19 Ocak 2020 16:27

Dr. Fatih Yaşlı: Berlin’den nihai bir çözüm çıkmasını beklemek fazla iyimserlik

Berlin’de düzenlenen Libya Konferansını değerlendiren Dr. Fatih Yaşlı, küresel egemenlik mücadelesinin sürdüğü Libya için bir günlük konferansla çözüm sağlanamayacağını söyledi.

Fotoğraf: AA

Paylaş

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Berlin’de yapılan Libya Konferansını değerlendiren Dr. Fatih Yaşlı, Libya’nın küresel egemenlik mücadelesinin en sıcak cephelerinden birine dönüşmüş durumda olduğuna vurgu yaparak, “Libya’da bu mücadelenin taraflarının bu meseleyi konuşmak ve bir çözüm aramak için bir araya gelmeleri anlamına geliyor” dedi. Göçmenlerin Avrupa’ya geçiş noktalarından biri olmasını ve ülkedeki petrol rezervlerini hatırlayan Yaşlı, Akdeniz’deki enerji savaşları ve enerji nakil hatlarının güzergâhı üzerinden verilen mücadelenin Libya iç savaşını küresel bir mesele haline getirdiğine vurgu yaptı. Yaşlı, “Böylesi karmaşık bir konjonktürde bu bir günlük konferanstan nihai bir çözüm çıkmasını beklemek fazla iyimserlik olacaktır” dedi.

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Fatih Yaşlı, Berlin’de yapılan Libya Zirvesiyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Libya’daki son durum hakkında bilgi veren Yaşlı şunları söyledi: “Muammer Kaddafi’nin 2011’de bir NATO operasyonu ile devrilmesinin ardından Libya adım adım bir iç savaşa sürüklendi ve bu savaş bugün de şiddetlenmiş bir şekilde devam ediyor. Savaşın çok sayıda tarafı ve aktörü olsa da şu an iki güç etrafında bir öbeklenmeden söz etmek mümkün. Bir tarafta Trablus’taki hükümet ve başındaki Sarraj, diğer tarafta ise Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ve Hafter liderliğindeki güçler bulunuyor. Sarraj, BM tarafından meşru olarak tanınsa da küresel ve bölgesel güçler Hafter’le de dirsek teması içerisinde, ayrıca Hafter ülkenin yüzde 75’ine yakın bir kısmını kontrolü altında tutuyor ve en son liman şehri Sirte’nin Trablus güçlerinden alınmasıyla birlikte sahadaki üstünlüğünün de giderek arttığı görülebiliyor.”

Libya’daki iç savaşın uzunca bir süre uluslararası toplumun gündemine giremediğini hatırlatan Yaşlı, ancak son zamanlarda yaşanan gelişmelerle birlikte, Libya topraklarının küresel egemenlik mücadelesinin kristalize olduğu yerlerden birine dönüştüğünü belirtti.

‘ASIL GÜÇLER KARŞI KARŞIYA GELEBİLİR’

Yaşlı, Erdoğan ve AKP’nin Libya politikasına ilişkinde de şu değerlendirmelerde bulundu:

“Uzunca bir süredir AKP İhvancılık üzerinden Trablus hükümetini destekliyor, Mısır ve Körfez şeyhlikleri ise anti-İhvan bir pozisyonda Hafter’le iş birliği yapıyordu. Dolayısıyla Selefi-Vahhabi İslamcılıkla İhvancı İslamcılığın bölgesel nüfuz mücadelesinin yansıdığı yerlerden biri Libya olmuştu. Ancak Kaddafi devrilirken sessiz kalan Rusya da sessiz ve derinden Libya’daki nüfuzunu artırmak istiyor ve Rus paralı askerleri Hafter güçleriyle birlikte Trablus hükümetine karşı savaşıyordu, öte yandan ABD de gelişmeleri yakından izliyor ve Rusya’nın Libya’daki ve Akdeniz’deki pozisyonunu güçlendirmesine karşı kendi hamlelerini yapmaya hazırlanıyordu. Avrupa ise ortak bir dış politikaya sahip olmadığı için Libya konusunda ortak bir tutum alamıyor ve Avrupa ülkelerinin bir kısmı Trablus hükümetiyle bir kısmı da Hafter güçleriyle çalışıyordu. Süreci hızlandıran gelişme ise Doğu Akdeniz’de bulunan enerji kaynaklarının uluslararası tekellerin iştahını kabartması ve bu tekellerle birlikte Akdeniz’de hâkimiyet kurmaya çalışan ülkelerin attığı adımlar oldu. Kıbrıs, İsrail, Yunanistan, Mısır ve Körfez şeyhliklerinin yaptıkları anlaşmalara AKP’nin verdiği yanıt Trablus hükümetiyle bir deniz anlaşması yapmak ve böylece Akdeniz’de hâkimiyet iddiasında bulunmak oldu. Ardından da bu anlaşmayı hayata geçirebilmek için Libya’ya asker gönderilmesi gündeme geldi. Trablus hükümetinin Türkiye’den asker istemesine Mısır ve Körfez ülkeleri Hafter’e yönelik desteklerini artırarak yanıt verdiler. Tam da bu nedenle Libya vekil güçlerin birbiriyle savaştığı bir yer olmaktan çıkıp hızla asil güçlerin doğrudan karşı karşıya gelebilecekleri bir yere dönüştü. Geçtiğimiz haftalarda Rusya, AKP ile birlikte bir ateşkes girişimi başlattıysa da Hafter AKP’nin Libya’daki pozisyonunu güçlendirecek olan bu anlaşmayı imzalamayı reddetti.”

Berlin’de yapılan konferansın ne anlama geldiğine ilişkin de Yaşlı şunları söyledi: “İşte Berlin Konferansı, artık küresel egemenlik mücadelesinin en sıcak cephelerinden birine dönüşmüş durumda olan Libya’da bu mücadelenin taraflarının bu meseleyi konuşmak ve bir çözüm aramak için bir araya gelmeleri anlamına geliyor. Libya bir yandan göçmenlerin Avrupa’ya geçiş noktalarından birini teşkil ettiği için önemli, Avrupa’yı en çok endişelendiren şeyin göçmen akımları olduğunu biliyoruz. Almanya’nın sürece dâhil olmasının en önemli nedenlerinden biri de bu. Öte yandan Libya petrollerinin kim tarafından çıkartılıp dünya piyasalarına nasıl arz edileceği de önemli bir mesele, bu da bir sorun başlığını teşkil ediyor. Üçüncüsü ve en önemlisi, Akdeniz’deki enerji savaşları ve enerji nakil hatlarının güzergâhı üzerinden verilen mücadele Libya iç savaşını küresel bir mesele haline getirmiş durumda. Böylesi karmaşık bir konjonktürde bu bir günlük konferanstan nihai bir çözüm çıkmasını beklemek fazla iyimserlik olacaktır; öte yandan diplomasinin devamı için ilkesel düzeyde bir ateşkes anlaşmasına gidilebilir, ancak bunun da kırılgan bir nitelik taşıyacağını tahmin edebiliriz.”

‘LİBYA AKP’NİN EMPERYAL HEVESLERİNİN SOMUTLAŞTIĞI COĞRAFYALARDAN BİRİ’

Dr. Yaşlı Berlin’deki Libya Konferansının Erdoğan ve partisi açısından ne anlama geldiğini şu ifadelerle değerlendirdi:

“Libya AKP’nin yeni-Osmanlıcı, emperyal heveslerinin ve İhvancılık üzerinden bölgesel güç olma arayışlarının somutlaştığı coğrafyalardan birisi. AKP’nin uzunca zamandır buraya askeri teçhizat ve mühimmat yolladığını biliyoruz, bunun karşılığında ise petrol ticareti yapıldığını uluslararası basından okuyoruz. Şimdiye kadar ‘düşük yoğunluklu’ bir şekilde ilerleyen bu süreç, Trablus hükümetiyle yapılan anlaşmayla ivme kazanmış durumda. Çünkü anlaşma yapılan hükümet, askeri açıdan zor durumda ve devrilme ihtimali hayli yüksek. Böyle bir durumda ise imzalanan deniz anlaşması hükümsüz hale gelecek. İşte Libya tezkeresi, Trablus hükümetinin varlığını devam ettirebilmesi için ona askeri desteği öngören dış politikanın bir sonucu. Bir süredir devam eden askeri teçhizat ve mühimmat desteğine, şimdilerde Suriye’deki ÖSO, yeni adıyla Milli Ordu bünyesindeki cihatçıların Libya’ya taşınması eklenmiş durumda. Sahada doğrudan görev alacak muharip bir gücün gönderilip gönderilmeyeceğini ise başta Berlin Konferansı olmak üzere yaşanacak diplomatik gelişmeler belirleyecek. Diplomasi sürecinden Libya’ya örneğin BM öncülüğünde uluslararası bir güç konuşlandırılması sonucu çıkar mı, emperyal güçler bu mevzuda anlaşabilirler mi, eğer bu olursa TSK da bu güç bünyesinde yer alır mı, böyle bir gelişmenin söz konusu olmaması halinde ise AKP içerideki sıkışmışlığını da aşabilmek ve yeni bir milli birlik beraberlik konseptini hayata geçirebilmek için doğrudan muharip güç göndermeyi göze alabilir mi, tüm bunları önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz.”

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Maganda kurşunu neredeyse can alıyordu: 2 kişi rastgele açılan ateşle yaralandı

SONRAKİ HABER

Baran Tursun Vakfına açılan davalar için AYM hak ihlali kararı verdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...