19 Şubat 2020 00:34

Fabrikada biriken fısıltılar

“İş yerinde bel fıtığı olduğunu kanıtlayamıyorsun ve bel fıtığı meslek hastalığına girmiyor. Ama bizim fabrikada yılda 25-30 kişi fıtık olduğundan dolayı ağır kaldıramaz raporu alıyor."

Paylaş

Umut Düzgün BULUT

İstanbul/İkitelli

Bugün fabrika işçisi Eda ve Berk ile Genç Hayat okumak üzere sözleşiyoruz. Birkaç yazı okuyup üzerine tartıştıktan sonra kendi fabrikalarında siyaset konuşulup konuşulmadığını soruyorum. Eda hemen söze giriyor ve başlıyor anlatmaya: “İllaki konuşulduğu oluyor ama sözleşmemizde yer alan maddeye göre herhangi bir siyasi faaliyetin içinde bulunmak işten çıkarılma sebebi oluyor. Bir arkadaşımız sandık görevlisi olduğu için işten atılma tehdidi ile karşılaştı. İşyerinde hükümet aleyhine konuşan, paylaşım yapanlar işten çıkarılma tehdidi ile karşılaşıyorlar. Fabrikanın etrafında gün boyu polisler ve zabıtalar bekliyor. Gün içinde gelip, yemek yiyip yerlerine dönüyorlar. Bu bir baskı unsuru oluşturuyor işçiler üzerinde. İnstagram’da işyerinin yemekhanesi hakkında paylaşım yapan bir işçi sonraki gün işten atıldı. Tek söylediği yemekhanede yemeklerin kötü olduğuydu ki bu durum hepimizin kabul ettiği bir gerçek. Hal böyle olunca diğer işçiler de konuşmaya, eleştirmeye çekiniyor tabii.”

Ancak servislerde işçilerin çeşitli sınırlılıklarla birlikte daha rahat birbirleriyle konuşabildiklerine değiniyorlar. Eda serviste yaşadığı bir anısını paylaşıyor: “Mesela biz 6 aylık primlerin yatmadığı, 3 ay beklediğimiz dönemde arkadaşlarımızla ‘hakkımız olan parayı yiyorlar yan yana gelip bir ses çıkaralım’ diye konuşuyorduk. Ama bir işçi arkadaşım çıkıp ‘Tabii sen ailenle yaşıyorsun tuzun kuru, benim 3 tane çocuğum var ve biri üniversitede okuyor. E kocam da yok. İşten atılırsam ne yaparım ben? Sen işten atılırsan çok zararın olmaz ama benim kirayı, borçları düşünürsen bir ömür toparlayamam’ demişti. İşten atılma tehlikesi o kadar büyük ki her an bu düşünceyle çalışıyoruz.”

“TAŞIDIĞIM KOLİ BENDEN BÜYÜK”

Çalışma koşullarından bel fıtığının en büyük sorun olduğunu vurguluyor Berk: “İş yerinde bel fıtığı olduğunu kanıtlayamıyorsun ve bel fıtığı meslek hastalığına girmiyor. Ama bizim fabrikada yılda 25-30 kişi fıtık olduğundan dolayı ağır kaldıramaz raporu alıyor. E bir defa bu raporu aldıktan sonra orada çalışman da zor. Çünkü bizim işimiz ağır kolileri kaldırıp indirmekle geçiyor. Biz iş yerine girerken sözleşmemizde belli bir ağırlık aralığında çalışacağımıza dair madde vardı ve öyle imzaladık. Kadınlar için en fazla 14 kg, erkekler için 18kg. Bu bizim sözleşmemizde ve iş tanımımızda var ama çalışırken bir defa bile maksimum sayının altında koli kaldırmadım.” Eda kendi 38 kg iken takım lideriyle 43 kg’lık koli kaldırdığını söylüyor: “Benden büyüktü koli.” “Birkaç tane az mal koyun da koli ağırlığı azalsın insanlar çalışamıyoruz” diye işçiler tepki gösterdiğinde yönetimin “Maliyeti arttıramayız, öyle yaparsak koli sayısı artar koli sayısı artınca kamyon ve tır sayısı artar” diyerek yönetimin, cebindeki paranın çalışanların sağlıklarından daha önemli olduğunu gösterdiğini söylüyorlar.

EN ÇOK YENİ BAŞVURU ÜNİVERSİTE MEZUNLARINDAN

İşyerinde yaşı ilerlemiş işçilerde işten çıkma daha az oluyorken genç işçilerde sürekli sirkülasyon olduğundan bahsediyorlar. İş yoğunluğunun olduğu dönemlerde yüzlerce genç işçi alınıp bir süre sonra çıkarılıyormuş. Bu çıkma işleminin de kendi istekleriyle değil işe alınırken sözleşmeye eklenen 3 aylık deneme süreci maddesiyle birlikte üçüncü ayın sonunda gerekçesiz atıyorlarmış. Berk fabrikaya 10 binin üzerinde başvuru olduğunu söylüyor ve özellikle üniversiteli ve üniversite mezunlarının başvuru için çok geldiğini vurguluyor. “Mekatronik Bölümü mezunu olup gelen vardı. Hatta ODTÜ Fizik Bölümünden mezun olan biri gelmişti fabrikaya. Sonra işe dayanamadı, gururuna yediremedi ve çıktı. Bizim fabrikada çalışan işçilerde yoğunluk üniversite mezunu ile ortaokul mezunu olanlarda. Ama artık lise mezunu olması ve 30 yaş altı olması şart koşuldu. Nasılsa işçi bulmada zorluk çekmiyorlar” diyor.

Böylesi çalışma koşullarında işçiler arasında sendikanın tartışılıp tartışılmadığını merak etmemek elde değil. Berk, “Bundan birkaç sene önce sendikayla sözleşme masasına oturuldu ama daha sonra bize vereceği parayı devlete verdiler ve fabrikanın bağlı olduğu iş kolunu değiştirdiler ve sendikanın örgütlülüğünü kırdılar. Ve birleştirdikleri iş yerleri ile birlikte tüm Türkiye genelinde on binlerce işçisi olmuş oldu. Sendika yasasına dayanarak da buraya sendikal örgütlenmenin girmesini engellemiş oldular. Sendika yine de işçiler arasında konuşulan tartışılan bir konu olabiliyor ama sınırlı. İş yerinde her an izleniyorsun ve yoğun baskı altındasın. Bunlar insanların konuşmasına engel oluyor” diyor ve sendika tartışmalarının işçiler arasında derinleşememe sebeplerinden bahsetmiş oluyor.

Eda ve Berk anlattıklarıyla çalıştıkları fabrikaya dair genel bir çerçeve çizmiş oluyorlar. İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin sadece “resmiyette” olduğu, maliyet hesaplarının işçilerin yaşamlarının her zaman önünde olduğu, işsizlik ordusu ile işçisini ses çıkaramaz hale getirme çabaları gerçeğini tüm çıplaklığıyla anlayabiliyoruz. Baskı altında sömürü döngüsünün bir parçası olan bu yaşamlar nasıl değişecek? Bu da fabrikalarda yan yana gelmek zorunda olan yüzlerce, binlerce işçinin birlikte cevaplayabileceği bir soru…

“HER GÜN KADINLARIN ŞİDDETE UĞRADIĞINI GÖRÜYORUZ”

Sohbetimizi gerçekleştiğimiz sıralar Cumhurbaşkanı Erdoğan “Maalesef gençlerimiz genç yaşta evlenmiyor. Çoğu 30'u aşkın evleniyor ya da çoğu evde kalıyor. Böyle bir şey olur mu ya? Evlilik dışı hayat biçimi özendirilmeye çalışılıyor. Aman bunlara dikkat edin” diye bir açıklama yapmıştı. Genç kadın işçilerin bu açıklamayı çokça konuştuğunu söylüyor Eda:  “Bizimkiler ben adamın kahrını çekeceğime devlete para veririm daha iyi diyorlar. Hiçbir kadın arkadaşım ‘hadi evleneyim’ demiyor çünkü biz her gün kadınların işkence gördüğünü dövüldüğünü ve hatta öldürüldüğünü görüyoruz. Böyle bir ortamda biz genç kadınların aklından evlilik geçmiyor ‘hayatta nasıl kalırız?’ sorusu geçiyor.” 

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

İki deprem, iki benzeşen senaryo

SONRAKİ HABER

Manisa'da 4.2 büyüklüğünde deprem

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...