28.02.2026 00:06 / Güncelleme: 00:24

Dünden bugüne Berlinale: Festival hep politikti

Üç yıldır Berlinale’de süregelen tartışmaların bir sonuca varacağını beklemek çok zor. Bunun pek çok sebebi var ama sıklıkla atlanan bir konu var. Diğer bütün büyük film festivalleri gibi, Berlinale’nin önemli bir unsuru da film marketi.

Dünden bugüne Berlinale: Festival hep politikti

Fotoğraf: AA

Engin Ertan
[email protected]


76. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı kazanan İlker Çatak imzalı “Sarı Zarflar”ın ve Jüri Büyük Ödülü Gümüş Ayı’yı kazanan Emin Alper’in yönettiği “Kurtuluş”un mart ayında Türkiye’de gösterime gireceği duyuruldu. Her iki filmin de anlattığı hikayelerle ses getirmeye devam edeceği aşikar. Diğer yandan, festivalle ilgili tartışmalar da devam ediyor. Bu yazıyı kaleme alırken gündemde olan yeni konu, festival direktörü Tricia Tuttle’ın görevden alınıp alınmayacağı idi.

“Chronicles from the Siege” ile Perspectives bölümünün En İyi Film ödülünü kazanan Filistinli yönetmen Abdallah Alkhatib’ın kapanış töreninde söyledikleri ve konuşması sırasında sahnede Filistin bayrağı açması birkaç gündür Alman basınında tartışma yaratmakta.

{{5971843}}

Tıpkı 2024 yılındaki tören sonrasında yaşananlar gibi, Gazze’ye destek çağrıları festivalin ‘anti-semitist’ söylemlere platform sağladığı suçlamalarını beraberinde getirdi ve festival direktörü Tuttle, söylenenlere göre Kültür Bakanı Wolfram Weimer’in isteğiyle, Perşembe sabahı özel bir görüşmeye çağrıldı. Bu toplantı ertesinde basına yansıyanlara göre Tuttle’ın görevine devam edip etmeyeceği yönünde henüz bir karar verilmiş değil ama devletin festivalin içeriğine müdahale etmeye kalkması ciddi bir tepki çekti. Festival çalışanları Tuttle’a destek bildirisi yayınlarken, uluslararası sinema camiası ve Avrupa Film Akademisi veya FIPRESCI gibi pek çok kurum da festival yönetimine destek verdi. Uluslararası Sinema Yazarları Derneği FIPRESCI’nin açıklaması “Sanatsal Özgürlük ve Kültür Kurumlarının Özgürlüğü” başlığını taşıyordu.

Wenders'in tepki çeken sözleri

Oysa iki hafta öncesine dönersek, festivalin cevap vermeye çalıştığı eleştiriler tam tersi bir yönden geliyordu. Hatırlarsanız, 76. Berlinale uluslararası yarışma jürisine, festivalin İran ve Ukrayna halklarına verdiği desteği Filistin’e vermemesi hakkındaki görüşlerinin sorulduğu soruyla başlamıştı. Bu soru ve Jüri Başkanı Wim Wenders’in “Siyaseti siyasetçiler yapsın, biz siyasete bulaşmayalım” sözleri sadece Berlin’de değil, uluslararası alanda büyük bir tartışma yarattı.

{{5970513}}

Festivalin kapanış töreninde yaptığı uzun bir açıklama ile Wim Wenders; festivale, jüriye ve kendisine yöneltilen eleştirilere cevap vermek niyetindeydi: “Berlinale’de ortak dil nedir? İçinde yaşadığımız bu güzel, inanılmaz derecede karmaşık, ürkütücü ve kontrolden çıkmış dünyaya dair hislerimizi kelimelerin ötesinde nasıl ifade ederiz? Yedi ülkeden gelen bu jürinin ortak dili sinemanın diliydi. Yetmiş altı yıldır Berlinale’ye hakim olan dil de bu. Ona eleştirmenlerin ve gazetecilerin dili de hep eşlik etti. Siyasetin dili de her zaman buradaydı; çünkü Berlin, tıpkı geçmişte olduğu gibi, bugün de son derece politize bir yer.”

Wenders bu sözleriyle, festivalin ilk gününde jüriye yöneltilen Gazze üzerine sorunun ve jürinin çekimser yanıtının yarattığı tartışma dalgasının yol açtığı algıyı kırmaya çalışıyor ve festivalin siyasetle iç içe tarihine işaret ediyordu. 1951 yılında başlayan Berlin Film Festivali, II. Dünya Savaşı sonrasında, dünya yıldızlarını ve uluslararası basını Batı Berlin’e çekmesi ile şehrin tekrar bir cazibe merkezi haline gelmesinde önemli bir rol oynamıştı. 1961 yılında Berlin Duvarı’nın inşa edilmesi sonrasında ise Berlinale ’60’ları Amerika’nın dostu ve vitrini olarak geçirmişti. Festivalin Soğuk Savaş’ın etkisinin en yoğun hissedildiği yıllarda üstlendiği bu rol, hiç kuşkusuz politikti.

1970 yılında düzenlenen 20. Berlinale ise festivalin tarihinde önemli bir kırılma noktası. O yıl festivalin ana yarışmasında gösterilen Michael Verhoeven imzalı Batı Almanya yapımı “O.K.”, bir grup Amerikan askerinin Vietnamlı bir kadına cinsel istismarda bulunmasını konu alır. Jüri Başkanı Amerikalı Yönetmen George Stevens, “O.K.”nin Amerika karşıtı propaganda olduğunu ve kendisinin başkanlık yaptığı bir jürinin bu filmi değerlendirmeyeceğini dile getirir. Jürinin yarısı başkana katılırken, diğer yarısı karşı çıkar. Jüri üyelerinden Yugoslav Yönetmen Dušan Makavejev filme sahip çıkarak jürilik görevinden istifa eder. Bunun ardından jüri dağılır ve festivalde o yıl herhangi bir ödül verilmez.

Hemen sonraki yıl ise yaşananlara tepki olarak, bugün hâlâ Berlin Film Festivali’nin ayrılmaz bir parçası olan, “Uluslararası Genç Sinema Forumu” ya da kısa adıyla “Forum” bölümü doğar. Berlin Film Festivali’nin ana yarışmasının; politik ve alışılmış kalıpları zorlayan, yenilikçi bir sinemaya ev sahipliği yapamayacağını dile getiren bir grup sinemacı ve küratör “Forum” isimli yan bölümü düzenlemeye başlar.

Üç yıldır Berlinale’de süregelen tartışmaların benzer bir sonuca varacağını düşünmek, beklemek ise çok zor. Bunun pek çok sebebi var ama mevcut tartışmalara bakınca sıklıkla atlanan bir konuyu dile getirmek gerekiyor. Diğer bütün büyük film festivalleri gibi, Berlinale’nin önemli bir unsuru da film marketi. Dünyanın dört bir yanından gelen yapımcı, dağıtımcı ve festivalci Avrupa’nın en büyük film fuarı olan EFM’de film alıyor ve satıyor. Dolayısıyla, festival dahilinde bu fuar devam ederken, örneğin 1970 yılındaki gibi, festivalin iptaline veya köklü bir değişime yol açacak bir boykotun gerçekleşmesi ne yazık ki gerçekçi değil. Bu boykotun haklılığı ya da haksızlığı üzerine bir önerme değil, sadece bir durum tespiti.

Buradan tekrar ödül törenine dönersek; en nihayetinde sadece uluslararası yarışma jürisi değil, tüm jüriler güncel siyasetle ilgili hikayeler anlatan, aciliyet hissi taşıyan filmleri ödüllendirdi. Ödül kazanan yönetmenler de sahneyi politika konuşulan bir alana çevirdi. Emin Alper’in Gümüş Ayı Ödülü’nü kabul ederken yaptığı konuşma; Gazze’ye, İran’da rejimin baskısına karşı direnenlere, Rojava’daki Kürtlere ve Türkiye’deki siyasi mahkumlara ‘Yalnız değilsiniz’ mesajıydı. Yalnızlık kilit bir nokta, zira Berlinale’ye katılan sinemacıları eleştirenler de boykot çağırısının yalnız bırakıldığından şikayet etmekte. Burada tek ve kesin bir doğru var mı, cevap vermek kolay değil. Bağımsız sinemanın üretim, gösterim ve dağıtım koşullarının şu anki ekonomisi sinemacıları ve film festivallerini gerçekten bağımsız kılıyor mu, bu çok daha uzun bir tartışmanın konusu. Fakat Emin Alper’in Berlinale’nin ödül töreni gibi uluslararası bir platformu kullanması ve bu konuşmayı yapması da küçümsenecek bir jest değil. Tıpkı kendisinden önce sahne alan, En İyi Kısa Film Ödülü’nün sahibi Lübnanlı Yönetmen Marie-Rosa Osta ve Perspectives bölümünün En İyi Film Ödülü’nü kazanan Filistinli Yönetmen Abdallah Alkhatib gibi. Sinema sektörünün gündemini Tuttle etrafında dönen tartışmalar bir anda kaplamış olabilir ama Almanya’da mülteci olarak yaşayan yönetmen Abdallah Alkhatib’in de Alman basınında hedef gösterildiğini unutmamak gerek. Yaptığı konuşmadaki “Kimlerin bizim yanımızda durup kimlerin durmadığını hatırlayacağız” cümlesi bir kesim Alman basını tarafından “tehdit” olarak yorumlanan ve hedef gösterilen Abdallah Alkhatib’in yalnız bırakılmaması ise önümüzdeki günlerde sinema sektörü için önemli bir sınav olacak gibi gözüküyor.

En nihayetinde, tüm bu yaşananlara bakınca, benzer tartışmaların önümüzdeki yıl da Berlinale’de devam edeceği aşikâr ve şu siyasi ortamda festivalin zor durumda kalmadan bir pozisyon alması imkânsız gözüküyor. Aynı anda hem Siyonizm ve soykırım destekçiliği hem de anti-semitizm suçlamalarına maruz kalan Berlinale veya benzeri büyük kültür/sanat organizasyonları ve kurumları, gününüz dünyasında parayla kaçınılmaz bağları nedeniyle hükümetler karşısında çaresiz kalıyorlar. Bu durumu akıllıca stratejilerle, ifade özgürlüğü ve içerikten ödün vermeden yönetebilecek, siyasetçiler veya sponsorlarla diplomasiyi iyi yürütebilecek ama her şeyden önce ilkeli ve cesur direktörlere her zamankinden çok ihtiyacı var bu gibi festivallerin.

Son olarak, belki zamanın ruhunun talep ettiği kadar kesin, öfkeli, radikal bir söylem değil ama “Sarı Zarflar”ın yapımcısı Ingo Fliess’in sahnede dile getirdiği; “Biz sinemacılar birbirimizin düşmanı değiliz, hep beraber gerçek tehlikeye karşı savaşalım” çağrısını da akılda tutmak lazım sanki.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
27.02.2026 17:24

Tapınakta yapay zekâ dönemi: Buddharoid ilk vaazını verdi

Japonya’da azalan rahip sayısına karşı geliştirilen yapay zekâlı insansı robot “Buddharoid”, kutsal metinlerden çıkarım yaparak ziyaretçilerle dini sohbet edebiliyor.

Tapınakta yapay zekâ dönemi: Buddharoid ilk vaazını verdi
27.02.2026 21:29

Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş kaza geçirdi: Tedavisi devam ediyor

Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın kaza geçirdiği ortaya çıktı. Dedetaş, Üsküdar'da düzenlenen iftar programına yürüteç ve bastonla katıldı.

Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş kaza geçirdi: Tedavisi devam ediyor

Fotoğraf: ANKA

27.02.2026 17:52

Barış Alper Yılmaz’a İtalyan talip: Sözleşmesindeki özel madde devreye girdi

Barış Alper Yılmaz, Juventus’a karşı sergilediği performansla İtalya’nın dev kulüplerinin radarına girdi; sözleşmesindeki özel madde de devreye alındı.

Barış Alper Yılmaz’a İtalyan talip: Sözleşmesindeki özel madde devreye girdi

Fotoğraf: AA

27.02.2026 18:01

Eğitim Sen'den Yusuf Tekin'in 1000. günü açıklaması: Laik ve bilimsel eğitimin tasfiye edildiği kara bir dönem

Eğitim Sen 4 Haziran 2023’te Millî Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturan Yusuf Tekin’in 1000'inci günü nedeniyle yaptığı açıklamada “Laik ve bilimsel eğitimin sistemli bir şekilde tasfiye edildiği kara bir dönem olarak kayıtlara geçmiştir” denildi.

Eğitim Sen'den Yusuf Tekin'in 1000. günü açıklaması: Laik ve bilimsel eğitimin tasfiye edildiği kara bir dönem

Fotoğraf: Eğitim Sen

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!