Kadıköy’de meslek odalarından depreme karşı ortak açıklama: 'Müteahhit için değil, toplum için kentsel dönüşüm'
6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında Kadıköy’de bir araya gelen meslek örgütleri ve sendikalar, Marmara depremine hazırlık sürecine ilişkin eksikliklere dikkat çekti.
Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel
Eylem Nazlıer
[email protected]
İstanbul Tabip Odası Deprem Çalışma Grubu, İstanbul Barosu, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul Dişhekimleri Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Şubeleri, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında Kadıköy’de ortak basın açıklaması düzenledi. “Marmara İstanbul depremine hazırlıklı mıyız?” pankartının açıldığı açıklamaya Emek Partisi (EMEP) Milletvekili İskender Bayhan ve İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros da katıldı.
Açıklamada, 1999’dan bu yana beklenen büyük Marmara depreminin bilim insanları tarafından yaklaşık 7,4 büyüklüğünde öngörüldüğü hatırlatılarak, “Yalnızca İstanbul’u değil tüm Marmara Bölgesi’ni ve Türkiye ekonomisini derinden etkileyecek bir depremden söz ediyoruz. Peki hazır mıyız? Ne yazık ki değiliz” denildi.

‘Planlar kağıt üzerinde kaldı’
Ortak metinde, afet öncesi risk azaltma politikalarının hayata geçirilmediği, plan ve projelerin büyük ölçüde kağıt üzerinde kaldığı vurgulandı. Kamusal sağlık sisteminin zayıflatıldığı belirtilerek, deprem anında en kritik rolü üstlenecek kamu hastanelerinin kapasite kaybına uğradığı ifade edildi.
Toplanma alanlarının yetersiz olduğu, geçici barınma alanlarının net planlanmadığı ve moloz yönetimine ilişkin şeffaf bir yol haritasının bulunmadığı kaydedilen açıklamada, kentsel dönüşüm uygulamalarının rant odaklı ilerlediği savunuldu. Depreme karşı alınması gereken önlemlerin sorumluluğunun yoksul halka, asgari ücretliye ve emeklilere yüklendiği belirtilerek, “Kamusal sorumluluk bireysel kadere indirgeniyor” denildi.

İskender Bayhan: “Sağlık hizmeti metalaştırılamaz”
Türkiye’yi bir şirket gibi yöneten saray rejiminin yarattığı sağlık yıkımına karşı bugün meydandaydık.
— İskender Bayhan (@iskenderbayhn) February 15, 2026
Otuz yıllık özelleştirme politikaları; sağlığı piyasaya, hastayı müşteriye, sağlık emekçisini ise ucuz iş gücüne çevirdi.
Şimdi de sağlık alanını “çok tehlikeli iş kolu”… pic.twitter.com/epFOwgskOp
İskender Bayhan, sağlık alanındaki özelleştirme politikalarına ve çalışma koşullarına ilişkin açıklama yaptı. Bayhan, “Türkiye’yi bir şirket gibi yöneten saray rejiminin yarattığı sağlık yıkımına karşı bugün meydandaydık” dedi.
Son 30 yılda uygulanan özelleştirme politikalarını eleştiren Bayhan, “Sağlık piyasaya açıldı, hasta müşteri haline getirildi, sağlık emekçisi ise ucuz iş gücü olarak görüldü” ifadelerini kullandı.
Sağlık alanının “çok tehlikeli iş kolu” kapsamından çıkarılmasına yönelik girişimlere de tepki gösteren Bayhan, bu adımın emekçilerin hak kaybına yol açacağını belirtti. Bayhan, “Sağlık emekçilerinin çalışma koşullarını daha da ağırlaştıracak düzenlemeleri kabul etmiyoruz” dedi.
Deprem rant meselesi değil yaşam meselesi
İstanbul Barosu adına konuşan avukat Eren Can, 6306 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”un deprem güvenliği yerine rant amacıyla uygulandığını söyledi.
6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yıl geçtiğini anımsatan Can, 11 ili etkileyen felakette on binlerce yurttaşın yaşamını yitirdiğini belirterek, “Bugün aynı soruyu soruyoruz: İstanbul depreme hazır mı?” dedi.
"Deprem bir rant meselesi değildir"
Deprem gerekçesiyle yürürlüğe giren yasanın amacından saptığını ifade eden Can, riskli yapıların güvenli biçimde dönüştürülmesi yerine rant odaklı projelere zemin hazırlandığını dile getirdi. “Yasal düzenlemeler inşaat şirketlerinin kârını değil, halkın deprem güvenliğini ve sağlıklı barınma hakkını esas almalıdır. Deprem bir rant meselesi değil, bir yaşam hakkı meselesidir” diye konuştu.
6 Şubat depremlerine ilişkin davaların sürdüğünü hatırlatan Can, ciddi bir cezasızlık sorunu bulunduğunu belirtti. Ağır kusurların bazı dosyalarda “bilinçli taksir” kapsamında değerlendirilmesinin caydırıcılıktan uzak cezalar doğurduğunu söyleyen Can, kamu görevlileri hakkında soruşturma izinlerinin verilmemesi ve yargılamaların ağır ilerlemesinin adalet duygusunu zedelediğini ifade etti. “Gerçek anlamda hesap sorulmazsa, İstanbul depreme nasıl hazırlanacaktır?” diye sordu.

‘Afet yönetimi kriz anında değil, öncesinde başlar’
Mahalle Afet Gönüllüleri Acil Müdahale Derneği Başkanı Hüseyin Karadağ da afet yönetiminde toplum temelli yaklaşımın zorunlu olduğunu vurguladı. Afet yönetiminin yalnızca merkezi idarenin değil, tüm kurumların ve toplumun ortak sorumluluğu olduğunu belirten Karadağ, 1999 sonrası hazırlanan planların büyük bölümünün uygulanmadığını söyledi.
“Planlar mükemmel olabilir; fakat sahada karşılığı yoksa hiçbir anlam ifade etmez” diyen Karadağ, 6 Şubat depremlerinin bu gerçeği acı biçimde ortaya koyduğunu dile getirdi. Afetlere dirençli bir toplum için mahalle ölçeğinde örgütlenmenin, meslek odalarının ve sivil toplumun sürece aktif katılımının şart olduğunu ifade etti.
"Gerçek bir hesaplaşma olmazsa aynı hatalar tekrar eder"
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Osman Küçükosmanoğlu ise Marmara Bölgesi’nin büyük bir deprem beklediğini belirterek, 1999 sonrası verilen sözlerin 6 Şubat’ta tutulmadığını söyledi. Arama kurtarma çalışmalarındaki yetersizlikleri, hastanelerin yıkılmasını ve sağlık çalışanlarının enkaz altında kalmasını hatırlatan Küçükosmanoğlu, gerçek bir hesaplaşma olmadan aynı hataların tekrarlanacağını ifade etti. Küçükosmanoğlu şunları söyledi:
“Ayrıca çürük binaların sorumlularının, ruhsat verenlerin, denetim görevini yerine getirmeyenlerin ve yapı sürecinde sorumluluğu bulunan kişilerin adil ve caydırıcı biçimde yargılanmadığına dair ciddi bir toplumsal kaygı oluştu. Eğer gerçek bir hesaplaşma olmazsa, aynı hatalar tekrar eder.”
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Şişli Şube Eş Başkanı Fadime Kavak da İstanbul’daki birçok sağlık tesisinin depreme dayanıklı olmadığına dikkat çekti. “Sağlık tesisleri ayakta kalmazsa depremde hizmet verme şansımız olmaz. Gerekli önlemler yarın çok geç olmadan alınmalı” dedi.
Deprem bölgesinde yaptıkları incelemelere de değinen Kavak, depreme dayanıksız olduğu bilinen bazı sağlık yapılarında yeterli önlemlerin alınmadığını ve bu nedenle birçok tesisin hizmet veremez hale geldiğini hatırlattı. İstanbul gibi yoğun nüfuslu bir kentte riskin daha büyük olduğuna işaret eden Kavak, acil durum planlarının personel güvenliği ve alternatif hizmet alanları gözetilerek hazırlanması gerektiğini söyledi.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et