18 Mart 2020 15:22

Yaşam hepimizin

Ekonomik krizle beraber artan işsizlik ve düşük ücretlere çalışmak daha da kitleselleşiyor. Ancak burada okların hedefini doğru yere yöneltmek gerek. Sorunun temel nedeni mülteciler değil...

Paylaş

Damla KIRMIZITAŞ

Batuhan İNCEKAYA

Hacettepe Üniversitesi

Gündem bu sıralar epey yoğun olsa da Pazarkule Sınır Kapısı önündeki binlerce mültecinin bir umutla yola çıkıp karşılığında saldırıya uğramaları ve giderek daha kötü bir hale gelen yaşam koşulları ülkedeki güncelliğini koruyor. Şimdilik sivil toplum örgütleri tarafından destek yardımları yapılsa da gerek Türkiye devletinin gerekse Avrupa devletlerinin bu konudaki görmezden gelen tutumunun, koşulları daha da ağırlaştırdığı söylenebilir. Erdoğan iktidarı bu konudaki ısrarcı tavrını ‘’Kapıları kapatmayacağız.’’ diyerek sürdürürken Avrupa ve mali destek gönderdiği sınırdaki temsilcisi Yunanistan da geri adım atmayacak gibi gözüküyor. Bunun yanı sıra iki ülkenin mülteciler hakkında yaptığı çelişkili açıklamalar da ortada bir yanlış olduğunu kanıtlar nitelikte. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Avrupa’ya geçen mültecilerin 150 binlere vardığını açıklarken Yunanistan sözcüleri ise bu sayının çok daha az olduğunu ileri sürüyor. Bu durum bize şunu gösteriyor; İki ülke de kendi halkının tepkisini azaltmak için farklı açıklamalarda bulunarak paçalarını kurtarmaya çalışıyorlar. Peki, yıllarca mültecilere ev sahipliği yapmış, “mazlumun yanında”, “İslam âleminin kurtarıcısı” Erdoğan’ın düşünceleri ne oldu da bu kadar değişti? Bu sorunun cevabını bulmak için öncelikle şunu kavramak gerek; başta Suriyeli olmak üzere 6 milyon mültecinin Türkiye’de yaşamasının sebebi hiçbir zaman safi yardım olmadı. Aksine Türkiye’ye karşı uygulanan bir yaptırımdı Erdoğan’ın bir çıkarı söz konusuydu. Türkiye’de ekonomik sıkıntılar baş gösteriyordu ve mülteciler için ülkeye verilecek 6 milyar civarındaki sıcak para bu sıkıntıları örtbas etmeye kullanılabilecekti.

 “KAPILARI AÇARIZ”

Erdoğan, yıllardır tehdit unsuru olarak kullandığı ve “Kapıları açarız” diyerek Avrupa’ya karşı mülteci kozunu oynadı. Böyle bir durumda da iktidarların amacının insani yardım değil çıkarlar olduğu görünür hale gelirken, emperyalistlerin güç savaşımı sonucunda bir halk ölüme mahkûm ediliyor. Bizler ise medyada durumu “Mültecilerin yaşadığı bir sıkıntı yokmuş ve yaşanan sorunların hepsi dış güçler tarafından kaynaklanıyormuş” gibi izliyoruz. Çünkü AKP, medyayı kullanarak sorunlardaki ana sebebin mülteciler olduğunu halka yansıtıp buradan milliyetçi duyguları kabartmaya çalışıyor. Aynı zamanda halkın kendisine duyduğu öfkeyi, “Mültecileri ülkeden göndereceğiz” diyerek sindirmeye çalışan Erdoğan’ın konu para olunca söylemlerindeki değişiklik de açıkça gözlemleniyor. (Türkiye’nin imzaladığı Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’nin 33. maddesine göre hiçbir taraf devlet bir mülteciyi özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına geri gönderemez veya iade edemez.)

ÇOĞUNUN YAKACAĞI BİLE YOK

Türkiye’de ekonomik krizin de etkisiyle gittikçe ağırlaşan yaşam koşulları, halkı bir kurban yaratmaya ve o kurban üzerine öfkesini kusmaya itiyor. Bunun üzerine medyanın dışlayan söylemleri de sorunun devletten ve devletin bağlı bulunduğu kapitalist sistemin kendisinden kaynaklandığının üzerini örtüyor. Bu noktada şu soruyu sormak gerek. “Eğer bu insanlar denildiği gibi Türkiye’de çok iyi koşullarda hayatlarını devam ettiriyorlar ise neden sınır kapısında bunları yaşıyorlar?” Çünkü genelde Suriyeliler sefa sürüyormuş gibi düşünülse de bu düşünceler gerçeklikten bir hayli uzak. Sosyal Hizmet Bölümü öğrencileri ve mültecilerin yaşamlarını doğrudan gözlemleyen kişiler olarak mültecilere karşı taciz, şiddet vakaları gün geçtikçe artarken hayatın her alanında ayrımcılığa da maruz kaldıklarını ve koşullarının hiç de sanıldığı gibi olmadığını söyleyebiliriz. Mülteciler genelde eski yerleşim yerlerinde, gecekondularda yaşıyorlar. Çoğunun yakacağı bile yok ve gıdaya ulaşmakta zorluk çekiyorlar. Örneğin günümüzde kâğıt toplayıcılığı gibi insanların itibarsız olarak gördüğü işlerin çoğunluğu mülteciler tarafından yapılıyor veya inşaatta, fabrikada zor işlerin birçoğu mültecilerin sırtına yükleniyor. Bunun sebebi mültecilerin yaşamını sürdürmek için düşük ücrete ve zor koşullara katlanmak zorunda kalmaları. Çokça duyduğumuz, fonunun Avrupa Birliği’nden sağlandığı mülteciye verilen para yardımları, sanılanın aksine düşük bir meblağ. Ortalama 120 lira olan Sosyal Uyum Yardımı alan mülteciler engellilik gibi özel durumlarda biraz daha fazlasını alıyor. Günümüzde AB ile yaşanan politik zıtlaşmalardan dolayı bu yardımlar da kısmen kesintiye uğruyor. Hal böyle olunca mülteciler kendilerinin ucuz iş gücü olarak kullanılmasına göz yummak zorunda kalıyor. Devlet ve patronlar da mültecilerin halinden faydalanarak onları ortalama bir işçinin aldığı ücretin daha düşüğüne, sigortasız bir şekilde çalıştırıyor. Bu da sermayenin, emek sömürüsünü artırırken ücretleri düşük tutarak paralarını katlamasını sağlıyor. Yaşanılan bu durum ise kapitalist sistemin karakteristik bir özelliğidir. Böylece ekonomik krizle beraber artan işsizlik ve düşük ücretlere çalışmak daha da kitleselleşiyor. Ancak burada okların hedefini doğru yere yöneltmek gerek. Sorunun temel nedeni mülteciler değil, onları çıkarları doğrultusunda kullanan devletler ve üzerlerinden tonlarca gelir elde eden sermaye sahipleridir.

TALEPLER ACİL VE İNSANİDİR

Türkiye’deki halkların ortaklaşması gereken güruh ise kendisi gibi sömürüye maruz kalan mültecilerdir. Sonuç olarak yaşanan tüm bu olayların sona ermesi için, hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bu çözüme yönelik taleplerin bir kısmı ise şöyle sıralanabilir:

- Mülteciler acilen Pazarkule Sınır Kapısı’ndan içeri alınmalı.

- Bu süreçte devlet tarafından mültecilere ekonomik, psiko-sosyal yardımlar sağlanmalı.

- Ülkede bulunan mültecilere vatandaşlık hakkı verilmeli.

- Mültecilerin temel ihtiyaçları karşılanmalı, koşullar daha iyi bir hale getirilmeli.

- Medya aracılığıyla halkı mültecilere kışkırtıcı söylemlerden vazgeçilmeli.

- Patronların mültecileri ucuz iş gücü olarak kullanmasının önüne geçilmeli, eşit işe eşit ücret ilkesi benimsenmeli.

 

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Sorunun kaynağı sınırlarda bekleyenler mi?

SONRAKİ HABER

Karantina yurtlarında sağlıklı beslenme hak getire!

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...