29 Ekim 2012 12:31

Tek çare; birleşik, örgütlü mücadele

Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası’nın, taslak aşamasından Mecliste kabul edilmesine kadar geçen süreç, bazı gerçekleri yeniden gözler önüne serdi.Birinci olarak, bu süreç, AKP hükümetinin emek düşmanı yüzünü ve AKP’nin çoğunluğa sahip olduğu bir Meclisten -emek&cce

Paylaş

Onur Bakır

Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası’nın, taslak aşamasından Mecliste kabul edilmesine kadar geçen süreç, bazı gerçekleri yeniden gözler önüne serdi.

Birinci olarak, bu süreç, AKP hükümetinin emek düşmanı yüzünü ve AKP’nin çoğunluğa sahip olduğu bir Meclisten -emekçiler gerekli müdahaleyi gerçekleştirmediği sürece- ancak hak gaspının çıkabileceğini bir kez daha gösterdi. AKP, sendikal hakları kısıtlamak, örgütlenmeyi ve sendikal hareketi baskı altında tutmak noktasında 12 Eylül darbecilerden hiçbir farkının olmadığını ortaya koydu. Çin’e gidip, Çin’deki insanlık dışı çalışma koşullarına hayran kalan, 2023 hedefini tutturmak için “2023’e kadar sendikal hakları askıya mı alsak” diyen bir siyasetten de başka bir şey beklenemezdi zaten. Öte yandan AKP, sendikal hareket içindeki çatlaklardan kolayca sızabileceğini, bir konfederasyonu açıktan yedeğinde tutarken, diğerinin tüm hareket alanını çizebileceğini de yeniden ispatladı.

İFLAS EDEN SENDİKAL ANLAYIŞ

İkinci olarak, bu süreç, Türkiye’de bir sendikal anlayışın çoktandır iflas ettiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Türk-İş yönetiminde vücut bulan, sendikal alandaki statükosunu korumak uğruna sendikal hakları feda edebilen, hatta Türk-İş’e bağlı sendikaların baraj altı kalmasına bile göz yuman, AKP hükümeti yandaş konfederasyon sopasını salladıkça AKP’nin vesayetine daha da giren, Yasa Meclisten geçtikten sonra dahi yasayı eleştirecek cüret gösteremeyen, televizyon ekranlarında mahcup bir hükümet savunuculuğuna soyunan, yasanın itiraz edecek onca maddesi olmasına rağmen yalnızca iki madde için Cumhurbaşkanına giden bu sendikal anlayıştan Türkiye işçi sınıfına hiçbir hayır gelmeyeceği yeniden ayan beyan görüldü.
Hak-İş’e zaten diyecek söz yok… Hak-İş tam olarak istediğini alamasa da, Mecliste yapılan bir son dakika değişikliği ile 2012 ocak istatistiklerine kadar sıfır barajı kurtardı ve yakın dönemde kurulan Medya-İş ile Öz Büro-İş’i yaşatmanın yolunu buldu. Hak-İş, istediğini almak için, mevcut yetkili sendikaların yetkisini 3.5 yıl daha korumalarını sağlayacak geçici bir çözüm arayışının önünü tıkamayı dahi başardı! Lafa gelince “ILO normlarına uygun yasa istiyoruz” diyen Hak-İş, dar çıkarları için sendikal hakları feda etmek noktasında bir an bile göz kırpmadı, ILO normlarına baştan aşağı aykırı bir yasa için “Hayırlı olsun” diyebildi, çok sıkışınca “Ama bu yasa 2821 ve 2822’den daha iyi” cümlesini kurmaktan imtina etmedi…

MÜCADELE VE OLANAKLARI

Üçüncü olarak, bu süreç, Türkiye’de sendikal hakların gelişmesi, sendikal örgütlenmenin büyümesi ve sınıf hareketinin güçlenmesinin ancak ve ancak birleşik, örgütlü bir mücadele ile mümkün ve bunun olanaklarının da mevcut olduğunu bir kez daha gösterdi. Gerek söylemsel, gerek pratik düzlemde, tüm eksikliklerine rağmen, gerçek anlamda sendikal hak ve özgürlükleri savunan DİSK ile Türk-İş’e bağlı muhalif sendikaların oluşturduğu Sendikal Güç Birliği Platformu, sendikal hareketin yandaş ve güdümlü sendikal anlayışlara terk edilmediğini ortaya koydu. DİSK ve Sendikal Güç Birliği Platformuna bağlı sendikaların üyeleri, “Mutabakat yok, biz varız” diyerek, Meclise yürümek isterken birlikte gaz yiyerek, her ne kadar yasayı engelleyemeseler de, AKP’nin “Yasayı sosyal tarafların mutabakatı ile çıkardık” oyununu bozdu. Ancak gerek mücadele, gerek müzakere boyutu ile bu çaba yetersiz kalırken; sendikal kadrolarla yapılan basın açıklamaları ile sınırlı bir mücadelenin AKP’yi durdurmayacağını bir kez daha gösterdi
Her şeye rağmen DİSK ve Sendikal Güç Birliği Platformunun bu süreçteki tutumu ve çabası, birleşik ve örgütlü bir mücadelenin dinamiklerinin mevcut olduğunu gösterdi. Sendikal hak ve özgürlükler, işçi sınıfının hak ve çıkarları ekseninde doğru bir hatta örgütlü-örgütsüz emekçilerin ve hatta Türk-İş ve Hak-İş’in tabanındaki işçilerin de kazanılmasının ve Türkiye işçi sınıfının ortak bir mücadelede birleşmesinin önünde hiçbir engel yok. Konfederasyon ayrımı olmaksızın birçok sendikayı barajın altına itecek olan bu yasa, tüm kötülüklerine rağmen, böyle bir hayra vesile olma potansiyeli de taşıyor!
Öte yandan 12 Eylül düzenini birkaç makyajla yeniden sunan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve ILO Sözleşmeleri başta olmak üzere uluslararası sözleşmelere aykırı olan bu yasa, sendikal hak ve özgürlükler temelinde, yasaları aşan, hakları yasaların önüne koyan, sendikal hakları fiilen uygulanabilir kılan yeni bir sendikal pratiğin zorunlu olduğunu da bir kez daha hatırlatıyor. Bir başka deyişle, evrensel sendikal hak ve özgürlükler temelinde yürütülecek bir örgütlenme ve mücadele ile bu yasanın hükümsüz kılınmasından başka bir yol da görünmüyor.  

YA YILDIZLARA GÖTÜRECEĞİZ HAYATI

Yalnızca sendikal hakların değil, işçi sınıfının tüm haklarının ateş altında olduğu, kıdem tazminatının tasfiyesinin, kiralık işçiliğin, taşeronlaştırmanın yaygınlaştırılmasının gündemde olduğu bir süreçte, birleşik, örgütlü ve militan, emeğin siyasetini yapmaktan geri durmayacak bir mücadele, artık bir seçenek değil zorunluluk halini almış durumda. Yalnızca sendikaların değil tüm emek ve demokrasi güçlerinin, güçlerini bu doğrultuda seferber etmediği koşullarda, tüm haklarımızın teker teker yok edilmesine şahit olacağız ya da bu saldırıyı hep birlikte püskürteceğiz.
Nâzım Usta’nın söylediği gibi:
“Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı
ya da dünyamıza inecek ölüm”…


CUMHURBAŞKANI VE YARGI SÜRECİ

YASA Mecliste kabul edildikten sonra onay için Cumhurbaşkanına gönderildi. Türk-İş, iki maddeye ilişkin olarak (İş kolunda çalışmayan kişinin sendika kurucusu olabilmesi ve iş güvencesi kapsamı dışındaki işçilerin sendikal tazminat hakkının kaldırılması) Cumhurbaşkanına yasayı yeniden görüşülmesi için Meclise iade etmesi talebiyle başvurdu. DİSK’in çok daha kapsamlı bir başvuru yapması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Gül’ün tutumunu hep birlikte göreceğiz. Öte yandan CHP’nin yasayı Anayasa Mahkemesine götürmesi ve sendikaların yayınlanacak iş kolu istatistikleri üzerinden yasayı yargıya taşıması neredeyse kesin gibi. Bu bakımdan gerek Anayasa Mahkemesi gerekse sendikaların açacağı davaları görecek olan iş mahkemeleri, büyük bir sınav verecek. Bizzat Başbakanın “Yargıya gereğini söyledik” diyebildiği bir ülkede, kağıt üzerinde yürütmeden bağımsız olan yargının gerçekten bağımsız olup olmadığını yine hep birlikte göreceğiz.


BARAJ NASIL UYGULANACAK?

MECLİSTE son dakika değişikliği ile kabul edilen geçici 6. maddeye göre, en son yayımlanan 2009 istatistiği sonrasında 15 Eylül 2012 tarihine kadar kurulmuş ve Ekonomik ve Sosyal Konseye (ESK) üye konfederasyonlara üye olmuş işçi sendikaları için, Kanunun yürürlük tarihi ile ocak 2013 istatistiklerinin yayımlandığı tarihe kadar iş kolu barajı yüzde 0 olarak uygulanacak. Adrese teslim bu düzenleme ile yüzde 1 barajının altında kalması kuvvetle muhtemel olan Hak-İş’e bağlı Medya-İş ve Öz Büro-İş, toplu iş sözleşmesi imzalayabilecek. Yine ESK şartı ile, ocak 2013- Temmuz 2016 arasında baraj yüzde 1, takip eden iki yıl yüzde 2, Temmuz 2018’den itibaren yüzde 3 olacak. ESK şartını karşılamayan bağımsız sendikalar için baraj, 2013 ocaktan itibaren yüzde 3 olarak uygulanacak. Öte yandan yine yasanın geçici 6. maddesinde, yüzde 1 barajının altında kalacak sendikalar için geçici bir düzenleme de yer alıyor. Buna göre, bu sendikalar, Kanunun yürürlüğünden önce imzaladıkları ve ocak 2013 istatistiklerinin yayımlanmasının ardından sona erecek olan toplu iş sözleşmeleri ile ocak 2013 istatistiklerine kadar yaptıkları yetki başvuruları ile imzalayacakları toplu iş sözleşmelerini, bir dönem daha yenileyebilecek. 

evrensel.net

ÖNCEKİ HABER

Hastane mi pastane mi?

SONRAKİ HABER

Meksika’da plastik ve yağ fabrikalarında yangın çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa