08 Ocak 2020 23:24

Kapitalizmin ruh emicilerine karşı: Expecto patronum! *

On binlerce İÜ öğrencisinin aç kalmamasının biricik dayanağı olan 3,50 liralık yemek hakkının kaldırılması 2020 yılında öğrenci hareketinin ilk kazanımının fişeği oldu.

Kaynak: Max Pixel

Paylaş

Buzlu tiramisu, turuncu, beyaz veya sarı renkte çorba, yağ oranı yüksek bir ana yemek, lezzet oranı düşük bir karbonhidrat çeşidi, poşette ekmek, küçük plastik su: 3,50 lira.

İşte bir haftalık meselemiz!

Ekonomik krizin sonuçlarının gençlik yığınları için giderek daha yıkıcı etkiler yarattığı bir gerçek. Bu yıkıcılık, İstanbul Üniversitesi yönetimi tarafından bizzat açıklanan “aç kalın” düzenlemesi ile çok somut bir hale geldi. Yemek çıkmayan özel yurtlarda kalan, okulun yemekhanesi ve KYK yurdunun yemekhanesi ile “beslenme” ihtiyacını karşılayabilen yani on binlerce İÜ öğrencisinin aç kalmamasının biricik dayanağı olan 3,50 liralık yemek hakkının kaldırılması 2020 yılında öğrenci hareketinin ilk kazanımının fişeği oldu.

Bu fişeği ateşleyenin 2018/2019’un ekonomik kriz koşulları olduğunu söylemek gerek. Ancak bu kriz koşulları sadece cepteki paranın erimesini değil; gelecek kaygısının derinleşmesini, genç kadınların yaşam koşullarının kat be kat kötüleşmesini, tek adam yönetiminin sermaye çıkarları için daha da saldırganlaşmasını, içerideki sıkışmışlığına çareyi şovenist dış politikada aramasını beraberinde getirdi.

Yaşadığımız koşullar bütününün, gençlik yığınlarında tepki biriktirdiğini, değişim istemini geliştirdiğini ama bu değişimin ne olması ve nasıl olması gerektiğini bilemez bir belirsizliğe yol açtığını ve yığınları da arayışa ittiğini görmek gerek. Üstelik yalnızca Türkiye’de değil. Bunun için Avrupa, Ortadoğu ve Latin Amerika gençliğinin son bir ayına bakmak yeterli.

Bu ilk kazanım fişeği, ekonomik krizin ağır yükleri altında hakları gasp edilen öğrenci yığınları açısından bir işaret fişeği işlevi görebilir, görmeli. İşaret fişeklerinin özelliklerinden biri de gece kullanıldığında, kısa süreli de olsa çevresini aydınlatmasıdır. Peki bizim fişeğin oluşturduğu bu aydınlatma esnasında neler öne çıktı?

“ÖĞRENCİLER AÇ, MEZUNLAR İŞSİZ”

Öğrencilerin kendi güçlerine dayanabilecekleri mekanizmaların olmadığı ya da olabildiğince zayıf olduğu bir kez daha açıkça ortaya çıkmış oldu. Öğrenci konseyinin zaten çoktan itibarını yitirmiş, yönetimin uygulamalarına payanda olma niteliği taşıyan bir kurum olduğu topyekûn öğrenciler tarafından fark edilmiş oldu. Kendilerinin seçimini yapamadığı ve kendi temsilcilerini tartışamamasının yaratabileceği sonucu da İÜ öğrencileri deneyimledi; konseyin “Ekonomik kriz var, CİMER’e şikayetlerinizi yazın” açıklamasıyla. Neyse ki gelen tepkilerin boyutu ve başkaca SKS’ye bağlı kulüplerin açıklamaları, konseyi de öğrencilerin taleplerini savunma çizgisine mecbur bıraktı. Kulüp ve toplulukların bürokratik engellerle sınırlanmış, üretimlerinin kısıtlanmış ve birbirleri ile iletişimsiz oldukları daha gözle görülür oldu. Mevcut bir hak gaspı karşısında öğrenci kitlesine hareket kabiliyeti kazandıracak ve kazanım elde etmeyi kolaylaştıracak bu noktaların zayıflığına çözüm bulmanın önemi, önümüzdeki dönem saldırıların artacağını da düşünürsek artıyor.

Türkiye gençliğine dayatılan karanlık tablo “öğrenciler aç, mezunlar işsiz, bu çocuklar ne yapacak?” sorusunu magazincilerden, tiyatroculara, emekçilerden, akademisyenlere kadar geniş bir kesimin sorusu haline getiriyor. Özellikle İstanbul Üniversitesi öğrencisi Sibel Ünli’nin intiharı bunu daha belirgin bir biçimde ortaya koymuş oldu. Ki bu belirginlik İÜ öğrencilerinin geniş bir kamuoyu desteğini yanına çekmesini sağladı.

KENDİ GÜCÜNE, SINIFINA, BÖLÜMÜNE DAYANAN BİRLİKLER

Öğrenciler ile yardımlaşma duygusu ise çeşitli esnafın ücretsiz öğün verme, akademisyenlerin bağış yapma, çeşitli vakıfların burs verdiği öğrenci sayısını arttırma gibi adımları yaygınlaştırıyor olsa da yemek hakkının temel bir hak olduğu gerçeği; esas yardımlaşmanın bu hakkın kazanılması için bir mücadele birlikteliğine dönüşmesi gerektiğini kanıtladı.

Her hareketin kendi ihtiyaçlarına uygun bir zeminde yükselecek bir pratiğin zorunluluğu ortada. Bu ihtiyaçların başında öğrencilerin harekete geçme ve kendi eylemini kendisi yönetme, kendi kararlarını alma deneyiminden yoksun olduğunu da düşünürsek; öğrencilerinin kendi örgütlerini kurması, bir ağ gibi yayması geliyor. Buradan kasıt; ideal projeler ve maddi koşulların ihtiyaçlarından kopuk, gençlik yığınlarının da güvenini kaybetmiş, çeşitli çevrelerin “biz yaparsak olur” türünden ortaya attığı yapay biçimler değil elbette. Tam tersine dayanabildiği ölçüde kendi gücüne, sınıfına, bölümüne dayanan birlikler, dayanışmalar. 

KARANLIK LORDU YENMEK İÇİN...

Harry Potter, ruh emicilere karşı nasıl hareket edeceğini öğrenmek üzere Profesör Lupin’e başvurduğunda, Lupin ona “expectro patronum” büyüsünü öğretmişti. Ruh Emiciler, insanın yaşam enerjisini ve motivasyonunu emen, hatta ölümcül bile olabilen tehlikeli yaratıklardı.Onlara karşı expectro patronum büyüsü bir kalkan işlevi görerek uzaklaştıran bir çeşit yöntemdi. Ama bu büyüyü yapabilmeniz için en güçlü anınızı düşünmeniz gerekli idi.

Serinin ilerleyen filmlerinde bu kez Karanlık Lord’a karşı Hogwarts öğrencilerinin (ki Hogwarts öğrencilerinin bile, her hanesinin üstelik, onları temsil eden öğrenci başkanları vardır)  savaşmak için yöntemler araştırdığı karanlık bir anda, Harry Potter’ı onlara patronus büyüsü öğretirken görürüz. Karanlık Lord ve onun yandaşlarının amacı ise karanlık bir düzen kurmak, karşılarına çıkanları ise yok etmekti. Ruh emiciler ise işin cabası....Neticede tüm güçler birleşti, büyük bir savaş verdi ve Karanlık Lord yenildi. 

Karanlık lord, (siz kim olduğunu bilirsiniz) ve onun yandaşları (bunları da 17 yıldır tanıyoruz) ekonomik krizden çıkabilmenin yollarını öğrencilerin, işçilerin, kadınların yaşamlarında arıyor. KHK’lar, yayınlanan yönetmelikler, yasa tasarıları birer ruh emici gibi üzerimize geliyor. Cepteki paranın, yasadaki hakkın elden gitmesiyle birleşen, depresyonların, bunalımların, çaresizlik duygusunun körükleyicisi bu ruh emiciler.

“Expecrto patronum” diye bağırarak sallayabileceğimiz bir asamız olmadığına göre kalkan görevi görerek bu saldırganları hiç değilse bizden uzaklaştıracak bir yöntem de bize lazım! Şimdi bütün üniversitelerden, liselerden expectro patronum seslerinin yükselmesi gerek ki karanlık bulutlardan üzerimize yağan ruh emicilere kalkan oluşturalım.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

CHP’li Keven: Toprak Mahsulleri Ofisi tasfiye ediliyor

SONRAKİ HABER

Batı Şeria ve Gazze'de binlerce kişi Trump'ın işgal planına karşı sokağa çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa