17 Kasım 2019 04:33

Avrupa'nın Gündemi | Fransa'da sosyal güvencesizlik yangını

Fransa'da bir öğrencinin kendini yakmasının ardından başlayan eylemler, Almanya'da emeklilik yasası tartışmaları ve İngiltere'de yaklaşan seçimler bu hafta Avrupa'nın Gündemi'nde.

Fotoğraf: @actazone/Facebook

Paylaş

Fransa’da 5 Aralık genel grev hazırlıkları devam ederken 22 yaşında bir gencin bursunun ve yurdunun elinden alınmasından sonra Facebook’da bir mektup yayımlayarak kendisini yakması ülke gündemine bomba gibi düştü. "Yoksulluk insanı öldürüyor" diyen üniversitelerde bir hareketlenme başladı ve öğrenciler de sokaklara inmeye başladı.

ALMANYA’DA EMEKLİLİK YASASI

Almanya’da hükümet partileri SPD/CDU/CSU temel emeklilik konusunda uzlaştı. Sosyal demokratların büyük koalisyonunun devam edip etmeyeceğinin ayıracı olarak ilan ettikleri emeklilik konusunda dağ fare doğurdu, muhtaçlık denetiminden vazgeçildi ve yerine vergi dairelerinin otomatik denetimi geçirildi. Emeklilik maaşları kişiye özel değil de hane gelirine bağlı hesaplanır hale geldi. Sonuçta kurtarılan yaşlılıkta yoksulluğa mahkum edilenler değil büyük hükümetin geleceği oldu.

İNGİLTERE’DE SEÇİMLER YAKLAŞIYOR

İngiltere’de son haftanın gündemi Yorkshire bölgesindeki seller ve hız alan seçim kampanyaları oldu. İklim değişikliğinin katkısı bulunan sel gibi doğal afetlerde artışla birlikte devletin yerel belediyelere yaptığı kesintilerden dolayı seli engelleme ve sel sonrası müdahale çabalarının etkinliğinin de azaldığı Britanya’da hükümet yine halka desteğini sağlamakta gecikti. Seçim propagandasını Brexit olarak belirleyip çoğunluk kazanmayı amaçlayan Muhafazakarlar 9 yıldır süren kesinti siyaseti ve halka karşı sorumsuz duruşları nedeniyle seçimde umduğu sonucu bulamayabilir.


FRANSA: ÖĞRENCİLER SOSYAL DARLIĞIN ATEŞİNDE

Loan NGUYEN
l’Humanite

Lyon kentinde yaşayan öğrencilerin iyi bildiği bir kaldırım köşesi. Lyon’un 7. bölgesinde Marc Bloch sokağı ile Madeleine sokağının kesiştiği köşe: Beton yığınından oluşan bu dev CROUS’un (Üniversite ve öğrenim işleri bölgesel merkezi) binasında üniversite bursları idare ediliyor, hemen bitişiğinde bulunan öğrenci yurdu ve kantinine de birçok öğrenci kuşağı tanıklık etti. İşte tam da bu binanın önünde 22 yaşında olan ve Lyon 2 Üniversitesinde okuyan A. isimli genç (geçen hafta) cuma öğleden sonra kendisini yaktı, bıraktığı mektupta CROUS’u olduğu kadar da bunu yönlendiren hükümet politikasını suçluyor. Aynı asfalt üzerinde bin üzerinde kişi -öğrenci, öğretmen ve FO’dan CNT’ye kadar tüm sendikalardan temsilciler- hâlâ yaşam ve ölüm arasında bulunan bu genci desteklemek için bir araya geldiler.

SESSİZLİK ÖNCE ÖFKEYE SONRA MÜCADELEYE DÖNÜŞTÜ

Baskın bir sessizlik altında A’nın bir yoldaşı, kendini ateşe vermeden önce yazdığı ve Facebook’ta yayımladığı son mektubu okudu. “Bu yıl, ikinci sınıfı üçüncü defa yapmak zorunda olduğum için bursum yoktu. Ama burslu olduğum zaman bile, ayda 450 avro, yaşamak için yeterli midir? Çevremde mükemmel insanlar, ailem ve sendikam olmasından dolayı çok şanslıyım, fakat bugün yapmaya çalıştığımız gibi yaşamaya aynı şekilde devam etmeliyiz mi?” diye kafasında dolaşan soruları ifade ediyor. Bu sözler mektubu okuyan arkadaşının ağzında büyük öfkeyle dile getiriliyor ve göz yaşlarını tutamıyor, dengesini kaybederek pankartların üzerine sarsılıyor. Bunlardan birisinin üzerinde mektupta belirtilen “Macron, Hollande, Sarkozy ve AB’yi suçluyorum” yazıyor. CROUS’un logosunun altında birisi şunları yazmış: “Son isteğim, yoldaşlarımın mücadeleye devam etmesidir ve tüm bunları temelli ortadan kaldırmaları”. Giderek göstericilerin sessizliği öfke ve mücadeleye yerini bırakıyor: “Yaşasın sosyalizm, yaşasın öz yönetim, Yaşasın sosyal güvenlik”.  

A’nın üye olduğu Solidaires etudiant-e-s sendikasından Louis elindeki mikrofonda “2019’da Fransa’da sosyal güvencesizlik her gün insan öldürüyor. İnsanları yalnızlaştırıyor, onları zincirliyor ve onurlu bir yaşam kurmayı imkansızlaştırıyor” diye haykırıyor. Olması gerektiği gibi beslenemeyen ya da tedavi göremeyenlerimizin sayısı artıyor. Bursların yetersizliğinden dolayı okurken çalışmak zorunda kaldıklarından dolayı kaç öğrenci derslerinde başarısız oldu?”. Kolunun altında “Hastaneye yattığından dolayı silindi” diye yazan bir pankart taşıyan ve sosyal bilimlerde okuyan 3. sınıf öğrencisi olan Sophie sosyal güvencesizlik içinde olan öğrencilerin çektiği dertleri kendi yaşadıkları üzerinden anlatıyor: “Bir koğuşa dönüşen küçük bir odada 4 kişi, hatta bazen 6 kişi yatmaya katlanamadığımdan dolayı psikolojik sorunlar yaşadım ve bundan dolayı hastaneye kaldırıldım. Sağlık nedenlerinden dolayı sınavlara katılamadım, fakat CROUS bir şey anlamak istemedi ve bir sonraki yıl sınıfta kaldım diye bursumu kesti. Ondan bu yana (Yoksullara günlük yemek ve giysi dağıtan) Emmaüs yardım kuruluşu ve eşimin ev yardımı APL, çöplerden topladıklarım ve şurada veya burada bulduğum geçici işler sayesinde yaşıyorum” diye içini çekerek söylüyor ama bunun öğrenciler içinde çok olağanlaştığına özellikle vurgu yapıyor. İntihar etmek girişimi, ona göre “Birçoğumuzun aklından geçen bir şey” diye kafasını eğerek belirtiyor.

HÜKÜMET ACİL BİR YARDIM AÇIKLAMALI

A’nın durumunda, yakınları şahsi özel bilgilerini aktarmamayı tercih ediyorlar, fakat belirtilen sınıfta kalmasından dolayı CROUS bursunu kesmeye karar vermiş ve aynı kuruma yaptığı acil yardım başvurusu da aynı şekilde reddedilmiş. Bununla da sınırlı kalmamışlar ve bir yoldaşının belirtiğine göre A, kaldığı yurt odasından da atılmış.

Bir öğrenci “Ellerinden geldiği kadar ona yardım ettik” diye ekliyor. Solidaires etudiant-e-s sendikasından Ludwing onun “Çok mücadeleci bir kişi, sağlığını hatta öğrenimini mücadele için feda etti” diye belirtiyor. “Tüm mücadelelerimizde, ister (Üniversiteye girişi sınırlandıran) Parcoursup reformu, isterse de yabancı öğrencilere dayatılan harçlara karşı mücadelemize karşı hükümetin kulaklarını kapatmayı tercih etmesini kabul etmek çok zor oldu. Yoldaşımızın bu başvurduğu davranış sesini duyurmak için seçtiği son yöntemdir” diye belirtiyor aynı sendikadan Marion.

Söz almalar bitince kortej, Rhône Nehri’nin kıyısından rektörlüğün önünde bir durarak Lyon 2 Üniversitesine kadar yürüyor. Üniversitenin rektörü durumun ağırlığına uygun davranmayan Nathalie Dompnier’in ofisini basmak için bir genel kurul toplanıyor.

“Dostça bize destek çıktıklarını açıklamalarının dışında ne Nathalie Dompnier, ne de Yüksek Öğrenim Bakanı Frederique Vidal somut hiçbir adım atmadılar” diye haykıran bir sendika üyesi “Kış soğukluğunda yürürlüğe giren evden atma yasakları CROUS’un yönettiği öğrenci yurtları için de geçerli olmalı, sosyal güvencesizlik içinde olan öğrencilere yardım için hükümet acil bir bütçe açıklamalı ve üniversite CROUS’a öğrencilerin derslere katılmadıklarını bildirmemeli” diye talebini haykırıyor. Öğrencilerin üniversiteyi işgal etmemeleri için Lyon II üniversitesi rektörü üniversiteyi kapatma kararı veriyor.

(Çeviren: Deniz Uztopal)


ALMANYA: HÜKÜMET "TEMEL EMEKLİLİK MAAŞI" KONUSUNDA ANLAŞTI

Ralf WURZBACHER
Junge Welt

Temel emeklilik maaşı geliyor; büyük bir tantana ve cılız bir içerikle... (Sosyal Demokrat Parti) SPD Geçici Şefi Maria Luise Dreyer SPD/CDU/CSU büyük koalisyonu tarafından varılan uzlaşmayı “sosyo politik dönüm noktası” olarak niteledi. Dağdan fare doğuran sonucu ortaya koymak istersek; onların ‘saygı emekliliği’ dedikleri emeklileri teselli etmekten çok uzak. Geçmişte yapılan kötüleştirmelerin iyileştirilmesi ve tazminat ödenmesi falan gündemde değil. 35 yıl boyunca yüz binlerce avroluk maaşları gasbedilen kiralık işçiler, mini işlerde istihdam edilenler veya taşeronlaştırmanın acısını yaşayanların maaşları belli koşullarla sadece 100 avro artacak.

Sonunda, Sosyal Demokratların “saygısını” hak edenlerin sayısı saygısızca küçük olacak. Çalışma Bakanı Hubertus Heil (SPD) başlangıçta üç milyon kişinin kazançlı çıkacağını söylemişti, şimdi ancak yarısı kazançlı çıkabilecek. Sayının azalmasının nedeni sosyal demokratların büyük başarı olarak ilan ettikleri muhtaçlık denetiminden vazgeçilip yerine vergi dairelerinin direkt yapacağı gelir kontrolünün getirilmesi. Ayda brüt 1250 avrodan daha az kazananlar -çiftler için, 1950 avro- temel emekli maaşını tam olarak alacak. Dikkat edin, emekli aylığı veya temel güvenlik yardımlarının kişisel hizmet ve ihtiyaca göre belirlenmesi gerekir ancak üzerinde anlaşmaya varılan taslağa göre hane geliri esas alınacak. Sadece 400 avroluk ek kazanç kesinti kapsamına girmeyecek ama eğer bundan fazla bir birikiminiz veya kazancınız varsa temel emekli maaşı alamayacaksınız.

Ayrıca finansal açıdan da oldukça zayıflatıldı. Çalışma Bakanının ilk taslağına göre bu alana yılda 4.8 milyar avro ayrılması planlanmıştı. Şimdi maliyetin sadece 1.5 milyar avro olması esas alındı. Bu, kurbanların sayısı arttırılarak sağlandı. Ücret kölelerinin en yoksulları yıllar boyu, 35 yıl veya daha fazla- emeklilik sandığı kesintisi ödemelerine rağmen normal çalışan ve kazanan birinden yüzde 30 oranında düşük aidat ödedikleri için (0.3 puana erişemedikleri için) temel emeklilik maaşından mahrum bırakılacaklar. Daha önce bu sınır 0.2 puan olarak açıklanmıştı. Yeni olan başka bir şey de bu koşullara uyan, zaten sayıları az olan, insanların çoğundan hane gelirine bağlı olarak temel emeklilik maaşının yüzde 12.5’inin kesilecek olması. Böylece hükümet, insanların çalışmaları, emek harcamaları, aidat ödemelerine bağlı ödenen emeklilik maaşını gasbedip onları birey olmaktan çıkarıyor, hane ferdi haline getiriyor, birine, birilerine bağımlı değerlendiriyor. Eşit işe eşit ücret prensibi gibi eşit işe eşit emeklilik maaşı prensibi de yok ediliyor. Doğruyu söylemek gerekirse kurtarılan yoksulluğa mahkum edilmiş emekliler değil büyük koalisyon oldu. Anlaşmaya varılması, SPD’nin birçok tavizleri yanı sıra işsizlik sigortasına ödenen aidatın yüzde 0.1 oranında azaltılmasını işyeri, özel emeklilik ve gelecek teknolojileri katılım fonu ve yeniden inşa kredi kurumuna 10 milyarlık avro ayrılmasını kabul etmesiyle sağlandı. Bu ülkede sosyal politika ucuza mal oluyor. Hükümet ortaklarının en iyi temel emekli maaşı olarak lanse ettikleri değişiklik bile, yoksulların yoksulluk riski eşiğini geçemeyecekleri şekilde ayarlanmış durumda.

(Çeviren: Semra Çelik)


İNGİLTERE: SELLERE YAVAŞ TEPKİ JOHNSON’A SEÇİMİ KAYBETTİREBİLİR

Robyn VINTER
Guardian

Doncaster halkı politikacıları pek sevmez. Vaatlerin yerine getirilmesinin -eğer gerçekleşirse- çok uzun sürdüğünü bilirler; bu nedenle de yapmaları gereken bir şey olduğunda başlarının çaresine bakarlar.

Dolayısıyla şehrin, süratle daraltılan yerel servislerin açığını neredeyse kapamakta büyük payı olan, birçok vakıf ve gönüllü organizasyona sahip olması belki de bundandır. Doncaster ülkede en büyük kesintilere maruz kalan belediyelerden biri: Önümüzdeki sene bütçesinde yapılan devlet kesintileri 2010’daki oranın üçte birine ulaşacak. Şehirde, birçok diğer kuzey şehri gibi, ekonomik durgunluğun etkisinden hala kurtulamamışlık duygusu hakim.

Fakat geçtiğimiz hafta Doncaster ve diğer Güney Yorkshire bölgelerinde sorun aç aileler, yalnız yaşayan yaşlılar ve çocukların kitap bulamamasından çok daha ileri gitti. Geçtiğimiz hafta kuzeyde su altında kalan ev sayısı 400’e ulaşırken, 2 bin kişi evini terk etmek zorunda kaldı ve en azından bir kişinin öldüğünü biliyoruz. Başbakan Johnson’un reaksiyonu ise inanılmaz yavaş oldu.

“Yerel halk duruma hakim” çizgisinden şaşmayan Johnson, devlet seviyesinde desteği sunmak için artık sorunun göz ardı edilemeyeceği anı bekledi.

Somerset bölgesinde (2013-2014) 165 evin ve binlerce dönüm tarlanın sular altında kaldığında hükümetin gösterdiğine tamamen zıt bir tavır. Dönemin Başbakanı David Cameron para “sorun değil” demiş ve Ortadoğu’ya gezisini iptal etmişti.

Bunun yaşanmaması gereken bir sel olduğu gerçeği ise daha da sinir bozucu. Don Vadisi 2007’de ‘nesilde bir’ selini 2007’de yaşamıştı.

Dahası, bu kuzeydeki sellere karşı ilk yavaş tepki değil. Sınırın biraz ötesinde, batı Yorkshire bölgesinde, Leeds şehri hâlâ 2015 sellerinden sonra vadedilen parayı bekliyor. Şehrin bazı bölgelerinde yarı-beline kadar sular içinde kalan halka verilecek para, 25 milyon pound açıkla da olsa yeni onaylandı; fakat hükümetten ne zaman ödeneceğine ve hatta ödenip ödenmeyeceğine dair hiçbir güvence yok.

Johnson’un tavrı “Gözden ırak, gönülden ırak” gibi görünüyor -kendi kapısında olmadığı sürece göz ardı etmek çok kolay. Son iki günde su baskınlarına maruz kalan halkla temasları ise endişelendirici. Sorun bir mekana girdiğinde ortamı çözememekten çok kendisinden farklı birisiyle, özellikle de kriz koşullarında, nasıl konuşacağını bilememesi gibi görünüyor. Kuzeyden birisiyle konuşmaları uluslararası bir takas programındaki bir öğrencinin yerel halkla temas çabalarını andırıyor. Johnson sellerde evlerini kaybedenlere herhangi bir empati hissediyorsa bunu telaffuz etmekten tamamen aciz.

Johnson’un tam da bu noktada dikkatli olması gerekiyor. İşçi Parti Lideri Jeremy Corbyn, görevi devraldığı kuzey Doncaster Milletvekili Ed Miliband’le birlik gösterisi de yaparak, bu hafta Yorkshire’ı ziyaret etti. Halkı sabırla dinlediği ve hatta çok endişeli bir kadına sarılarak teselli ettiğini gösteren video ve fotoğraflar medyada dolaşıyor. Başbakan için daha da kötüsü ise yavaş tepkisinin Corbyn’e sihirli sözcükleri söyleme fırsatı sağlamış olması “Bunun Yorkshire yerine (Muhafazakar Partinin oy havuzu olarak bilinen) Surrey’de olduğunu düşünsenize. Tepki mutlaka çık farklı olurdu.”

Diğer tüm seçim bölgeleriyle karşılaştırıldığında Yorkshire belki de oyların neredeyse eşit bölündüğü (marginal) en çok milletvekili koltuğuna sahip bölge. Sellerin görüldüğü Don Valley bölgesi, 2017 seçimlerinde İşçi Partisi tarafından az bir farkla kazanılmış fakat Muhafazakarlar oylarını yüzde 16 artırmıştı. Bazı yerellerde iki parti oyları arası fark iki yüze kadar düşmüştü.

Unutulmaması gereken bir diğer ayrıntı da Yorkshire’ın geniş bir bölge oluşu; nüfusu İskoçya ile eşit ve Londra’nın üçte ikisine denk. Gerçekten de seçimin kazanılıp kaybedildiği bölge olabilir; iki liderin de son dönemde bu bölgeye ayırdığı vakit bunun farkında olduklarının göstergesi. Johnson’un bölgeye yönelik uyuşukluğunun kendisine seçimi kaybettirmesi asla akıl almaz bir olasılık değil.

(Çeviren: Haldun Sonkaynar)

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Veli Ağbaba: Erdoğan'ın emekliler ile ilgili söyledikleri hayal ürününden ibaret

SONRAKİ HABER

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı: Doğalgaz, olması gerekenden yüzde 59 daha ucuz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa