Diyarbakır’ın gözü sınırda, kulağı sessizlikte: Umut yerini öfkeye bıraktı
Diyarbakır sokaklarında gündem tek: Rojava. Sınırın öte yanındaki kuşatma kentin sokaklarını sessiz bir öfkeye boğarken; halk, süreç tartışmaları ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçuruma tepkili.
Fotoğraf: Evrensel
Sokaklar soğuk, kahveler dumanlı, duraklar her zamankinden daha kalabalık ama bir o kadar sessiz… Diyarbakır’da bu aralar hangi kapıyı çalsanız, hangi çay ocağına otursanız söz dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyor: Rojava. Kentin üzerinden eksilmeyen keskin ayaz, sınırın öte yakasındaki ateşle birleşip insanların bağrına oturmuş durumda. Diyarbakır’ın gözü de kulağı da haftalardır Rojava’dan gelecek tek bir iyi haberde.
Kobanê: İkinci kuşatmanın ağır yükü
HTŞ ve bağlı grupların Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine yönelik saldırılarıyla başlayan göç dalgası, Kobanê’de yeni bir insani krize dönüştü. Gelen haberler iç açıcı değil; ilaç bitmiş, mazot tükenmiş, elektrik, su yok. İnternetin kesik olması, oradaki yakınlarından haber bekleyenlerin endişesini katmerliyor.
Kobanê’den gelen “çocuklar soğuktan ölüyor” haberleri, Diyarbakır’ın dükkan önlerinde, dost meclislerinde birer sessiz çığlık gibi yankılanıyor. Halk, 2014’teki tarihi direnişi hatırlarken, bugün yaşanan bu “ikinci kuşatmanın” ne kadar süreceğini bilmemenin gerginliğini yaşıyor. Öfke ise net: HTŞ’ye lanet, uluslararası güçlerin sessizliğine isyan ve iktidarın izlediği politikaya büyük bir tepki var.
Sokak ve siyaset arasındaki makas açılıyor
Diyarbakır’da hava koşulları sadece fiziksel olarak değil, politik olarak da sert. Yağmur ve keskin ayaza rağmen halk sesini duyurmaya çalışıyor. Ancak kolluğun protestolara yönelik sert müdahalesi, hak olan ifade özgürlüğünü adeta “bir adım ileri attırmama” stratejisine dönüştürmüş durumda.
Gençlerin, kadınların, annelerin öfkesi ise sadece barikatlara değil; aynı zamanda siyaset kurumuna da yönelmiş durumda. Bir yanda “süreç” tartışmaları, diğer yanda el sallasan görülen, ses versen duyulan bir mesafede yaşanan acı… Sokaktaki genç, siyasetçinin itidal çağrısına ya da belirsiz vaatlerine artık prim vermiyor. Eylem alanlarında yükselen “Arkamızda durmadınız” sitemi, sadece bir hayal kırıklığı değil, halk ile siyasetçiler arasındaki güven ilişkisinin zedelendiğinin de en somut göstergesi.
HTŞ ile SDG arasında 30 Ocak’ta imzalanan anlaşmaya rağmen Kobanê’ye gidecek yardımlar Urfa’da bekletiliyor. Sürecin şefafflıktan yoksun, kapalı kapılar ardında, halktan kopuk yürütülmesi hafızalardaki güvensizliği tetiklerken, işçilerin, emekçilerin, halkların öznesi olmadığı bir çözümün kalıcı olamayacağı eleştirileriyse yüzeye vuruyor.
‘Süreç zaten yoktu, beklentimiz de kalmadı’
Siyasetin üst perdeden yürüttüğü tartışmalar, Diyarbakır’ın ara sokaklarında “karşılığı olmayan boş bir kağıt” muamelesi görüyor. Sınırın öte tarafında bir halk, ağır kış koşullarında cihatçı kuşatmasına karşı direnirken, bu tarafta “yeni bir süreç” ihtimaline dair umutlu iyimserlik yerini derin bir umutsuzluğa ve öfkeye bırakmış.
Sohbet ettiğimiz kadın emekçiler durumu şu sözlerle özetliyor: “Süreç falan zaten yoktu, kendimizi kandırmışız. Artık hiçbir beklentimiz kalmadı. Orada kardeşlerimiz soğuktan, açlıktan ölürken burada siyaset yapmak kâr etmiyor.”
Diyarbakır bugünlerde ayazda kendi sesini ve yolunu bulmaya çalışan bir kentin portresini çiziyor. Sokaktaki her bir insan, Rojava’daki direnişi kendi onuru sayarken; Ankara’nın yeni dediği her şey, sokağın eski ve tanıdık acılarında eriyip gidiyor.

Tepede savaş uçakları, göz önünde derman olunamayan acı
Diyarbakır’daki genel atmosfer Suruç’a gidildiğinde yerini daha somut ve ağır bir ablukaya bırakıyor. Geçtiğimiz günlerde Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi’nin çağrısıyla farklı kentlerden kadınlar, Kobanê’ye sadece 5 kilometre mesafedeki Suruç’ta bir araya geldi. Ancak Suruç, bugünlerde bir ilçeden ziyade, Nusaybin’den hatırladığımız OHAL iklimini bile gölgede bırakan bir “güvenlik kuşatması” altında. Suruçlu kadınların yaşadığı korku ve endişe, sokağın her karışına sinmiş. En az bir akrabası sınırın öte yanında olan kadınlar için savaş uçaklarının sesi psikoloji bırakmamış durumda. Daha düne kadar karşılıklı evlerden birbirine seslenen, kilim silkelerken el sallayan kadınlar; bugün gözlerinin önünde yaşanan acıya derman olamamanın derin kederini taşıyor. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın kapalı tutulması yetmezmiş gibi, yedi ayrı yere de askeri kontrol noktası dikilmiş. Öyle ki, belediye eş başkanları bile kendi çalışanıyla görüşmek için Kobanê Parkı’na girmek istediğinde engelleniyor. Suruç’ta dayanışma bile bir suç gibi takip ediliyor. Eş başkanların yaptığı ev ziyaretleri adım adım izlenirken, ziyaret edilen yurttaşlar “Size ne söylediler, sizden ne istediler, direneceğiz mi dediler” denilerek sorguya çekiliyor. Ancak halkın üzerindeki asıl travma bu baskı değil; Kobanê’den gelen yardım taleplerine, telefonlara rağmen sınırın bu tarafından hiçbir şey yapamıyor olmak.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et