Demokrasi retoriğinin gölgesinde: ABD müdahalelerinin ekonomi politiği
ABD’nin “demokrasi” söylemi eşliğinde yürüttüğü askeri müdahaleler, Irak’tan Afganistan’a, Libya’dan Venezuela ve Grönland’a uzanan hatta aynı ekonomi-politik gerçeği ortaya koyuyor: Bombaların ardından enerji ve maden sözleşmeleri geliyor.
Emirhan Durmaz
ABD’li silah ve enerji tekellerinin son dönemdeki en saldırgan temsilcisi Trump’ın pervasız saldırıları günden güne artıyor. Türkiye’deki işçi ve emekçilerin bir bölümü ise farkında olmadan tehlikeli bir tartışma zemininin içine çekiliyor. Öyle ki, katil molla rejiminin İran’da yaşattığı sayısız travma aşikar ve bu rejime duyulan öfke de hayli meşru. Ancak bu öfke, ABD-İsrail müdahalesini anlaşılır ve meşru göstermeye başladığında bir şeylerin ters gittiğini kaydetmek gerekir.
Nitekim tam da bu noktada tarihsel tablo ve müdahalelerin ekonomi politiği hayli anlam kazanıyor. ABD’nin “demokrasi götürme” retoriği ile gerçekleştirdiği iki yüzyıllık askeri müdahale tarihi, her defasında farklı bir gerekçeyle aynı gerçeği üretiyor: Gittiği yerde petrol sözleşmeleri, maden imtiyazları ve angaje yönetimler kalıyor. Irak, Afganistan, Libya örneklerinin yanı sıra; güncel olarak İran saldırısı, Grönland borazanlığı ve Venezuela operasyonu bu tablonun son halkalarını oluşturuyor.
Irak: İşgalin anatomisi 138 milyar dolarlık sözleşme
2003 işgalinin üzerinden yirmi yılı aşkın süre geçti. Savaşın ekonomi politiği hâlâ tartışılıyor olsa da belgelenen gerçekler ise hayli açık: ExxonMobil, BP, Shell ve Halliburton gibi Batı menşeli tekeller işgal öncesinde Irak petrol piyasasından neredeyse tamamen dışlanmış durumdaydı. Ancak 2003’te henüz bomba sesleri kesilmeden tablo değişti.
Öyle ki; BP ve CNPC ülkenin en büyük petrol sahası Rumaila için ilk sözleşmeyi imzaladı. ExxonMobil Batı Kurna Faz 1’i, Shell ise Majnoon’u aldı. Sözleşmeler askeri işgal altında imzalandı. En büyük payları, ABD’li enerji tekelleri aldı.
Savaşın mali anatomisi de birkaç yıl içinde netleşti. ABD hükümeti en az 138 milyar dolarlık sözleşme dağıttı; bunun 39.5 milyar dolarını tek başına Halliburton’ın bağlı şirketi Kellogg Brown & Root aldı. Bununla birlikte Irak’taki petrol sahalarında çıkan yangınları söndürme işini de 2 milyar dolarlık sözleşmeyle yine Halliburton üstlendi. Üstelik dönemin Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin Halliburton’ın CEO koltuğunda oturduğu hatırlanınca ise tablo rakamlardan çok daha fazlasını anlatıyor.
Irak halkının faturası ise bambaşkaydı: Yüz binlerce sivil yaşamını yitirdi. Ülke mezhep temelli iç savaşa sürüklendi. Saddam’ın ordusundan tasfiye edilen Sünni subaylar IŞİD’in çekirdeğini oluşturdu.
Afganistan: Nadir elementlerin Suudi Arabistan’ı
Belgelerin ortaya koyduğu üzere ABD’li jeologlardan oluşan Pentagon ekipleri Afganistan’ın maden rezervlerini keşfedip haritalandırmıştı. Rapor açıktı: Afganistan 1 ila 3 trilyon dolar değerinde işlenmemiş maden rezervine sahipti. Lityum, demir, bakır, nadir toprak elementleri... Bir Pentagon muhtırası Afganistan’ı doğrudan “lityumun Suudi Arabistan’ı” olarak tanımlamıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı Eşref Ganî, koltuğunda kalabilmek için Amerikan şirketlerine maden sözleşmesi teklif etti; karşılığında ailesinin bu pastadan pay aldığı da kayıtlara geçti. Nitekim sözler tutuldu: 2019’un sonlarında ABD ordusu ve istihbarat aygıtıyla bağlantılı Virginia merkezli SOS International, Afganistan genelindeki çeşitli madenlere münhasır erişim hakkını elde etti.
Yirmi yıl, binlerce Afgan sivil... Ve sonunda: Taliban, kaos, paylaşılmış maden haritaları.
Libya: 14 yıllık kaos, ‘çok daha elverişli koşullar'
Libya müdahale öncesinde devlet kontrolünde bulunan büyük petrol gelirleri ve Batı finans kurumlarından bağımsız “Ulusal Kalkınma Fonu” ile biliniyordu. NATO şemsiyesi altında yürütülen yoğun bombardımanın ardından ülke 14 yıl boyunca çözüme kavuşturulamamış bir iç savaşın içinde kaldı. Devlet kontrolündeki petrol gelirleri ve kalkınma fonları eridi; yerini birbiriyle çatışan silahlı gruplar ve emperyalist müdahaleler aldı. Afrika’nın kanıtlanmış en büyük petrol rezervi olan yaklaşık 48 milyar varillik rezerv, birer birer Batılı enerji tekellerinin eline geçti. ConocoPhillips, ExxonMobil, Chevron, TotalEnergies, Halliburton, sırayla kapıya dayandı.
Süreç tamamlandığında Libya Ulusal Petrol Şirketi (NOC) Başkanı Masoud Suleiman imza töreninde şunu söyledi: Sözleşme koşullarının artık geçmişe kıyasla “çok daha elverişli” olduğunu, bunun küresel enerji sektöründeki değişimleri yansıttığını belirtti. “Çok daha elverişli koşullar”, 14 yıllık kaosun ardından masaya kimin güçlü oturduğunu tek başına anlatıyor.
24 Ocak 2026: ConocoPhillips ve TotalEnergies, NOC’nin yan kuruluşu Waha Oil Company aracılığıyla 25 yıllık petrol geliştirme anlaşması imzaladı. 20 milyar doların üzerinde “yatırım” öngören anlaşma üretim kapasitesini günlük 850 bin varile çıkarmayı, 376 milyar dolar net gelir üretmeyi hedefliyor. Waha imtiyazları 2050’ye kadar uzatıldı. Ortaklık payı ise şu şekilde: NOC yüzde 59.16, TotalEnergies yüzde 20.42, ConocoPhillips yüzde 20.42.
Esasen ConocoPhillips Libya’da 1955’ten bu yana faaliyetteydi. Yaptırımlar döneminde çekildi, 2005’te ise geri döndü; iç savaş yıllarında bile ülkeden ayrılmayan az sayıdaki şirketten biri oldu. Yani enerji tekeli, ülke 14 yıl boyunca yanıp yıkılırken sırasını kolladı.
ExxonMobil ise Libya operasyonlarını 2013’te dondurmuştu. 12 yıl sonra, 4 Ağustos 2025’te Londra’da NOC ile mutabakat imzaladı; kuzeybatı kıyısı ile Sirte Havzası’nda 4 açık deniz blokunda arama yapacak. ABD Büyükelçiliği ortaklığı “ABD’nin petrol ve gaz sektörü için yararlı” bulduğunu duyurdu.
Chevron da aynı günün töreninde NOC ile mutabakat imzaladı. 11 Şubat 2026’da açılan ihale turunda Sirte Havzası’ndaki Saha 106’yı, rakipleri TotalEnergies ve ConocoPhillips’i geride bırakarak kazandı. Şirketin arama başkan yardımcısı ihaleyi “Portföyümüzü yüksek kaliteli arazilerle büyütme stratejimize uygun” diyerek kutladı.
Halliburton da Trablus zirvesinde masadaydı. Saha Müdürü Chris Simonian’ın sözleri son derece açıktı: “2026 Halliburton için bir dönüm noktası olacak. Bugün bölgedeki en büyük fırsatı, en büyük büyüme segmentini Libya’da görüyoruz.” Dick Cheney’nin eski şirketinin “en büyük büyüme segmenti” olarak Libya’yı göstermesi, Irak çağrışımını kaçınılmaz kılıyor. Şubat 2026’da Libya, 17 yılın ardından açtığı ilk petrol ihalesine 40’tan fazla Batılı şirketten başvuru aldı. Örüntü sabit, kaos geçici, rezervler kalıcıydı. Libya’nın pazarlık gücü 14 yıllık parçalanmışlıkla yeterince zayıfladığında, koşullar “elverişli” hale geldi; avuçlarını ovalayan enerji tekelleri sırayla içeri girdi.
Venezuela: Petrolü ben kontrol edeceğim
Tarihsel örneklerin yanı sıra son güncel halkalardan birini ise Venezuela oluşturuyor. Bilindiği üzere Venezuela yeryüzünün en büyük kanıtlanmış ham petrol rezervlerine sahip: Tahminen 303 milyar varil. Dünyadaki kanıtlanmış rezervlerin yaklaşık 5’te 1’i bu ülkede.
ABD’nin Venezuela politikası tarihsel örüntüdeki klasik aşamalardan geçti: Önce PDVSA’ya yaptırım, ardından uluslararası petrol satışlarının ablukaya alınması, nihayetinde ocak 2026’da gerçekleştirilen operasyon ile Maduro yakalanarak New York’a götürüldü.
Trump bu kez diplomatik örtüye dahi gerek duymadı. Sosyal medya hesabından yazdı: “Venezuela, bizden çaldıkları petrol, toprak ve diğer varlıkların tamamını iade edene kadar tamamen kuşatılmıştır”. Ardından ekledi: “Venezuela’nın petrolünü, ülkenin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yararına kullanılmasını sağlamak amacıyla ben kontrol edeceğim.”
Petrol tekeli Chevron büyük bir iştahla Venezuela’daki operasyonlarını genişletmek için müzakere masasına oturdu. Şirket CEO’su Mike Wirth’in cümleleri bu aceleyi açıklıyor: “Venezuela çok büyük jeolojik kaynak ve zenginlikle kutsanmış. Bu koşullar değiştiğinde ülke ekonomisini yeniden inşa etmenin bir parçası olmak isteriz.”
Grönland: Kolay yoldan olmazsa zor yoldan
Güncel vakaların en “açık sözlü” örneği ise Grönland. Trump, Danimarka’nın özerk bölgesi üzerindeki taleplerini herhangi bir diplomatik örtü kullanmadan dile getirdi: “Grönland hakkında bir şeyler yapacağız. Kolay yoldan olmazsa zor yoldan”.
“Neden Grönland?” sorusunu ise ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz yanıtladı: “Kritik mineraller ve doğal kaynaklar”. Araştırmalar 34 kritik ham maddenin 25’inin Grönland’da bulunduğunu gösteriyor. Nadir toprak oksiti rezervi tahminlere göre 36 ila 42 milyon metrik ton kapasitesinde ve Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci rezervi. Demir cevheri, grafit, tungsten, paladyum, vanadyum, çinko, altın, uranyum, bakır ve petrol bunların yalnızca bir kısmı.
Trump için strateji aşikar: ABD’nin nadir toprak elementlerinde Çin’e olan bağımlılığını kırmak için yeni coğrafyalara el atmak şart. Trump yönetimi Grönland’ın yer altı zenginliklerini, Çin’in savunmadan elektrikli araçlara kadar her sektörde sürdürdüğü ham madde egemenliğini kırmak için bir araç olarak değerlendiriyor. Çin’in Şenghe Kaynakları şirketi ise zaten Grönland’ın güneyindeki Kvanefjeld madeni projesinin en büyük hissedarı konumunda. Emperyalistler açısından Grönland hem ham madde deposu hem de Arktik’te stratejik askeri üs olarak değerlendiriliyor.
Sömürü örüntüsü
ABD’nin “demokrasi götürme” vaadinin ardındaki gerçek değişmiyor: Tekelci finans kapitalin hammaddeye, enerji kaynaklarına ve yeni pazarlara erişimini güvence altına alan ideolojik bir perde.
Müdahale edilen her ülkede benzer bir tablo ortaya çıkıyor: Mevcut devlet yapıları dağıtılıyor, ortaya çıkan boşluk sermaye için “serbest alan”a dönüştürülüyor. Ardından işbirlikçi angaje yönetimler işbaşına getiriliyor; sömürü, işbirlikçiler eliyle süreklileştiriliyor. “Yeniden inşa” adı altında imzalanan sözleşmeler Batılı tekelci şirketlere devrediliyor. Nitekim savaş, sermaye birikiminin hızlandırıldığı bir araca dönüşüyor. Toplumsal parçalanma ise bilinçli biçimde derinleştirilerek bağımlılık kalıcılaştırılıyor.
Bugün işçi sınıfı ve halklar açısından en büyük handikap, bu emperyalist kuşatmaya karşı, işçi sınıfının kendi iktidar deneyimi ve devleti olan SSCB’nin bugün sahnede bulunmayışıdır. Bu yokluk, emperyalist müdahalelerin elini pervasızlaştırırken, halkların sınıf eksenli, bağımsız bir çıkış hattı örme sorumluluğunu daha da yakıcı hale getiriyor.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et