11 Aralık 2019 04:50

TMMOB 12. Enerji Sempozyumu sona erdi: Kâr için değil halkın ihtiyacı için enerji

TMMOB 12. Enerji Sempozyumu, "Enerji, Ekoloji ve Toplumsal Barış" başlığıyla Diyarbakır’da gerçekleşti. Sempozyumun düzenleme kurulu başkanı, Evrensel Yazarı Prof. Arif Nacaroğlu izlenimlerini yazdı.

Fotoğraf: Fırat Topal/Evrensel

Paylaş

Arif NACAROĞLU

TMMOB 12. Enerji Sempozyumu, "Enerji, Ekoloji ve Toplumsal Barış" başlığı ile 5-7 Aralık tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleşti. Sempozyuma yurtiçi ve yurtdışından katılan 41 konuşmacı, akademisyen, düşünür, yazar, teknik uzman, Dünyada ve Türkiye’de Enerji Görünümü, Enerji Politikaları, Enerjide Dönüşüm, Enerjinin Toplumsal Maliyeti, Enerjide Demokratik Yönetim, Enerji ve Ekoloji başlıkları ile 3 Panel, 3 özel oturum ve 3 oturumda tartıştılar. Sempozyum tüm katılımcıların düşüncelerini açıklayabildiği, çözüm önerilerine katkı sağladığı forum ile sona erdi. 3 gün süren sempozyuma 600’den fazla izleyici katıldı.

Sempozyumun ilk gününde Londra Enerji Kulübü Başkanı Mehmet Öğütçü, Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gazi İpek ve Düzenleme Kurulu Başkanı olarak benim katılımımla gerçekleştirilen özel oturumda enerjinin, üretim yöntemlerinin, dünyadaki ve ülkemizdeki siyasi tercihlerin ve yanlış tüketim ve ihtiyaç tahminleriyle şişirilmiş tüketim rakamlarının ekonomiye ve ekolojiye yaptığı ve yapacağı tahribatlar ele alındı. Konuşmacılar ABD-Çin ekseninde muhtemel gelişecek enerji rekabet ve savaşlarının dünyaya etkilerinin yanı sıra, ülkemizde yapımı süren nükleer santrale de, Ilısu gibi Hasankeyf tarihini yok edecek olan hidrolik santrallere de, Aydın gibi incir ve zeytin ülkesini tehdit eden plansız jeotermal santrallerine de, yapılması planlanan kömür yakıtlı termik santrallere de ihtiyacımız olmadığını dile getirdi.

Panel ve oturumlarda ortaya konan görüş ve tartışmalar sonucunda, çok sayıda akademisyen, aktivist, gazeteci, yazar, siyasetçi, düşünür milletvekili, siyasi parti yöneticisi konuşmacılar, geleceğin, kontrollü gelişecek güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji üretiminde söz sahibi olması ve enerji depolama ve yönetme teknolojilerinin gelişmesinin gerektiği ancak bundan önemlisi insan refahının yanlış bir ölçütü olarak kullanılan “kişi başına düşen enerji kullanım miktarı” dayatmasının terk edilmesi, enerji tüketiminin hem teknolojik gelişmelerle hem de yaşam tercihleri ile ülkemizde yüzde 20-40 oranında enerji tasarrufu sağlayacağı ve bunun, yapılan termik, nükleer ve hidrolik santrallerin üreteceği tesislerden fazla olduğunu ortaya koydular.

Enerji politikaları ve enerjide dönüşüm başlıklı panellerde konuşmacılar Doğu Akdeniz Krizini, Rusya-Türkiye ilişkilerini, yurtdışı bağımlılığımızı artırarak ve çevre felaketine neden olacak nükleer santrali, kömürün enerji politikalarında yerini tartışarak tüm bu konularda belli kesimlere kâr amaçlı değil, insan odaklı politikaların geliştirilmesi, ülkemizin güneş santrali kurulmasında gelişmiş dünya ülkelerinin seviyesine ulaşması yönünde görüşlerini bildirdiler.

Kazanç amaçlı enerji politikalarının, bölgede yaşayan insanların düşünceleri sorulmadan alınan kirli siyasi kararların ortaya çıkardığı çevre felaketlerinin, orman tahribatlarının, artan kanser ve benzeri hastalıkların toplum sağlığını tehdit eden kirli sonuçlarının, özellikle madenlerde yaşanan iş cinayetlerinin tartışıldığı oturumda konuşmacılar, zengin ve gelişmiş batı ülkelerinde orman varlığı artarken özellikle bizim gibi gelişmekte olan ve az gelişmiş yoksul ülkelerdeki orman varlıklarının her geçen gün ve hızla azaldığını ama buna rağmen orman ekolojik sisteminin çarpıtılmış tarifiyle bunu tam tersi yönünde istatistikler yayınlandığını, nükleer radyasyon bulunan bölgelerdeki kanser vakalarının hızla arttığının sayılarla belirlendiğinin, iş cinayetlerinin en önemli nedeninin çoğu zaman maliyete etkisi nedeniyle ihmal edilen küçücük önlemlerinin alınmamış olmasından kaynaklandığı yönünde görüşlerini belirten konuşmacılar, enerjide alınan kararların mutlaka halkla ve halkın çıkarları için halkın yanında yer alan teknokratların, bilim insanlarının ve doğrudan etkilenecek bölge insanlarının katkılarıyla ortak akılla alınması gerektiğinin altını çizdiler.

Hem yapılması planlanan hem de yapımına başlanan nükleer, termik ve jeotermal santrallerin yapımının derhal durdurulması gerektiğini söyleyen konuşmacılar, ülkemizin enerji tüketiminde hiç önemi olmayacak bir miktarda elektrik enerjisinin üretimi amacıyla yapılmaya çalışılan Ilısu barajının Maldivler’den daha büyük bir tarım alanını su altında bırakacağını,  Hasankeyf’in 10 bin yıllık tarihini yok edeceğini, bölge insanının yaşamını mahvedeceğini ve iş işten geçmeden derhal durdurulması gerektiğini vurguladılar.

Türkiye’nin her bölgesinde, Karadeniz’de, Muğla’da, Ege’de Çanakkale’de, İda’da, Diyarbakır’da, Hasankeyf’te, Mezopotamya’da ve sermayenin kirli ve kanlı saldırısı altında olan her yerde halk direnişini yükselten ve direnişleri tüm insanlara duyurmaya çalışan konuşmacılar, gazeteciler, çoluk çocuk birlikte yapılan demokratik havza direnişlerini, bu direnişlerde kadının ağırlığını, halka karşı yapılan saldırıları görsel kanıtlarıyla ortaya koydular.

EMO Diyarbakır Şube Başkanı Mehmet Orak’ın yönettiği ve Tahir Elçi anısına gerçekleştirilen ve sempozyumun son paneli olan oturumda, konuşmacılar Leyla Güven, Faik Bulut, Yavuz Önen ve Gül Köksal enerji savaşlarında yıkılan kentleri, sular altında bırakılan binlerce hektar toprağı, medeniyetleri, yaşamları tartıştılar, sorunun enerji sorunundan çok bir insanlık ve sömürü sorunu olduğu ve toprağına, köyüne, dedelerinin mezarına sahip çıkanların yükselteceği halk mücadeleleri ile bu talan ve yıkımın önüne geçilebileceğini dile getirdiler.

Sempozyum EMO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Evindar Aydın’ın yönettiği ve Düşünür-Yazar Fikret Başkaya’nın başlangıç konuşmasını yaptığı forum ile sona erdi.

Sempozyum sonucunda, Enerjinin olduğu yerde halkın temel gereksinimlerinin değil, daha fazla kâr amaçlı, yandaş kayırma siyasetinin olduğu, uluslararası rehin alınmışlık sonucunun ülkemizin enerji tercih politikalarını doğrudan etkilediği, “Karanlıkta kalacağız, enerjiye ihtiyacımız var, refah için enerji” gibi bilimsel açıklaması olmayan algı yaratma, kamuoyunu aldatma amacıyla yayılan söylemlerin, halkın değil, bu işten milyarlarca dolar kazanan bir avuç işbirlikçinin işine yarayacağı, kirli ve kanlı enerji siyasetinin, doğa katliamlarının önlenebilmesi için özgürlük ve demokratik yönetimlerin karar verici durumda olması gerektiği, Ilısu Barajı’nın derhal durdurulması, ÇED raporları ile sınırlanmaya çalışılan alanın Sağlık Etki Değeri (SED) raporlarıyla da desteklenmesi, termik ve nükleer santral yapımlarının  derhal durdurulması, bölgede ve dünyada süren enerjiye el koyma amacıyla körüklenen, kışkırtılan suni savaşların derhal durdurulması, halkaların kardeşçe yaşayabilmesi için örülen duvarların, yükseltilen çitlerin, kışkırtılan yalancı ayrımların durdurulması gerektiği ortaya konulmuştur.

İnsan onuruna yakışmayan, dünyamızı talan etme hırsızlığı üzerine kurgulanmış, “Bir damla petrol, bir damla kandan kıymetlidir” diyen kirli siyasetçileri yargılamayan, onları ödüllendiren ama dünyanın dört bir yanında yükselen halk eylemleriyle, kadın ve çocuk çığlıklarıyla artık sonunun yaklaşmakta olduğunu anlayan kapitalizme son darbeyi indirmek ve barışı, kardeşliği, insanca yaşamı, MA grubunun* güzel çocuklarına güzel bir dünyayı bırakabilmek için “Başka bir dünya mümkündür" diye haykırdı.           

(*) MA, Diyarbakır'da yaşları 5-14 arasında olan çocuk müzik gurubu. Kürtçe yıkımlardan sonra ayakta kalmış anlamına geliyor.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu: Birlik olmak mümkün

SONRAKİ HABER

Yanlış anlatılan insanlık tarihi: Tüfek, Mikrop ve Çelik Kitabı Eleştirisi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa