01.02.2026 05:04

Yüzde 27 düzeni, depo direnişleri ve sessizliğin bozulduğu yerler

Depolarda başlayan eylemler, iktidarın çizdiği ücret sınırlarının mutlak olmadığını ve patronların geri adım atmaya zorlanabileceğini gösteriyor.

Yüzde 27 düzeni, depo direnişleri ve sessizliğin bozulduğu yerler

Murat Uysal
[email protected]


Türkiye’de ücret mücadelesi bir süredir tek bir rakam etrafında kilitlenmiş durumda. Asgari ücrette yüzde 27, toplu sözleşmelerde birkaç puan eklenmiş haliyle yüzde 28. Açlık sınırının 31 bin 224 liraya, yoksulluk sınırının 101 bin 706 liraya çıktığı bir tabloda bu oran, patronlar için “denge”, işçiler içinse yoksulluğun kalıcılaştırılması anlamına geliyor. Sessizliğe, dağınıklığa ve çaresizliğe güvenen bu ücret rejimine karşı son haftalarda depo işçileri yaptıkları eylemlerle karşı koyuyor.

Migros depolarında sefalet ücretlerine karşı başlayan iş bırakmalar ve fiili grevler, bu yüzde 27 düzenine karşı açık bir karşı koyuş olarak şekillendi. İstanbul’dan İzmir’e, Bursa’dan Kocaeli’ye, Adana’dan Diyarbakır’a kadar 10’un üzerinde depoda yürütülen eylemler, Migros’un lojistik zincirini fiilen kilitledi. Bu basınç karşısında Migros yönetimi geri adım atmak zorunda kaldı ve 7 bin 875 taşeron işçinin kadroya alınacağını duyurdu.

Şirketin Kamuyu Aydınlatma Platformuna yaptığı bildirimde bu hamle, “operasyonel entegrasyon” ve “kurumsal planlama” diliyle sunuldu. Oysa bu noktaya gelinmesinin nedeni, günlerce süren fiili grevler ve işçilerin yan yana gelerek yarattığı basınçtı. Migros’un bir adım geri atması, işçilerin kolektif gücünün somut bir sonucu olarak kayda geçti.

Geri adım var, ama bedelsiz değil

Ancak bu geri adım, saf bir kazanım olarak gelmedi. Migros, bir yandan kadro hamlesini devreye sokarken, diğer yandan direnişi dağıtmaya dönük sert araçları da kullandı. Önce işçilere gönderilen “İş akdiniz feshedilmiştir” içerikli mesajlar, ardından günler sonra SGK kayıtlarına düşen Kod 49 bildirimleri…

Kod 49’la yapılan çıkışlar, işçilerin kıdem ve ihbar tazminatı haklarını ortadan kaldırırken, işsizlik maaşına erişimlerini de engelliyor. Migros yönetimi, fiili grevler sırasında işçileri “yasa dışı eylem”, “İş yerini durdurma” ve “çalışmak isteyenlere müdahale” gibi suçlamalarla hedef göstermişti. Bugün bu söylemin hukuki karşılığının Kod 49 üzerinden kurulduğu görülüyor.

Yani Migros patronu, işçilerin gücü karşısında geri çekilirken aynı anda başka bir cephe açtı. Kadro verildi, ama tazminatsız işten atmalarla; sendika yönlendirmeleriyle; iş kolu oyunlarıyla birlikte. Bu tablo, patronların geri adımlarının da bir mücadele başlığı olarak okunması gerektiğini gösteriyor.

BİM depolarına sıçrayan itiraz

Migros’taki hareketlilikle eş zamanlı olarak, ücret tepkisi bu kez BİM depolarında görünür hale geldi. Van’da başlayan iş yavaşlatma eylemleri kısa sürede İstanbul Arnavutköy, Erzurum ve Iğdır’a yayıldı. Depo işçileri, yüzde 27’lik zamla ücretlerinin 33 bin liraya çıktığını, ancak bu ücretle geçinmenin mümkün olmadığını söylüyor.

Geçtiğimiz yıl asgari ücret artışıyla birlikte verilen zamların yıl içinde vergi kesintileriyle eridiğini hatırlatan işçiler, aynı sürecin bu yıl da yaşanacağından endişe ediyor. “Yarın ses çıkarmak için geç olacak” diyen işçilerin bu cümlesi, BİM depolarındaki ruh halini özetliyor.

Eylemler yalnızca depolarla sınırlı kalmıyor. BİM mağazalarında çalışan işçiler de yeni ücretlerini alırken depolardaki direnişi tartışmaya başladı. Lojistik ve perakende, düşük ücret ve yoğun emek sömürüsünün en çıplak yaşandığı alanlar. Aynı zamanda iktidarın ekonomi politikalarının gündelik hayatta en doğrudan hissedildiği sektörler. Raflardaki zamlarla kendi ücretleri arasındaki uçurumu birebir yaşayan işçiler için depo eylemleri, “Yalnız değiliz” duygusunun maddi karşılığına dönüşüyor.

Büyüyen sermaye, küçülen pay

BİM’in bilançosu bu tabloyu daha da görünür kılıyor. Yüz milyarlarca liralık net satışlar, milyarlarca liralık kârlar, artan mağaza ve çalışan sayısı… Buna karşılık işçilere ayrılan payın her yıl küçülmesi. Şirketin kasasına giren her 100 liranın işçiye giden kısmı azalırken, depo işçilerine dayatılan zam oranı asgari ücretle birebir aynı tutuluyor.

Yani büyüyen sermaye, büyümeyen ücretler. Bu çelişki, BİM depolarındaki eylemlerin arka planını oluşturuyor. Patronların “makul” diye sunduğu oranlar, işçiler için yoksulluğun kalıcılaşması anlamına geliyor.

LC Waikiki depoları: Havucun siyaseti

Eylemdeki Migros ve BİM depolarının hemen karşısında yer alan birçok kez haberlerini de yaptığımız LC Waikiki depolarında farklı ama tamamlayıcı bir tablo var. Eylemler sürerken görüştüğümüz LC Waikiki depo işçileri, son zam döneminde yüzde 30 ila 36 arasında artış aldıklarını, primlerin de eksiksiz alındığı koşullarda ücretlerinin 40 bin liraya dayandığını söylüyor. Ancak bu ücretin, “normal” bir çalışma karşılığı olmadığını özellikle vurguluyorlar. Hastalanmadan, devamsızlık yapmadan, hedef sayıları düşürmeden, robot gibi çalışıldığında alınabilen primler, ücretin asli parçası haline getirilmiş durumda.

Bu koşullar, işçilerin Migros ve BİM’deki eylemlere bakarken yaşadığı tereddüdü de açıklıyor. LC Waikiki işçileri, depolardaki direnişleri izlediklerini ancak kendi ücretlerinin 30 bin lira bandının üzerine çıkıyor olmasının işini kaybetme korkusunu büyüttüğünü söylüyor. Hatta bazı işçilerin, “Bak onların durumu daha kötüymüş, bizimki iyiymiş” diyerek bu eylemlerden geri durmayı gerekçelendirdiğini aktarıyorlar.

İşçiler kısa süre önce yatan promosyonların geçici bir rahatlamaya sebep olduğunu, bunun da öfkeyi bastırdığını, yoğun sömürüye rağmen ses çıkarmayı zorlaştırdığını söylüyor. Ancak aynı işçiler, bu paranın birkaç ay içinde eriyip gideceğinin de farkında.

Patronların ortak çizgisi: Yüzde 27

Migros ve BİM örnekleri birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo net. Patronlar, iktidarın çizdiği ücret sınırını esas alıyor; işçiler ise bu sınırı fiilen tanımamaya başlıyor. Kod 49’lar, tazminatsız işten atmalar, sendika dayatmaları ve prim rejimleri bu yüzden devrede. Patronlar da elbette depolarda başlayan bu karşı koyuş yayılırsa, mağazalara, diğer lojistik merkezlerine ve başka sektörlere sıçrarsa, yüzde 27 düzeninin sürdürülemez hale geleceğini görüyor.

Bugünkü depo eylemlerinin önemi tam da burada yatıyor. Bu mücadeleler, “Kazanır mıyız” sorusundan önce “Geri adım attırabilir miyiz” sorusuna verilmiş bir yanıt. Migros’ta atılan kadro adımı, bütün çelişkileri ve karşı hamleleriyle birlikte, işçilerin yan yana geldiğinde patronu zorlayabildiğini gösterdi. BİM depolarındaki hareketlilik ise bunun tekil bir örnek olmadığını, bir yayılma ihtimalinin filizlendiğini işaret ediyor.

Açlık sınırının altında asgari ücret, yoksulluk sınırının çok altında ortalama ücretler dayatılırken, bu sessizliğin kendiliğinden bozulması beklenemez. Bugün bu eylemler bastırılsa bile geride bir deneyim kalacak: Patronun gücünün mutlak olmadığı, iktidarın çizdiği sınırların zorlanabileceğini gösterdi, gösterecek.

Mesele yalnızca Migros ya da BİM değil. Mesele, yoğun sömürünün en çıplak yaşandığı alanlardan yükselen bu itirazın, iktidarın ücret ve yoksulluk rejimini teşhir eden bir yere oturması. Depolarda başlayan bu ses, işçiler yan yana geldiğinde “Razı olma” siyasetinin çatladığını gösteriyor. Patronların oyunları bitmiş değil ancak artık o oyunların bozulabileceğini de gören işçilerin sayısı artıyor.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
31.01.2026 20:29

SES İzmir 2 No’lu Şube: Sağlık kurumlarında siyasi baskıya izin vermeyeceğiz

SES İzmir 2 No’lu Şube, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yaşanan siyasi müdahale ve şiddet iddialarına tepki göstererek, sağlık kurumlarının baskı ve nüfuz alanı haline getirilemeyeceğini vurguladı.

SES İzmir 2 No’lu Şube: Sağlık kurumlarında siyasi baskıya izin vermeyeceğiz

Fotoğraf: DHA

31.01.2026 21:23

Tarihi yarımada satışa çıkarılıyor: İstanbul Defterdarlık binası özelleştirme kapsamında

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Bab-ı Ali’nin karşısındaki İstanbul Defterdarlık binasını da özelleştirme listesine aldı.

Tarihi yarımada satışa çıkarılıyor: İstanbul Defterdarlık binası özelleştirme kapsamında

Görsel: ANKA

01.02.2026 03:44

Hakan Fidan: Allah TÜGVA gibi kuruluşların sayısını artırsın

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TÜGVA’nın İstanbul’daki İhtisas Akademi 2026 lansmanında konuştu. Sivil toplumun önemini vurgulayan Fidan, gençlerin hayır ve aktivizm içinde olmasının toplumsal değer ürettiğini söyledi.

Hakan Fidan: Allah TÜGVA gibi kuruluşların sayısını artırsın

Fotoğraf: ANKA

31.01.2026 21:32

Kadınlar, katledilen Ülker Koçak için sokakta: 'Devlet tehlikedeki bir kadını çaresiz bıraktı'

Ankara’da kadınlar, eski damadı tarafından öldürülen Ülker Koçak için eylem yaptı. Platform, sistematik tehditlere rağmen koruma sağlanmadığını vurguladı.

Kadınlar, katledilen Ülker Koçak için sokakta: "Devlet tehlikedeki bir kadını çaresiz bıraktı"

Fotoğraf: Zeynep Algedik/Evrensel 

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!