24 Şubat 2020 04:47

Caner’in arkadaşları da aynı koşullarda çalışıyor

İş cinayetinde yaşamını yitiren çıraklık öğrencisi Caner Mızrak’ın yakın arkadaşları Caner’i ve birlikte çalıştıkları yurt inşaatının çalışma koşullarını anlattı.

Fotoğraf: Caner Mızrak'ın arkadaşları

Eren SARAN
İzmir

Ege Üniversitesi Kız Öğrenci Yurdu inşaatında elektrik kablosu çekerken onuncu kattan düşerek hayatını kaybeden çıraklık öğrencisi Caner Mızrak’ın yakın arkadaşları Caner’i ve birlikte çalıştıkları yurt inşaatının çalışma koşullarını anlattı. Caner’le aynı koşullarda çalıştıklarını anlatan arkadaşları, dinlenmek için oturduklarında yüksekten aşağıya bakıp “Buradan düşsek acaba ne olur?” diye sorduklarını söylüyor.

Azat Çiçek, Ferdi Kara ve Hasan Mert küçük yaşlarda başladıkları çalışma hayatının kendileri için ne kadar zor olduğunu belirtiyor. Daha önceleri Aliağa’da bir elektrikçide beraber çalışan dört arkadaşın yolları Ege Üniversitesi yurt inşaatında da ayrılmamış. Yedi ay kadar birlikte çalıştıktan sonra çalışma koşullarının kötülüğünden ve paralarını zamanında alamadıklarından dolayı Hasan, Ferdi ve Azat işten ayrılarak Aliağa’da bir inşaata geçmişler. Caner de onlarla gelmek istemiş. Ferdi, “Beni pazar akşamı aradı, şu an çalıştığımız yerle kendisi için görüşmemizi istedi” diyor. Caner, eğer koruma önlemleri alınsaydı, bugün en yakın arkadaşlarıyla birlikte olmaya, hayal kurmaya, onlara her zaman yaptığı gibi şakalar yapmaya devam edecekti.

‘KENDİ İŞYERİMİZ OLSUN İSTİYORDU’

Ferdi Kara, Caner’in aynı zamanda çıraklık eğitimde birlikte okuduğu en yakın arkadaşlarından biri. Ferdi, “Caner’le okulda, işte hep birlikteydik. Ailemden çok onu görüyordum diyebilirim. Aliağa’da iş olmadığı için Bornova’ya çalışmaya gittik. Caner bizden bir hafta önce başladı işe, çalışma koşulları kötüydü. Ama birbirimize destek olmaya çalışıyorduk. Çarşamba günleri birlikte okula geliyorduk. Bunun dışında pazar günleri tatilimiz yoktu. On beş günde bir izne çıkıyorduk. Caner de bizim gibi ailesini özlüyordu. Bana hep izin dönüşleri ailesine doyamadığını söylerdi. Hayalleri vardı, birlikte bir işyerimiz olsun istiyordu. Görüştüğü bir kız arkadaşı vardı ama bizden biraz çekindiği için tanıştırmamıştı” diyor. Caner’in kendisi için bir kardeş gibi olduğunu kimi zaman onu tehlikeye atacak işlerden uzak tuttuğunu anlatıyor. İşten ayrılırken onu başkalarına emanet etmişler ama gözleri de akılları da arkada kalmış.

Azat ve Hasan da Ege Üniversitesi inşaatında beraber çalışmışlar. Caner’i anlatırken her zaman şakalaştıklarını, bazen birlikte izne çıktıklarını anlatıyorlar. Şimdi inşaatta çektikleri videolara bakarak arkadaşlarının özlemini bastırmaya çalışıyorlar.

‘KENDİ ÖNLEMİMİZİ ALMAYA ÇALIŞIYORDUK’

Caner’in başına geleni kendisinin de yaşadığını ama ucuz atlattığını söyleyen Azat, “Yurt inşaatında hiçbir koruma bariyeri, filesi konmazdı. Biz bazen makara koyarak çalışırdık ki kablo çekerken dikkatimiz dağılırsa çarpıp kendimizi ileri atabilelim diye. Katlarda bırakın fileyi bariyeri, on metrelik bir demir bile olsaydı Caner bugün yaşıyor olurdu. Bir kere arkadaşımız kemer olmadan beş metreye çıkmam dedi, ona gereksiz dediler ama sonra getirdiler. Kriz var, iş bulamayız diye orada çalışıyorduk. İşi hızlı yapmamızı istiyorlardı, özel günlerde bile çalışıyorduk bir de mesai ücretlerimizi vermiyorlardı. Asgari ücretten sigortamızı yatırıyorlar, üzerini elden vereceklerini söylüyorlardı ama maaşlar hep geç yatıyordu. Yedi ay boyunca buna katlandık, en son 2 aylık alacağımız olduğu halde işten ayrıldık” diyor.

Sadece güvenlik önlemlerinin değil, yemek, barınma ve temizlik koşullarının da kötü olduğunu belirten Azat, “Yemekler çok kötüydü. Yemek dağıtılan yerin üzerinde lavabolar var, yemeğin üzerine damlatıyor. Fareler geziyor, bazen yere düşen yemeği tekrar kazana atıyorlar. Zaten üç çeşit yemek var her hafta aynısı dönüp duruyor. Sabah kahvaltısı dediğin şey peynir ama peynire benzemiyor. Kaç kere şikayet ettik yanıt alamadık, kendimiz yemek yapmaya başladık onu da engellediler. Mecburen iyi kötü demeden yedik” diye konuşuyor.

BURADAN DÜŞSEK NE OLUR?

Hasan orada psikolojilerinin bozulduğunu ama dışarı çıkmak için bile zor izin aldıklarını anlatıyor. Elektrik pahalı olduğu için koğuşlarda odun sobası kurulmasına izin verilmiş, içtikleri çayı bile kendileri karşılamak zorunda kalmışlar. Üçü de o inşaatın insana değer vermediğini düşünüyor. Arkadaşlarını kaybetmiş üç genç işçi, Caner’in yaşamına neden olan çalışma koşullarının kendileri için de geçerli olduğunu biliyor. Çalışırken de bildiklerini ve bazen Caner de henüz hayattayken dinlenmek için oturduklarında yüksekten aşağıya bakıp “Buradan düşsek acaba ne olur?” diye sorduklarını söylüyor.

Reklam