savunması sırasında, Elif Güven’in annesi fenalaştı. Elif Güven, ifadesini geri çekerek itirafçılıktan vazgeçen dördüncü isim oldu.
Güven’in avukatı Gültekin’in anlatımları, suç icadı için insanların korku filminden farksız bir cenderenin içine itildiğini gösteriyor: “Daha da vahimi; müvekkilim 10 Nisan'da savcılığa nasıl çağrıldı? Savcı çağırıp ‘Etkin pişmanlıktan yararlanmak ister misin?’ demiyor, zaten müvekkilin böyle bir dilekçesi de yok. Cezaevindeki infaz koruma memuru geliyor, ‘Seni ambulansla hastaneye götüreceğiz Elif’ diyor. Elif hayatı boyunca emniyete gitmemiş, safiyane bir şekilde hastaneye gittiğini sanarak araca biniyor; ancak hastaneye değil, Çağlayan Adliyesi’ne götürülüyor. Avukatı aranıyor, o da geliyor. Bu ayrıntıları dilekçelerimizde sunduk. Orada, gerçeğe aykırı şekilde ve ifade vermeyi dahi bilmeyen birine kafasına göre bir şeyler yazdırılıyor ve buna ‘etkin pişmanlık’ deniliyor. Müvekkilim etkin pişmanlığın ne olduğunu bile bilmiyor. O ifadesi iddianamenin her yerine parçalanarak serpiştirilmiş. Kafasına göre bir şeyler yazdırılıyor ve buna ‘etkin pişmanlık’ deniliyor. Etkin pişmanlık ne, bilmiyor müvekkilim. Evet, ifadesi... Bir de o ifadesi çok ilginç; iddianamenin her yerine serpiştiriliyor. Efendim biz biliriz, ‘ifadenin bölünmezliği’ ilkesi var. Buna rağmen her tarafına gezilip parçaları var; ‘aha burada itiraf etti’ diye insanları da birbirlerine düşürmek için bu oyunların peşinde koşulmuş. Belli ki öyle olmuş.”
‘Kötü davranma, işkence, yorma, aldatma, cebir’
Avukat Gültekin’in sonrasındaki sözleri de bu iddianamenin hazırlanma sürecindeki sorgu yönteminin eleştirisine odaklanıyor: “Bakın, ben Yargıtay savcılığı yaptım; bu iddianame çökmüştür diyorum. Buradan hükme esas alınacak bir tane bile eylem bulamazsınız. Nasıl bulacaksınız? Hiçbir tarafı tutarlı değil. Daha yolun başındayız; eylem sayıları yüze gelince ne olacak, gerçekten tasavvur edemiyorum. Biz biliriz ki şüphelinin beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Oysa burada beyanların özgür iradeyle alınmadığı iddiası var. Biz buna hukukta ‘yasak sorgu yöntemleri’ diyoruz. Bunun anlamı şudur: Kötü davranma, işkence, yorma, aldatma, cebir, tehdit ve kanuna aykırı menfaat vaat edilmesi yasak sorgu yöntemleridir.”
‘Farklı avukatlar farklı tarihlerde müvekkili ziyaret etmişler’
Bazı avukatların, seçilmiş olan isimleri ‘etkin pişmanlığa’ ikna etmek için mesai harcadıklarına dair bu duruşmadaki ifadelerden biri de, tutuklu yargılanan Kültür A.Ş. Plan ve Organizasyon Müdürü Barış Kılıç’ın avukatı Cansu Çiftçi’den geldi. Çiftçi, müvekkilinin tahliye talebiyle öğleden sonraki bölümde yaptığı konuşmada şöyle dedi: “Müvekkille ilgili şunu da söylemek istiyorum: Eskişehir Cezaevi'ne gittiğimde, diğer meslektaşların da bahsettiği gibi, tanımadığımız veya müvekkilin de tanımadığı ve benim yönlendirmediğim farklı avukatlar farklı tarihlerde müvekkili ziyaret etmişler. Bu ziyaretlerin amaçlarının, malumunuz ve takdir edeceğiniz üzere, farklı niyetlerle müvekkili bir şekilde konuşturmak veya bir şeylere ikna etmek olduğu açıktır.”
‘Konuşacak mısınız, isim verecek misiniz?’
Tutuklu sanıklardan Güldem Şık’ın avukatı Alper Köleoğlu da emniyet müdürlüğü ve savcılıkta müvekkilinin neyle suçlandığı açıklanmadan kendilerine sorular yöneltildiğini belirterek şöyle devam etti: “Savcılığa gittiğimizde ise muhtemelen bütün sanıklara sorulan o soru bize de soruldu: 'Konuşacak mısınız? Etkin pişmanlıktan faydalanacak mısınız?' Biz neyle suçlandığımızı bilmediğimizi, emniyetten bir şey öğrenemediğimizi belirttik. Yine fotoğraflar üzerinden 'Bunları tanıyor musun?' diye soruldu. Müvekkilim sadece tanıdığı kişilerle ilgili beyanda bulundu. Savcı bey tekrar sordu: 'Konuşacak mısınız? İsim verecek misiniz?'”
‘200 bin sayfayı aşan dijital bellek’
Tutuklu yargılananlardan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün'ün eşi ve avukatı Sinem Keleş Akgün, kendilerine dava dosyası olarak 200 bin sayfayı aşan dijital bir bellek verildiğini ve böyle bir dosyada samanlıkta iğne aramaya zorlandıkları söyledi. Eşi ile cezaevinde evlendiklerini belirten Sinem Keleş Akgün, kendilerine cezaevindeki nikah anı fotoğraflarının dahi verilmediğini anlattı. Mahkeme heyetinin arkasında dizili klasörleri göstererek devam etti: “Arkanızdaki klasörleri Gürkan’ın koğuşuna koysak ki bu sadece 'ifadeler' diyorsunuz, Gürkan’a odada yatacak yer kalmaz. O yüzden silahların eşitliği ilkesi uyarınca mahkeme, sanığın delillere ulaşmasını, onları incelemesini ve çürütmesini sağlayacak her türlü imkânı, tutuklamanın kaldırılması da dahil, sunmak zorundadır.”
Siyah kameralardan bizi kim izliyor?
Tutuklu İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in avukatı Baran Kaya, bir anda salonda bulunanlarda George Orwell’ın distopik romanı 1984’teki gibi sürekli bir gözaltında tutulma halini hissettiren şu önemli vurguları yaptı: “Dün duruşma salonunda beyaz kameraların altına siyah kameralar yerleştirildi. Bilgisayarlarımızı görebiliyor. Kim izliyor? Savunma olarak baskı altına alındığımızı düşünüyoruz. Baskı altına alındığımızda kime gideceğiz? Size gideceğiz. Savunmanın savunmasını istiyorsanız, baskı altına alınma girişimlerini durdurmanız gerekir.”
İmamoğlu: Devlet pusu kurar mı?
Avukatlarının söz hakkını kendisine bıraktıkları İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, “Devlet pusu kurar mı, rehin alır mı?” soruları, davanın siyasi niteliğine işaret eden etkili bir vurguydu. Ve sözünü şöyle bağladı: ‘Bütün tutuklu arkadaşları serbest bırakın, ben buradayım’. Mahkeme Başkanı karar için ara verdikten sonra, İmamoğlu salondan ayrılırken, “Adalet bu ülkeyi kurtaracak. Bu bir siyasi davadır, çökecek” dedi.
İmamoğlu’nun konuşmasında, davanın siyasi niteliğine uygun olarak eleştirilerini net yaptığını, ancak ailelerin tahliye beklentilerinin yarattığı psikolojik etkiyle de köprüleri atmayan bir denge içinde durduğunu söyleyebiliriz.
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, aranın ardından salona dönüldükten sonra ailelere, tahliye kararı açıklandıktan sonra tahliye edilecek olanları, Silivri Dayanışma Merkezi’nde bekleyip karşılayacaklarına söyledi.
Savcının tahliyesini istediği yedi isim şöyleydi: CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat’ın şoförü Sırrı Küçük, Ağaç A.Ş. Satın Alma Şefi Fatih Yağcı, iş insanı Evren Şirolu, İmamoğlu’nun Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, İSPER A.Ş. çalışanı Davut Bildik, Ali Üner ve Ebubekir Akın.
Mahkeme heyeti oy birliğiyle 18 kişinin tahliyesine karar verdi. Tahliye edilenler: Sırrı Küçük, Fatih Yağcı, Ali Üner, Evren Şiroğlu, Altan Ertürk, Ebubekir Akın, Hüseyin Yurttaş, Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Sabri Caner Kırca, Baran Gönül, Mahir Gün, Kadriye Kasapoğlu, Davut Bildik, Esra Huri Bulduk, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Başak Tatlı, Nazan Başelli.
107 tutuklu sanığın olduğu duruşmada, aileler doğal olarak daha fazla sayıda tahliye olmasını diliyordu. Karar açıklandığında bir an burukluğu yansıtan sessizlik oldu. Ancak onun ardından tutuklu sanıklar salondan ayrılırken izleyici sıralarından alkışlı destek sesleri yükseldi.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et