10 Ocak 2020 19:53
Son Güncellenme Tarihi: 11 Ocak 2020 10:50

“Kanal İstanbul depremi tetiklemez ama deprem kanalı ciddi şekilde etkiler”

Kanal İstanbul Çalıştayı'ndaki deprem bölümünde yapılan konuşmalarda, bölgenin İstanbul'un en 'çürük' zemini olduğuna, beklenen depremin'Kanal' ve çevresine ciddi zararlar vereceğine dikkat çekildi.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), ‘Kanal İstanbul’un İstanbul’a vereceği zararları bilimsel verilerle kamuoyuna duyurmak için “Kanal İstanbul Çalıştayı’’ düzenledi. Alanında önemli isimler, projenin İstanbul’a vereceği zararları bilimsel verilerle gözler önüne serdi. İstanbul Kongre Merkezi’nde, sekiz ana başlıkta yapılan çalıştaylardan biri de Emirgan Salonu’nda düzenlenen “Afet Riski ve Depremsellik” oturumu oldu. Çalıştayda konuşan Prof. Dr. Naci Görür, “Kanal depremi tetiklemez ama deprem kanalı ciddi şekilde etkiler. Güney kısımlarda son derece çürük, zayıf, yumuşak, killi, kabaran, şişen, dağılan, akan bir zemin var. Mühendislerin korktuğu bir zemin” dedi.

İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı Tayfun Kahraman’ın moderatörlüğünde düzenlenen oturuma, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Jeofizik Mühendisliği Bölümünden emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Ortadoğu Üniversitesi (OTDÜ) Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Balamir, İTÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümünden emekli ve Bilim Akademisi Kurucu Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna konuşmacı olarak katıldı.

KAHRAMAN: ÇAĞIRDIK AMA GELMEDİLER

Kanal İstanbul’a neden karşı olduklarını bilimsel verilerle anlatmak için bir araya geldiklerini belirten Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı Tayfun Kahraman, “Ayrım yapmadan herkesi davet etmeye çalıştık. Projeyi destekleyen bilim insanlarını da davet ettik ama gelen kimse olmadı” dedi.

GÖRÜR: KANAL DEPREMİ TETİKLEMEZ AMA DEPREM KANALI CİDDİ ŞEKİLDE ETKİLER

Konuşmacılar arasında ilk sözü alan İTÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümünden emekli ve Bilim Akademisi Kurucu Üyesi Prof. Dr. Naci Görür konuşmasına, “Benim söylemediğim ama bana atfedilen ‘kanal depremi tetikler’ şeklinde doğru olmayan bir ifade var. Hiçbir zaman böyle bir söz etmedim bu doğru da değildir. Kanal depremi tetiklemez ama deprem kanalı ciddi şekilde etkiler” diyerek başladı.

“KANAL EN ZAYIF HALKAYA YAPILIYOR”

Son günlerde en sık tartışılan konular arasında yer alan “Kanal depremi tetikler mi” tartışmasına ilişkin Görür şunları söyledi:

“Yok böyle bir şey. Ama bakalım deprem kanalı nasıl tetikleyecek? Marmara’nın altındaki fay kılırsa en az 7.2 deprem üreteceğini düşünüyoruz. Bu depremi ilan ettik, bekliyoruz. Fay kırıldığında kanal 9 şiddetinde etkilenecektir. Kanal özellikle, Küçükçekmece- Marmara arasındaki en zayıf halkaya yapılıyor. Bu kesim depremden en şiddetli şekilde etkilenecek. Kanalın altında canlı fay yok deniliyor. Bu söylemi de olumlu anlamda kullanıyorlar. Ama gerçekten Marmara kısmında canlı fay yok mu? Araştırma gemileri ile yaptığımız çalışmalar sırasında Küçükçekmece’nin açıklarında kıta sahanlığında ana faya gelen fayların olduğunu tespit ettik. Bazıları canlı ve bunlar çok sığ da değil. En az 2-2.5 km derinliğinde. Bu bize neyi gösteriyor? Kanalın Marmara’ya bağlandığı yerin kıta sahanlığı parça parça faylarla kesilmiş durumda. Zafiyet zonu oluşmuş, bir zayıflık zonu oluşmuş. Asıl büyük canavar da burada. 9 şiddetinde etkilenecek demiştim ya bu faylar da harekete geçerse o kanalın Küçükçekmece ile Marmara arasını hangi güç hangi mühendislik yapısı tutar onu bilemiyorum. Ama yapılmaz mı? Japonlar yapıyor ama Japonlar da yıkılıyor. Belki yapılır ama neden bu kadar riski alalım? “

“MÜHENDİSLERİN KORKTUĞU BİR ZEMİN”

Büyükçekmece-Küçükçekmece arasındaki alanı “heyelan cehennemi” olarak belirten Görür, “Küçükçekmece civarında kazı yapıp oraların tabanıyla oynadığınız zaman yatırımlar yaparak ve inanılmaz önlemler alarak ancak topografyası yüksek zeminlerin kanal içine yürümesini engelleyebilirsiniz. Bu dediğim de daha deprem yokken olacaktır. Deprem ayrı bir parametre” diye konuştu.

Güney kısımlarda ise arazinin olumsuzluklarına değinen Görür konuşmasını şöyle sürdürdü: “Son derece çürük, zayıf, yumuşak, killi, kabaran, şişen, dağılan, akan bir zemin var. Mühendislerin korktuğu bir zemin. Daha kuzeye geldiğimizde son derece ayrışmış, dağılmış bir yapı var. Karadeniz’e geldiği zaman da güncel çökeller var. Genel anlamıyla bu kanal olabilecek en çürük en mühendislik bakımından sorunlu zeminlerden geçiyor. Zaten İstanbul’un zemin bakımından en sorunlu bölgesi de bu alan.”

EYİDOĞAN: ÖNCELİK İSTANBUL’U DEPREME HAZIRLAMAK OLMALI

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Jeofizik Mühendisliği Bölümünden emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, kanal kazısı sırasında yapılacak patlamalara dikkat çekti. Eyidoğan “ÇED raporunda diyor ki ‘her biri 19.96 tonluk atımla patlatma yapılacak. Bir atımda 57 bin ton hafriyat çıkarılacak.’ Bu 4 yıl sürecek. 4 yıl boyunca her gün 57 bin ton hafriyat çıkarılacak. 10 bin tona yakın dinamit patlatılacak bir atımda. Bu büyüklükte bir dinamit atımı sismik enerji olarak 3.8 büyüklüğünde depreme eş değer enerji çıkacak. Öncelik İstanbul’u depreme hazırlamak olmalı coğrafyamızı parçalayan kanala değil” dedi.

BALAMİR: SAĞLIKLI RAPORLAR AKLIN VE BİLİMİN EGEMEN OLDUĞU YÖNETİMLE GELECEKTİR

Kamuoyunda sıkça tartışmalara sebep olan ÇED Raporuna değinen Ortadoğu Üniversitesi (OTDÜ) Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Balamir, “Kapsamlı bir veri analizi gerekirdi. ÇED’de ancak bunun bir parçası olurdu. Elimizdeki o raporu defalarca katlayan analizler ve raporlar olmalıydı. Böyle bir süreç ise ancak aklın ve bilimin egemen olduğu bir toplumda, yönetim biçiminde gündeme gelebilecektir.”

Balamir ayrıca 1999’da yaşanan Büyük Marmara Depremi’nden ders çıkarılmadığını ve aralıklarla beklenen büyük İstanbul depreminin kendini hatırlattığını anlatarak şunları söyledi: “75 Milyar TL paramız varsa eğer, bu parayı İstanbul’un gelecekteki büyük depreme hazırlanması ve yıkım ve ölüm risklerinin azaltılması için harcamak yerine, neden bu kadim şehrin doğasını mahvedecek İstanbul Kanalı’na harcayalım?”

SUNA: YANITIMIZ NETTİR. İSTANBUL’UN BÖYLE BİR PROJEYE İHTİYACI YOKTUR

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna ise konuşmasında Kanal İstanbul’un neden yapılmaması gerektiğine dair harcanan enerjiye ve emeğe üzüldüğünü belirterek, “Akla zarar projeyi konuşmak ve neden yapılmaması gerektiğini yetkili mercilere anlatabilmek çok yorucu” dedi.

Suna sözlerini şöyle sürdürdü: “Şehrimizde henüz depreme hazırlık yapılmamışken bizler açısından temel soru şudur; İstanbul’un ihtiyacı olan nedir? Kanal İstanbul kentin ihtiyaçlarını karşılayacak bir proje midir? Yanıtımız nettir. İstanbul’un böyle bir projeye ihtiyacı yoktur. İstanbul’un mevcut sorunları çözüm beklerken, nüfus yoğunluğunu iki katına çıkaracak Kanal İstanbul gibi projelere yönelmek kente taşıyamayacağı bir yük bindirmektir.”

“BU YÜK İSTANBULLULARIN OMZUNA BİNECEKTİR”

Kanal İstanbul için harcanacak para ile ilgili de şüphelerinin olduğunu ifade eden Suna konuşmasını şöyle tamamladı: “Kaldı ki rakam doğru olsa bile; böyle bir bütçenin kentsel yatırımlara yöneldiğini, altyapıya, ulaşıma, derelerin ıslahına, deprem önlemlerine, tarihsel değerlerin korunmasına, yeşil alanların çoğaltılmasına harcandığını düşünün. Açıkça, İstanbul’un daha yaşanılabilir bir kent olması yolunda epey bir mesafe kat edebilir. Bırakın böyle bir projenin sağlayacağı faydaları, Kanal İstanbul’a akıtılacak paraların bizleri yeni sorunlarla karşı karşıya bırakacağı açıktır. Projenin İBB bütçesine 35 milyar liralık bir yük getireceği, doğal olarak belediye çalışmalarının aksamasına yol açacağı şeklindeki iddia da ne yazık ki dayanaklıdır. Bu yükün yol açacağı yoksulluk ve yoksunluk İstanbulluların omzuna binecektir.”

HUKUKİ ÇERÇEVE VE GÜVENLİK OTURUMU

Kanal İstanbul Çalıştayının Hukuki Çerçeve ve Güvenlik konulu oturumu yoğun bir ilgi ile gerçekleştirildi. Oturumda hukukçular Doç. Dr. Ceren Zeynep Pirim, Av. Mehmet Durakoğlu ve Dr. Rıza Türmen, emekli amiral Türker Ertürk ve kılavuz kaptan Saim Oğuzülgen söz aldı. Tüm katılımcıların ortaklaştığı konu Montrö Boğazlar Sözleşmesinin tartışılmaya açılmasının Türkiye’nin çıkarına olmadığı ve zaten ülke üzerinde NATO tarafından böyle bir baskı söz konusu iken Kanal İstanbul ile Montrö yerine 1982 tarihli Transit Geçiş Sözleşmesinin dayatmasının artması oldu. Bu konuda hukukçular tarafından bir dizi uyarı yapıldı. Dr. Rıza Türmen, “Kanal İstanbul Projesinin onu destekleyenlere ve karşı çıkanlara gösterdiği ve onları ortaklaştırdığı tek konunun Montrö’nün önemi olduğudur” dedi.

Emekli Tuğamiral Ertürk de hükümetin de Montrö’nün önemini bildiğini fakat projenin amaçları ile hükümetin beyanları arasında ikircikli bir durumun ortaya çıktığını söyledi.

İstanbul Boğazı’nın süre ve maliyet bakımından Kanal İstanbul’dan daha cazip bir durumda olacağını söyleyen Ertürk, Türkiye’nin Montrö Antlaşması’nı ihlal etmediği bir durumda da Kanal İstanbul’dan beklenen geliri elde edemeyeceğini vurguladı.

MESLEK ODASININ TAVRI

İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu ise proje ile kamu zararı oluşacağını söyledi. Ayrıca projenin Türkiye’nin taraf olduğu birçok uluslararası anlaşmaya da aykırı sonuçlar doğuracağını ifade eden Durakoğlu, baro olarak projeyi kentli yaşam hakkını gasbeden bir suç olarak değerlendirdiklerini söyledi. Oturum Emekli Kılavuz Kaptan Saim Oğuzülgen’in Kanal İstanbul’un gemi geçişleri açısından yaratabileceği tehlikeleri ve bazı teknik bilgiler paylaştığı sunumuyla sona erdi. (İstanbul/EVRENSEL)

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Metal işçileri sefalet ücreti dayatan MESS’i protesto etti

SONRAKİ HABER

Elazığ ve İstanbul'da Evrensel'e destek: Evrensel’in suç ortağıyız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa