Ahmet Türk: Suriye Kürtlerin kırmızı çizgisidir
Ahmet Türk, Halep’teki saldırılara ve Türkiye’nin tutumuna ilişkin, “Kürtleri potansiyel tehlike gören anlayış sürüyor. Bu hem Suriye’ye hem Türkiye’deki sürece zarar veriyor” dedi.
Fotoğraf: MA
Genişletilmiş İmralı Heyeti üyesi Ahmet Türk, Mezopotamya Ajansı’na (MA) verdiği röportajda Suriye’de yaşananlara ve Türkiye’nin tutumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türk, Türkiye’nin sürecin hassasiyetini gözetmeden hareket ettiğini belirterek, bunun hem Suriye’deki gelişmelere hem de Türkiye’de yürüyen sürece zarar verdiğini söyledi.
Halep ve çevresinde HTŞ öncülüğündeki saldırılara dikkat çeken Türk, Türkiye basınında olayların çarpıtılarak aktarılmasını eleştirdi: "Elbette ki Türkiye'deki basına baktığımızda sanki bir merkezden yayın yapılıyormuş gibi izlenimi veriyor, ki öyledir. Yani sağcısı, solcusu hepsi Halep'teki gelişmeleri Dêr Hafir, gelişmeleri Kürtler sanki orada insanları zorluyor, insanları istemedikleri halde onları eyleme sürüklüyor ve kendilerine 'bir kalkan olarak kullanıyor' gibi böyle bir anlayışla hep bunu gündeme getirdi. Oysaki uluslararası bağımsız kuruluşlara baktığımız zaman olay tam tersi olduğunu, Halep'te bir vahşetin yaşandığını görüyoruz. HTŞ bir kadının cesedini üçüncü kattan atıyor. Ama bir gün birisi bundan söz etmedi. HTŞ'nin ve çetelerin yaptığı bu eylemi veya bu vahşeti dile getirmedi. Yani tamamen Türkiye ikinci cumhuriyetin, yani ikinci yüzyıla girerken hala korkularından kurtulmuş değil."
Türkiye’nin hâlâ Kürtleri “potansiyel tehdit” olarak gördüğünü söyleyen Türk, “Oysa Kürtlerin özgür ve eşit olduğu bir Ortadoğu, Türkiye için kayıp değil kazanç olur” diye konuştu. Irak Kürdistanı örneğini hatırlatan Türk, "Suriye'de, Ortadoğu'da Kürtleri özgürleştirdiği zaman aslında Türkiye'nin kaybedeceği bir şeyi yok. Türkiye kendisine yakın bir komşuyu kazanmış olur. Yani işte Irak Kürdistan'ında gördüğünüz gibi bugün bir federal yapı var. Ve Türkiye ile ilişkileri çok iyi. Peki, niye Suriye'deki Kürtler olmaz? Hele hele Suriye'deki Kürtler Türkiye'deki Kürtlere çok yakın olmasına rağmen, akraba ilişkileri olmasına rağmen, bugün Suriye'deki bütün gelişmelerinin önünü tıkamaya çalışan, Kürtlerin hiçbir hakka sahip olmaması için adeta direnen bir davranışı görüyoruz" ifadelerini kullandı.
'Demokratik olmayan entegrasyon dayatması kabul edilemez'
“Demokratik olmayan entegrasyon dayatması kabul edilemez” diyen Türk, "Ama bir entegrasyon anlayışı var ki teslim almaya yönelik. Şimdi bugün dayatılan teslim almaya yönelik bir entegrasyondan söz ediliyor ki Kürtlerin bunu kabullenmesine imkan yok. Yine geçmişten bugüne geldiğimizde, baktığımızda Kürtler çetelere karşı, IŞİD'e karşı kendi güvenliklerini sağlamaya yönelik bir silahlı güç oluşturmuş. Hem uluslararası hem halkının güvenliği için. Şimdi orada Esad yok. Bu dönemde Şara'nın hiçbir gücü yok. Polisi yok, askeri yok. 'Silahları bırakın' diyor. Peki; silahları bıraktığı zaman o halkın güvenliğini kim sağlayacak? Bugün Hol Kampı'nda 30 bine yakın IŞİD'li çete var. Bunların 9 bini aktif militan. Şimdi burada silahları bıraktığı zaman bu IŞİD'çileri yeniden piyasaya çıkması, Kürtlere yönelik eylemlerde bulunması hatta bütün Suriye'ye karşı eylemlerde bulunması gündeme gelecektir. Yani bütün bunlar hesaplanmıyor" diye konuştu.
Türkiye ile Şam’daki geçici yönetim arasındaki ilişkilere de değinen Türk, Ankara’nın bu süreçte yönlendirici rol oynadığını savundu.
Avrupa’nın ve uluslararası güçlerin tutumunu da eleştiren Türk, çıkar temelli bir sessizliğin hâkim olduğunu söyledi.
'Süreçle ilgili umutlarımızı kırdı'
Türkiye’nin “tarihsel korkularından kurtulması” gerektiğini belirten Türk, Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’de yürüyen sürece dair umutları zedelediğini ifade etti: "Ben inanıyorum ki Türkiye bu kadar ısrarcı olmasa halklar arasında mutlaka bir uzlaşı bulunur, bir uzlaşı noktasına gidilir. Dêr Hafir ve Halep'teki olaylar, bizim buradaki süreçle ilgili de umutlarımızı kırdı. Açıkça söylemek lazım. Şimdi insanlar işte efendim 'bu tavır buydu' derken, 'Suriye'ye bu kadar müdahale ederken bu süreç nasıl gelişir' diye tereddütlü bir şekilde bu sürece yaklaşıyor ve burada düşünceleri açık açık ortaya koyuyor. Türkiye'nin yüzyıllardan beri devam eden bu korkularından kurtulması lazım. Kürtlerin dostları olduğu anlayışıyla hareket etmesi lazım. Bugün Türkiye'de yaşayan 30 milyon Kürt var. Orada kardeşlerinin bu kadar bedel, bu kadar emek, IŞİD'e karşı, otoriter diktatörlüğe karşı bu kadar mücadele verirken, burada devreye girip 'aman aman Kürtler hiçbir şeye sahip olmasın' gibi bir yaklaşımı Kürtler asla asla kabullenmez. Ve bu konuda duygularını da işte son zamanlarda görüyoruz. Her yerde açık bir şekilde dile getiriyor"
Abdullah Öcalan’la yaptıkları son görüşmede Kuzey ve Doğu Suriye konusunun doğrudan gündeme gelmediğini belirten Türk, "Şara yönetimi Kürtlerle uzlaşmak zorunda. Kürtleri dışlayan bir Suriye ayakta kalamaz. Bunun ötesinde bunun yolu yok. Yani şimdi Türkiye de oradaki birkaç çeteye güvenerek sanki bir halk kendi haklarından, özgürlüğünden vazgeçecek gibi bunları devreye sokarak bu süreci yürütmesi de akıl dışıdır. Yani çeteler yarın olmayacak, ama o halk orada olacak. Yani şimdi Sultan Murat Tugayları, Nurettin Zengi Tugayları, Hamza Tugayları, bu çeteler bile bugün kimler tarafından nasıl yönetildiğini bütün Kürtler çok iyi biliyor." dedi.
'Suriye Kürtlerin kırmızı çizgisidir'
'Türk Colani'nin yayınladığı kararname ile ilgili ise şu değerlendirmede bulundu:
"Bir halk bu kadar mücadele, bu kadar bedel vermiş, IŞİD'e karşı 15 bin gencini kaybetmiş bir halk. Şimdi kırıntılarla ikna olamaz. Tabii inanıyorum ki bu konudaki yani Şara'nın yaptığı açıklamalar daha Kürtleri kucaklayacak bir mantıkla, bir anlayışla gündeme gelir. Öyle yürür. Tabii bugün çok tartışmalar var. Mesela 10 Mart'taki uzlaşmayla ilgili 8 madde üzerinde bir sıkıntının olmadığı söyleniyor. Yani bize gelen bilgiler. İki madde üzerinde bir tartışmanın olduğunu söylüyorlar. Tabii bugün bu süreç böyle bir iki günde çözülecek bir süreç değil. Ama çatışmasız bir sürecin devam etmesi bizim arzumuzdur. Benim şahsen arzumdur. Orada hiçbir çatışma olmasın. Diyalogla, uzlaşıyla bu süreci yürütülmesidir. Yani bütün Kürtler söylüyor bunu. Suriye Kürtlerin kırmızı çizgisidir. Benim de kırmızı çizgimdir. Sonuçta ben de bir Kürt insanıyım... Bütün Kürt siyasetçileri, sivil toplum örgütleri, halklar, kadınlar, gençler eğer gerçekten bu sürece sahip çıkmazsa, Kürtler üzerinde oynanan oyunları bozacak bir anlayışla yürümesek, yine uluslararası diplomaside etkin bir çalışmanın içinde olmasak, tehlikelerle karşı karşıyayız. Yani her zaman hem önümüzde bir tehlike var, hem de geleceği umut veren bir süreç var. Bunun farkında olarak herkesin kendisini gerçekten bu sürece katacak bir duruşu göstermesi gerekir diye düşünüyorum."
(MA)

Evrensel'i Takip Et