09 Ocak 2020 01:34

“Biz Neyiz?”

İstanbul Üniversitesi öğrencileri başta kendi üniversitesi olmakla birlikte tüm üniversite gençliğine birleşip yan yana gelince kazanım elde edilebileceğinin örneğini göstermiştir.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Deniz GÜRSOY

İstanbul Üniversitesi

30 Aralık Pazartesi günü İstanbul Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı resmi Twitter hesabından; "02.01.2020 Perşembe gününden itibaren tüm yemekhanelerimizde kahvaltı hizmeti verilmeyecektir. 02.01.2020 tarihinden itibaren öğrencilerimizin indirimli yemek hakkı 1 öğünle devam edecektir. Gündüz öğrenim gören öğrencilerimiz 'öğlen yemeklerinden', akşam öğrenim gören öğrencilerimiz 'akşam yemeklerinden' öğrenci ücreti üzerinden faydalanabilecektir” açıklaması yapıldı.

Güz dönemi başlangıcında ise 2.75 TL olan yemekhane ücretleri 3.50 TL’ye çıkartılmıştı. Şimdi ise her öğünde geçerli olan “indirimli 3.50 TL” sadece bir öğünle sınırlandırılmış, ikinci öğün 18 TL gibi bir miktar olup, kahvaltı öğünü de kaldırılmış oldu.

EN FAZLA ÖDENEK İÜ’DE

2019 senesinin üniversitelere ayrılan ödenek miktarları açıklandığında İstanbul Üniversitesi 1.392.147.000 TL bütçesi ile en tepede yer almasına rağmen okulda bütçe yetersiz denilerek neredeyse öğrencileri ilgilendiren her hizmetten kesinti yapılmaya çalışılıyor. 5 yıldır binasının tamamlanmalarını bekleyen Moleküler Biyoloji ve Genetik öğrencileri, Eylül ayında İstanbul’da 5.8 büyüklüğündeki depremden sonra hasar gören binaları yüzünden can güvenliğini isteyen Çapa Diş Hekimliği ile Vefa ek binasında eğitim gören öğrenciler, şantiyeden farksız bir fakülteye sahip olup burada yaralanan Edebiyat Fakültesi öğrencileri... Peki, çatlak duvarların dışında alternatif sunamayan, gerekli donanımların olmadığı laboratuvarların, sınırlı olan öğrenci kulüplerine bile herhangi bir bütçe yardımında bulunmayan bir üniversite, ödeneğini nereye harcıyor ki sene başında yaptığı yemekhane zammı yetmiyormuş gibi yeni bir düzenlemeye gidiyor?

Birçok bölümün sınavlarının ve güz döneminin bitmesine günler kala yapılan bu açıklama kimse tarafından tesadüf eseri bir zaman seçimiymiş gibi gözükmediğini söylemek yanlış olmaz. Bu açıklamanın öğrenciler nezdinde bir tepkiye yol açacağını öngörmek de böyle bir ekonomik kriz döneminde beklenen bir şey olarak önümüzde duruyordu.

Nitekim açıklamanın yapıldığı ilk saatlerden itibaren sosyal medya üzerinden yemekhane hakkını odak alan çeşitli sayfaların, WhatsApp gruplarının açılmasıyla öğrenciler arasındaki ilk birleşik tepki gelmiş oldu. Sosyal medya platformlarında sınırlı kalmayan tepki hızlıca kamuoyu yaratma, basın açıklaması, öğrenci forumu, dilekçe kullanımı ve kulüpler üzerinden açıklamalar yayınlanması gibi araçların kullanılması üzerine tartışmalara dönüştü.

KISACA NELER OLDU?

Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı’nın yaptığı açıklamanın hemen ertesi günü (31.12.19) Beyazıt Meydanı’nda toplanma kararı alan öğrencileri okul tarafından ilk engellemeyle burada karşılaştılar. Edebiyat fakültesinin bahçesi yapılan tadilat çalışmaları bahane gösterilerek kapatıldı, fakülteler arası geçiş yasağı getirildi. Öğrenciler yine de ortak buluşma yerleri belirleyip buralardan Beyazıt Meydanı’nda buluştular. Yemekhane haklarının kısıtlanmasına karşı tepkilerini belirten öğrenciler 2 Ocak günü dilekçe vermek üzere dağılırken yemekhanelere gidip durumu protesto ettiler.

Öğrencilerin yemek hakları için ilk bir araya gelişlerinden sonra okul başka engellemeleri yapmakta gecikmedi. 2 Ocak günü dilekçe vermek üzerine toplanan öğrenciler için fakülte geçiş yasağı hala devam ediyordu. Merkez fakülte öğrencileri ana kapının içerisinde, diğer fakülte (edebiyat, iletişim ve diğerleri) öğrencileri ise ana kapının dışarısında duruyordu. Dışarıdaki öğrencilere kapılarını kapatan okul güvenliği dilekçe hakkının kullanılmasını böylelikle engellemiş oldu.

Önce içerideki öğrencilerin dilekçelerini alacaklarını söyleyen görevliler dışarıdaki öğrencileri bir saati aşan bir süre bekletti. Bu bekleyiş devam ederken öğrencilerden 2-3 tanesi ana kapıya tırmanarak içeri atladılar. 4. öğrenci bunu denerken polisin coplu müdahalesiyle dışarıdaki öğrenci kalabalığı ana kapı önünden uzaklaştırıldı. Müdahale sonrası meydanda öğrenciler, 3 Ocak günü için bir açık oturum yapmayı ve ne yapabiliriz üzerine konuşmalım diye karar aldılar. Son olarak 3 Ocak Cuma günü toplanan İstanbul Üniversitesi öğrencileri güz döneminin son gününde ara tatili nasıl değerlendireceklerini, yeni döneme nasıl gireceklerini tartıştılar ve bu sefer sorunsuz bir şekilde dilekçelerini teslim ettiler.

‘BEYAZIT’IN TARİHİ’ MESELESİ

Yaşanan olayların bütününde tüm öğrenci kesimleri için ortak bir tepkiye sebep olsa da sayıca aynı tepkinin okulun tüm öğrencileri ve öğrencilerin bir araya geldiği topluluklar tarafından sahiplenilen bir tavra dönüştüğüne de söyleyemeyiz. Böylesi bir durumda açık oturumda yapılan kimi konuşmalarda “Beyazıt’ın tarihi boykotların tarihidir, komiteler kuralım, yemekhaneyi işgal edelim” türevi cümleler de duyduk. Fakat okulun önünde 200 İstanbul Üniversitesi öğrencisinin bir araya gelişiyle başlattığı bu mücadele okulun tamamına yayılmadığı ve yayılması için öğrencilerin kendi yerellerin tartıştıkları bir mesele haline gelmediğinde 80 binden fazla İÜ öğrencisini nasıl temsil edecek ve gücünü nasıl daha da artıracak sorusu önemli bir sorudur. Burada mücadelenin şekli açısından Beyazıt’ın tarihine ve kazanımlarına doğru bir perspektiften bakmak en önemli nokta olacaktır.

Beyazıt’ın tarihinden bahsedeceksek bu tarih bizim istek, arzu, projelerimiz dışında bir gerçekliğe dayanan bir tarihtir. Yıllar önce formasyon hakkı içim mücadele eden üniversite öğrencilerinin eylemleri bunu örgütleme şekilleri bizim için halen güncel olarak önemli bir örneğe denk düşmektedir.* Öğrenciler formasyon hakları için imza kampanyalarıyla, basın açıklamalarıyla, irili ufaklı protesto eylemleri ve tartışma toplantılarıyla başladıkları eylemler süreci, sorunun muhatabı olan binlerce öğrencinin yürüyüşler, tam katılımlı ders boykotları gerçekleştirmelerine kadar varmıştı.

Sonuçta da, rektörlük geri adım atarak 70 olan formasyon kapasitesini, 400'e çıkarmak zorunda kalmıştı. Bu süreçte belirleyici rol, sınıf ve bölüm temsilcilerine düşmüş, alınan her karar, konuyla ilgili her tartışma, temsilcilikler aracılığıyla istisnasız her öğrenciye ulaştırılarak bir mücadelede nasıl kazanım elde edilebileceğini yaşayarak öğrendikleri bir süreç olarak belirmişti. Şu an için seçimleri dahi yasak olan ve sınırlı sayıda, birbirleriyle bağı olmayan kulüplerin varlığını düşünürsek buraları güçlendirmek için öğrencilerin seferber olmasını söylemek bizi doğru tarihi anlamaya yöneltecektir. Yani Beyazıt’ın tarihi öğrencilerinin her birinin doğal üyesi olduğu öğrenci temsilciliklerini kullandığı, kulüplerde, topluluklarda yan yana gelerek kazanımlar elde etmesinin tarihidir aslında.

KARARIN İPTAL EDİLMESİ ÜZERİNE AÇIKLAMALAR

İÜ öğrenci topluluklarından yemekhane düzenlemesinin iptaline dair artarda açıklamalar olayın sıcaklığında gecikmeden geldi. Felsefe Topluluğu, Edebiyat Kulübü, Sanat Tarihi Kulübü, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kulübü gibi toplam ondan fazla kulüp ve topluluğun açıklaması, okulun akademisyenleri ve ODTÜ, YTÜ, Hacettepe gibi üniversitelerden gelen destek açıklamalarıyla İstanbul Üniversite’ndeki yemekhane düzenlenmesi en geniş tepkiyle cevap vermek ve bu düzenlemeyi iptal ettirmeyi –belki parasız yemekhaneyi- hedeflemiş durumda. Öğrencilerin bu tepkisine karşın üniversitede öğrencilerin temsilcisi olma iddiasını “resmi” olarak taşıyan “Öğrenci Konseyi”nin açıklamaları ise ilk günden itibaren karşılıksız kaldı. Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı’nın açıklamasından hemen sonra Öğrenci Konseyi; “rektörlük ile görüştük, TBMM’de yapılan Bütçe Komisyonu sonucu yemek bütçemizin daraltılması sonucu böyle bir karar alınmıştır ve herhangi bir değişimin söz konusu olmayacağı” açıklamasında bulundu. Bu açıklama öğrencilerin kararın karşındaki tavrında bir değişiklik yaratmamakla birlikte aksine Öğrenci Konseyi’nin iki yıldır seçimlerinin dahi yapılmadığı, atanan birisinin bizim temsilcimiz olamayacağı gibi tartışmalarla birlikte konseyin meşruluğunun sorgulandığı bir süreç yarattı. Kamuoyunun gündemine birinci sırada yer bulan düzenleme, Edebiyat Fakültesi öğrencisi Sibel Ünli’nin intiharıyla derinleşerek yer edindi.

“1 TL İLE KARNIMI DOYURABİLİR MİYİM?”

Eylemler sırasında Fatih’te donarak ölen bir kişi ve ardından İÜ öğrencisi Sibel Ünli’nin intiharıyla özellikle ekonomik kriz şartlarında geçinebilme konusu bir kez daha çok kötü bir tabloyla karşımıza çıktı. Sibel Ünli’nin intiharı ve bir öğrenci olarak yaşam şartları açısından hayatının birçok alanında onu sıkıştıran sorunlara bir çözüm bulamamasının üzerine öğrencilerin en temel haklarından olan yemek hakkı çok daha başka bir boyutuyla tartışılmaya başlanmış oldu. Artık yemek hakkı aynı zamanda sağlıklı olarak geçinebilmek ve yaşayabilmek adına zaruri bir hak olarak; ekonomik krizin öğrencilerin tüm birikimini ellerinden aldığı bu süreçte önem kazanmış oldu. Sibel’in yemekhane ve hayat pahalılığı konusunda atmış olduğu twitlerin karşısına lüks araçlarından inmeyen rektörlerin iptaline karar verdiği yemekhane haklarını koyduğumuzda ortaya öğrencilerin sağlıklı bir yaşamı devam ettirme haklarına yapılan saldırının ne kadar tek taraflı olduğunu bizle birlikte tüm üniversite öğrencilere de görmüş oldu. Bu bakımdan ekonomik krizde geçinmenin bu denli imkansızlaştığı şartlarda öğrenciler en temel haklarına olan bu saldırıyı da daha çıplak bir şekilde deneyimlemiş olarak tepkilerini buna yönelik daha da artırdılar İstanbul Üniversitesi’nde.

ÖĞRENCİLER KAZANDI

6 Ocak gecesi saat 1:06’da Rektörlükten ansızın gelen açıklamayla birlikte büyük bir tepki ile karşılanan ve İstanbul Üniversitesi öğrencileri açısından yeni bir dönemi başlatmış olan düzenlemenin iptal edildiği duyuruldu. Bu kazanımın arkasında okulun kapanmasına günler kalmasına rağmen sınav yoğunluğunda dahi sınıf sınıf dolaşıp dilekçe toplayan, dilekçelerini teslim etmek için yağmurda kuyruğa giren, kulüplerini açıklamaya yapmaya ikna eden, akademisyenlerini destek çağrısına zorlayan, kamuoyu oluşturabilmek için sanatçılara, gazetecilere ulaşmaya çalışan öğrenciler vardır.

Bütçe kısıtlamalarını bahane göstererek gençlerin haklarına ellerinden almaya çalışan üniversite yönetimi karşısında İÜ öğrencileri “yemek hakkıma dokunma” diyerek rektörlüğü kararından geri döndürmüştür. 2020 yılına “yemekhane hakkımız engellenemez” diyerek birlikte giren İstanbul Üniversitesi öğrencileri başta kendi üniversitesi olmakla birlikte tüm üniversite gençliğine birleşip yan yana gelince kazanım elde edilebileceğinin örneğini göstermiştir. Üniversitelerde olan ve sürekli kazanımların kayıp edildiğini gören gözlerimizin, bu süreçle birlikte ara tatil döneminden sonra öğrencilerin kazanımlarıyla dolu anları görmesi çok uzak bir ihtimal değil.

*https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/365-sayi-127/1444-kulupler-topluluklar-ve-yuksekogrenim-gencligi-mucadelesi

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Bir taraf kırık dökük, diğer taraf lüks içinde

SONRAKİ HABER

Evimiz yanıyor!

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa