27 Kasım 2019 09:39
Son Güncellenme Tarihi: 27 Kasım 2019 13:38

Büyükada davası | Taner Kılıç dahil 6 kişiye ceza istendi

"Büyükada davası" olarak bilinen, 11 insan hakları savunucusunun yargılandığı dava bugün görüldü. Savcı mütalaasında, Taner Kılıç dahil 6 kişinin cezalandırılmasını istedi.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Meltem AKYOL
İstanbul

Kamuoyunda "Büyükada davası" olarak bilinen 11 insan hakları savunucusunun yargılandığı dava bugün İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün görüldü. Duruşmada savcı mütalaasını verdi. 6 insan hakları savunucusunun "terör örgütü üyeliği" ile "terör örgütüne üye olmamakla beraber yardım" suçlamasıyla cezalandırılmasını talep eden savcı, 5 kişinin beraatını istedi. Duruşma, 19 Şubat 2020 tarihine ertelendi.

Büyükada'da 5 Temmuz 2017 tarihinde yaptıkları toplantıya ilişkin 11 insan hakları savunucusunun yargılandığı davada, savcı esas hakkındaki mütalaasını bildirdi. Savcı, Uluslararası Af Örgütü Onursal Başkanı Taner Kılıç'ın "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan, 5 sanığın ise "terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek isteyerek yardım" suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapislerini istedi. Diğer 5 kişinin ise beraatleri talep edildi.

Taner Kılıç, İlknur Üstün, Nejat Taştan, Günal Kurşun ve Nalan Erkem hazır bulunduğu duruşmayı, Uluslararası Af Örgütü Birleşik Krallık Şubesi Kampanyalar Direktörü Kerry Moscogiuri, Uluslararası Af Örgütü Norveç Şubesi Direktörü John Peder Egenaes, Uluslararası Af Örgütü İsveç Şubesi Direktörü Anna Lindenfors ve Uluslararası Af Örgütü Almanya Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Gabriele Stein de takip ediyor.

SAVCI 6 KİŞİYE CEZA, 5 KİŞİYE BERAAT İSTEDİ

Duruşmada mütalasını sunan savcı, Taner Kılıç’ın "terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla; Günal Kurşun, İdil Eser, Özlem Dalkıran, Nejat Taştan, Veli Acu’nun da "terör örgütüne üye olmamakla beraber yardım" suçlamasıyla cezalandırılmasını istedi.

Savcı, "terör örgütüne yardım etme suçunu işlediklerine dair inandırıcı delil elde edilemediği" gerekçesiyle Peter Frank Steudtner, Ali Gharavi, İlknur Üstün, Nalan Erkem ve Muhammed Şeyhmus Özbekli hakkında beraat verilmesini talep etti.

"DELİLLERİN HİÇBİRİ MÜTALAADA YOK"

Özlem Dalkıran'ın Avukatı Hülya Gülbahar, "Mütalaada iddianame var, sonraki yargılama sürecine ilişkin tek bir şey yok" dedi. Gülbahar, "İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi Barış Akademisyenleri davasında 'bu bir bildiridir" diyerek beraat kararı verdi. Bu davada ise sadece bir toplantı var. Yaklaşık 8 aydır 4,5 sayfalık mütalaayı bekliyoruz. Bizim sunduğumuz deliller mütalaada yok. Herhangi mütalaada yer alamayacak hukuk dışı iddialar söz konusu" dedi.

Soruşturma aşamasında bütün delilleri kanıtları ile çürüttüklerini ifade eden Gülbahar, "Veli Acu yönünden mütalaada yer alan para transferi iddiası. O davada adı geçen kişinin, Mustafa Bayar, örgüt üyeliğinden ceza aldığını iddia ediyor savcı mütalaasında. Ancak o kişi beraat etti. Savcı dosya boyunca sunduğumuz hiçbir şey değerlendirmemiş. O nedenle iki talebim var. Birincisi derhal beraat kararı verilmesi, ikincisi ise savcının ek mütalaa sunması" diye konuştu.

"POLİS FEZLEKESİNDEN MÜTALAA OLMAZ"

Avukat Erdal Doğan ise mütalaaya ek yapılmasını talep ederek, "Bütün bu iddiaları çürüttük. Polis fezlekesinden mütalaa yazılmaz" dedi.

Duruşmada söz alan bütün avukatlar, mütalaaya ilişkin savunma yapmak üzere süre talep etti. Avukat beyanlarının ardından duruşma, 19 Şubat 2020 saat 10.00'a ertelendi.

"KALIN İÇİN SUÇ OLMAYAN ŞEY BENİM İÇİN SUÇA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR"

Dosyada sanık olarak yargılanan Günal Kurşun Evrensel'e konuştu.

Kurşun, esas hakkındaki mütalaada kendisine yöneltilen suçlamaları hatırlarak, "Bu suçlamaların aslında suç olmadığı yargılama boyunca delilleriyle, kanıtlarıyla ortaya koymuştu. Örneğin, avukatlık bürosundan ortağıma para göndermişim ya da para almışım. Ortağım da bir davada yargılanıyor. Evet bunların tümü doğru ama ortağım yargılandı ve beraat etti. Zaman davasında beraat eden 4 kişiden biri, Orhan Kemal Cengiz, o da benim ortağım. Başka bir suçlama, Today's Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yaptığım dönemde oradan bana gelen telif ücretleri. Kaldı ki telif sözleşmesini mahkemeye ibraz etmiştik zaten. Ayrıca Today's Zaman gazetesine yazı yazıp para almak suçsa Cumhurbaşkanı Danışmanı İbrahim Kalın da orada yazılar yazıyordu. Eğer ücretsiz yazmadıysa, o da telif ücreti aldı. Almadıysa o başka bir tartışmanın konusu. Ücretli yazdığı kabulü ile 'İbrahim Kalın'ın para alması suçtur' anlamında söylemiyorum, elbette suç değildir. Ben onun için suç olmayan şeyin benim için suç haline getirilmiş olmasına dikkat çekmek istiyorum" diye konuştu.

Kurşun'a yöneltilen suçlamalardan biri de telefonunda ByLock olan biriyle yapılan görüşme. Bu suçlamaya ilişkin Kurşun şunları söyledi:

"Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyesiydim ve Adana'daki tek ceza hukukçusu da ben olduğum için Adana Emniyet Müdürlüğü rektörlükten resmi yazı ile benim görevlendirilmemi istedi. İddia edilen bu kişi de Adana Emniyetinde görevli bir komiser ya da komiser yardımcısı. Ben Adana'daki bütün polis memurlarına kabahatler kanununu 8 hafta boyunca anlattım. Rektörlüğün resmi görevlendirilmesi ile yaptım bunu. Beni arayan bu kişinin cep telefonunda ByLock çıkmış ve her ne hikmetse bu kişi için hiçbir işlem yapılmamış ama beni aradığı için hakkımda bir suçlamaya dönüşüyor. Bunların hepsi son derece garip ve bir hukuk devletinde olmaması gereken şeyler" diye konuştu. Kurşun, "Türkiye yargısının geldiği bu noktadan bir ceza hukukçusu olarak üzüntü ve utanç duyuyorum" dedi.

GÜLBAHAR: TÜRKİYE YARGISININ ÖZETİ

Evrensel'e konuşan Avukat Hülya Gülbahar şunları söyledi:

"Savcılığın bu duruşmada sunduğu 4,5 sayfalık mütalaa, Türkiye hukuk tarihinde hukukun geldiği noktanın özetidir: Yargılama denen şey polis fezlekesi tekrarından ibaret iddianamenin yargılamanın başında ve sonunda okunmasıdır. Savcının mütalaasında dosyanın iddianameye kadar olan bölümü var, ondan sonrası gerek tanıkların ve vekillerinin sunduğu delillerin, gerekse mahkemenin topladığı delillerin bir tanesi bile dikkate alınmamış. Duruşmada da anlattık. 3 yıl süren bu yargılama sürecinin bu mütalaada tek bir cümle bile yer almadığını gördük"

Duruşma sırasında mahkeme başkanının salonda bulunan heyeti kastederek, "Almanya'dan, İngiltere'den izleyenler var. Oralarda yargılama böyle yürümüyor, dünyaya rezil oluyoruz" sözlerini hatırlatan Gülbahar, "Evet, doğru. Çünkü dünyada böyle yargılamalar olmaz. Demokratik ülkelerde toplantı hakkını kullandığı için hak savunucuları bir davada yargılanmazlar" ifadelerini kullandı.

"BERAAT ETSİNLER, BU EZİYETE SON VERİN"

Duruşma öncesi yapılan basın açıklamasında beraat talep edildi.

İnsan hakları örgütleri adına adliye önünde yapılan açıklamada konuşan İnsan Hakları Gündemi Derneğinden Özlem Yılmaz şunları söyledi: "İnsan hakları savunucuları hakkında hiçbir somut delile dayanmadan "terör örgütlerine yardım" suçuyla haksız bir içinde açılan bu davanın bugün görülecek olan duruşmasında savcının mütalaasını vermesi bekleniyor. Biz insan hakları savunucularının beklentisi kamu adına hareket eden savcının yine kamu adına bu haksızlığa ve ortaya çıkan eziyeti artık son vermek için beraat talebinde bulunması ve davanın böyle sonuçlanmasıdır"

NE OLMUŞTU?

İnsan hakları savunucularının İstanbul Büyükada'da düzenledikleri bir eğitim toplantısına düzenlenen polis baskınıyla 10 insan hakları savunucusu gözaltına alındı.

5 Temmuz'da düzenlenen baskınla gözaltına alınan 10 kişiden Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser, İsveç vatandaşı, Eğitmen Ali Gharavi, Yurttaşlık Derneği'nden (eski adıyla Helsinki Yurttaşlar Derneği) Özlem Dalkıran, Alman vatandaşı, Danışman Peter Steudtner ve İnsan Hakları Gündemi Derneği üyeleri Veli Acu ile Günal Kurşun, "silahlı terör örgütüne yardım etmek" ve "terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" suçlamalarıyla 18 Temmuz'da tutuklandı.

Yurttaşlık Derneğinden Nalan Erkem, HAK İnisiyatifi'nden Şeyhmus Özbekli, Eşit Haklar İçin İzleme Derneğinden Nejat Taştan ve Kadın Koalisyonu'ndan İlknur Üstün ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

İDDİANAMEDE NE VAR?

Hazıranlanan iddianameye 6 Haziran 2017’de "FETÖ üyeliği” suçlamasıyla tutuklanan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç da dahil edildi.

Cumhuriyet savcısının hazırladığı iddianamede Taner Kılıç hakkında "Silahlı terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla, diğer hak savunucuları hakkında ise, "Silahlı terör örgütüne yardım etme" suçlamasıyla 7,5 yıldan 15'er yıla kadar hapis cezası talep edildi.

İddianamede yargılanan insan hakları savunucularının "Adalet Yürüyüşü'nü kaosa çevirmeye çalışmak" istedikleri, "PKK, DHKP-C ve FETÖ ile irtibatlarının bulunduğu ve bu örgütlere yardım kastıyla hareket ettikleri" ileri sürülüyor.

Hak savunucuları, 25 Ekim 2017’de ilk kez hakim karşısına çıktı. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, Günal Kurşun, İlknur Üstün, İdil Eser, Nalan Erkem, Peter Steudtner, Özlem Dalkıran, Ali Garawi ve Veli Acu'nun tahliyesine karar verdi. Ayrıca Özlem Dalkıran ve Veli Acu hakkında yurtdışına çıkış yasağı koydu. Tutuksuz sanıklar Şeyhmus Özbekli ve Nejat Taştan hakkında 25 Temmuz 2017'de verilen adli kontrol kararı ise kaldırıldı.

Mahkeme dosyaya sonradan "şüpheli" olarak eklenen Taner Kılıç hakkında "terörizmin finansmanı ve casusluk" iddiasıyla tutuklu bulunduğu, İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dosyanın Büyükada davasıyla birleştirilmesine de karar verdi.

Davanın son tutuklu ismi olan Taner Kılıç, 15 Ağustos tarihli olağan tutukluluk incelemesi neticesinde 432 günlük tutukluluğun ardından tahliye edildi.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Asitli saldırıya uğrayan Berfin Özek'ten adalet çığlığı: Ölmem mi gerekiyordu?

SONRAKİ HABER

Adalet Bakanı Gül'e "daha kaç suçlu aramızda?" sorusu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa