Rizom olarak Barış için Akademisyenler
Barış Akademisyenlerinin bilgiyle kurduğu etik ilişki de rizomatiktir. Barış bildirisi tek bir ideolojik hattın bildirgesi değil, farklı disiplinlerden, kuşaklardan ve siyasi konumlardan akademisyenleri bir araya getiren çoğul bir çağrıydı.
Bediz Yılmaz
Botanikte rizom, “yeni bir bitkinin hem sürgününü hem de kök sistemlerini üretebilen yatay, yeraltı bitki gövdesi” olarak tanımlanır. Barış İçin Akademisyenler, 10 yıllık yürüyüşleriyle rizom türü yeni bir direniş, dayanışma ve üretkenlik biçimi oluşturdular. Ağaç tipi (arboresan) hiyerarşik, doğrusal ve dikey bir biçimde işleyen oluşumların tersine, rizom türü oluşumlar köklerin çokluklar halinde, düşüncelerin hiyerarşik olmayan biçimde birbirine bağlandığı bir yapı gibidir.
“Bu Suça Ortak Olmayacağız!” başlıklı barış bildirisini imzalayan 2000’i aşkın akademisyen gözaltına alındılar, tutuklandılar, işten atıldılar. KHK’lar yoluyla kamuda çalışma hakkından mahrum bırakıldılar; pasaportları iptal edildi, “sivil ölüm” ile karşı karşıya kaldılar. Doktora sürecindekiler ötekileştirildi, akademik işlere alınmadılar.
Tüm baskı, tehdit ve bitmek bilmeyen taciz ve zorluklara rağmen, Barış Akademisyenleri sözlerinin arkasında durmaya, direnmeye ve dayanışmaya devam ettiler. Dayanışma Akademileri, dernekler, kooperatifler, yayınevleri, kafeler, kültür merkezleri, gayriresmî kolektiviteler oluşturdular. Bunların tümü alternatif akademik mekânlar olarak işledi. Bazı girişimler sönümlendi ama üretme ve çoğalma devam etti. Barış Akademisyenlerinin bir kısmı sivil kuruluşlarda çalıştı. Bazıları raporlar yazdı, çeviriler yaptı, köşe yazarlığına ya da siyasete yöneldi. Bazıları ise bambaşka mecralara adım attı…
Bu süreçte benim dönüştüğüm “çiftçi” bakış açısından, Barış Akademisyenleri de, rizomatik bir bitki gibi, yok edilemediler. Ayrık otu gibi rizomatik bitkiler tamamen yok edilemeyen yeraltı örgütleridir; son derece inatçı ve dayanıklıdırlar, hiç beklenmedik yerlerden yeniden çıkarlar; parçalandıkça her bir parçasından yeniden yeşerirler.

Devletin merkezî, hiyerarşik, dikey ve dışlayıcı arboresan mantığı akademiyi tek bir gövdeye, tek bir meşruiyet hattına ve itaat ilişkisine bağlamaya çalışırken; bu gövdeden koparılan akademisyenler yok olmadı, aksine rizomatik biçimde çoğaldılar. Üniversiteden dışlanma, akademik faaliyetin sonu değil; onun yer ve biçim değiştirmesi ve beklenmedik mecralarda yeniden filizlenmesine dönüştü. Zira, Barış Akademisyenleri tek bir gövdeye bağlı hiyerarşik bir yapının emir-komuta akışı içerisinde değil; çoklukta, çeşitlilikte, otonom düşüncede, pratikte yeşeren bir bütündür. “Bütün” derken, kapalı ve tanımlı bir oluşumu değil, noktalardan mürekkep bulutsu bir oluşumu kastediyorum.
Bu rizomatik yayılmanın en somut örneklerinden biri, Ankara, Kocaeli, İzmir, Eskişehir, Dersim, Van ve Diyarbakır gibi kentlerde kurulan Dayanışma Akademileri’dir. Bu yapılar ne tek bir merkeze bağlıdır, ne de ortak bir müfredata ya da kurumsal hiyerarşiye sahiptir. Her biri bulunduğu yerin toplumsal, siyasi ve kültürel bağlamıyla şekillendi; dernek, atölye, açık ders, okuma grubu ya da forum gibi farklı biçimler aldı. Akademik bilginin üretimi, dolaşımı ve paylaşımı böylece üniversitenin dışına taştı; bilgi, rizomatik bir ağ içinde, yatay ilişkilerle çoğaldı.

Barış Akademisyenlerinin kurduğu ya da dâhil olduğu dernekler, kooperatifler ve yayınevleri de rizomatik bir örgütlenme mantığıyla işlediler. Bu yapılar, endeksli dergiler, atıf sayıları gibi yerleşik akademik üretim ölçütlerinden koparak rapor, kitap, broşür, çeviri, kamusal söyleşi veya atölye gibi farklı üretim biçimlerini meşrulaştırdı. Böylece akademik emek üniversiteye ait olmaktan çıktı; yerel mücadeleler ve gündelik hayatla eklemlendi.Sürgündeki
Barış Akademisyenleri farklı ülkelere, üniversitelere, araştırma merkezlerine ya da sivil girişimlere dağıldılar. Tekil bir “sürgün topluluğu” oluşturmaktan ziyade çoklu bağlar kurdular; Türkiye’de kalanlarla, başka sürgünlerle ve yerel akademik-siyasal çevrelerle eşzamanlı ilişkiler geliştirdiler. Sürgün yeni bağlantıların, yeni dillerin ve yeni düşünme biçimlerinin ortaya çıktığı bir çoğalma alanına dönüştü. “Sürgün” hem sürgün edilmek, hem de bir bitkinin sürgün vermesi, yeşermesi anlamına geldiği için yaşanan deneyimin tam karşılığıdır.
Barış Akademisyenlerinin bilgiyle kurduğu etik ilişki de rizomatiktir. Barış bildirisi tek bir ideolojik hattın bildirgesi değil, farklı disiplinlerden, kuşaklardan ve siyasi konumlardan akademisyenleri bir araya getiren çoğul bir çağrıydı. Bu çoğulluk daha sonra da korundu; bir merkez ya da “doğru çizgi” dayatılmaksızın, farklı mücadele biçimleri yan yana var olabildi. Sınıf mücadelesine, ekolojiye, feminist politikaya, ya da yerel demokrasi pratiklerine yaslananların oluşturduğu çeşitlilik bir zayıflık değil, rizomun canlılığının kaynağı oldu.
Sonuç olarak Barış Akademisyenleri, kesildiğinde yok olmayan, parçalandıkça çoğalan, sabit bir merkezden değil ilişkiler ağından güç alan bir kolektif. Devletin arboresan şiddeti, onları kökten sökmek istedi; ancak ayrık otu misali, toprağın altında daha da güçlenen ve her seferinde başka bir yerden filiz veren bir varoluş ortaya çıktı. Bu deneyim, yalnızca Türkiye’deki akademik özgürlük mücadelesi açısından değil, baskı altında bilginin nasıl hayatta kaldığına ve dönüştüğüne dair evrensel bir ders sunmaktadır.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et