28 Ekim 2019 15:12

Denizcilik hayalleri vs staj gerçekleri

"İnsan canının ne kadar ucuz olduğunu gösteren bu sorunların daha da derinleşmesine karşı birlikte bir mücadele örmek için Genç-GEMİMO’da yan yana gelelim."

Paylaş

Zeynep Beril ÖZDİN

Piri Reis Üniversitesi

“Kendine düşen ödevi başarmak isteyen gençlik, her alanda bu ülküye ulaşmak için çabalamalı.” Platon’un bu sözünü; bizlere bahşedilen geleceği göz önünde bulundurarak incelediğimizde hafif içimizi ürpertmiyor, tat kaçırmıyor değil. Eğer bahsettiğim ürpertiyi bu cümleden hissetmediyseniz, gelecek kaygısıyla birlikte üniversite masalarında yerlerini almış mini mini birlerin kafalarındaki güzel ülküler, aşırı dozdan sizleri zehirleyebilir.

İşsizlik, her gün katlanan zamlar, daha okula başlarken hazineye geçen borçlar, “Her üniversite mezunu iş sahibi olacak diye bir şey yok” gibi cümleler karşısında gençlik çözümü bireysel kurtuluşta buluyor. Bazı gençler de “Bu hengamede nasıl kısa yoldan çok para kazanırım?” sorusunun cevabını denizcilik fakültelerinde buluyor. Diğer sektörlere kıyasla yeni yeni kuyrukların oluşmaya başladığı denizcilik sektörünün gelecekteki mühendisleri neler yaşayacaklarından bir haber şimdiden maaşlarını işletmelere, rezidanslara yatırmış vaziyette.

DENİZCİLİK HAYALİ

Bu yatırımı inşa edenler haliyle okulun rektöründen başkanlara, öğretmenlerden sermaye savunuculuğu yapanlara kadar uzanıyor. Daha açılış töreninden geleceğin denizcilerinin gözleri gerçeklere öğretmenleri tarafından boyanıyor. “Bu meslek doktorluğa, bankacılığa benzemez. Biri gider yıllarca okur, yetmez uzman olur. 30 yaşında kliniğinde hastaları muayene eder. Sen yirmili yaşlarında daha stajını yaparken arkadaşlarına gördüğün ülkeleri anlatır, kaç dolar kazandığını yarıştırırsın.”, “Bu meslek zordur, çektirir. Stajında gerekirse tost yaparsın, kamara temizlersin ama mesleğe başladığında aylık en az 3000 doları cebine atarsın.”, “Gözünüzü yükseklerde tutun, yılmayın en iyisini isteyin. Bakın benim öğrencim şirketi iyi olmasına, 4000 dolar almasına rağmen emeğinin karşılığını 4500 dolarda gördüğü için başka şirkete geçti. Siz de yapın hatta yurtdışına gitmeyi hedefleyin.”, “İngilizce ile yetinmeyin bir sürü dil öğrenin, yurt dışındaki şirketlere kapak atın. Bu okulda aldığınız eğitim ile sırtınız yere gelmez rahatlıkla iş bulursunuz.” Bunlar gibi sonu belirsiz, uzmanca işlenen propagandaları yiyip dersinden çıkan gençler durur mu? Yapıştırır yemek arasında ütopik hayallerini: “10 yıl bu mesleği yapıp kendime güzelinden ev ve araba aldıktan sonra vapurlarda çalışır keyfime bakarım.”, “Abi ben zaten stajımı zart zurt şirketinde yapmayı düşünüyorum. Orası mesleğe başlayınca direkt işe alıyor. Hem bilmem ne gemileri var rahat rahat paramı kazanırım.”

Tüm bu cümleler “Gençler o kadar çalışmış, üniversiteyi kazanmış. Üniversitedeki ilk haftasını tatlı tatlı bitirmiş, daha iyi bir gelecek için çabalıyor. Ne var bunda?” tepkisini uyandırabilir. Lakin bizim burada görmemiz gereken, gerçeklerin üzerinden atlanarak hayallere dalınması.

GERÇEKLERE GELELİM

O şirket bu şirket diye hayal kurarken bir yandan da staj bile ararken şirket kapılarından çevriliyoruz. Yüzümüze “Bizim torpil havuzumuz var, oradan seçiyoruz.”, “Senin adını listeye yazıyorum ama torpilli biri gelirse onu isminin üstüne yazarım, bilesin.” sözleri söyleniyor çalışırken keyfimize bakacağımızı, ülke ülke dolaşacağımızı hayal ettiğimiz şirketlerden. Hadi yalvar yakar staj bulabildik diyelim; staj koşulları maalesef hayallerimizle örtüşmüyor. Gemideki tüm inisiyatif süvaride ve başmühendiste olduğu için staj yaptığımız ortamın iyi ya da kötü olması tamamen şansa bağlı. İşin hamurunu “gelenek” dedikleri hiyerarşinin hasıyla yoğurduklarından sittin sene iyi bir ortama denk gelemeyebiliriz.

Denizcilik öğrencilerinin “Stajlarda ölmek istemiyoruz, can güvenliğimizin sağlanmasını istiyoruz” taleplerinin bu kadar görünür hale gelmesi bile staj koşullarına dair fikir veriyor aslında.

 

BALONU PATLATAN GERÇEKLER

Günde ortalama 15 saat çalışmaktan, hukuken yasak olan işleri yapmak zorunda kalmaktan dolayı yaşanan ölümlerin, makine dairesinde düşüp hastaneye götürülmediği için kemiğinde ödem oluşanların, halat manevrası sırasında ayağı kopan ve ölüm riskiyle ameliyat olanların, fiziksel zulüm bir yana yapılan onca mobbing ile yerin dibine girenlerin örnekleri, yaşadıkları yukarıda bahsettiğimiz balonun yanında sivri bir iğne olarak duruyor.

Armatörlerin sırf daha fazla para kazanmak için emek-sermaye çelişkisini derinleştirmek adına gemileri buna uygun yaptırdıklarını, kanalları genişlettiklerini, mühendislerin maaşlarını azaltmak için ne olduğu belirsiz yerlere denizcilik fakültesi açtıklarını bizzat arkadaşlarımıza göstermeliyiz. İnsan canının ne kadar ucuz olduğunu gösteren bu sorunların daha da derinleşmesine karşı birlikte bir mücadele örmek için Genç-GEMİMO’ya katılmalı, burada bizzat bu sorunlar üzerine etkinlikler yapmalı, etkinlikler ve panellerden öğrendiklerimizi kitlemizi genişletmek için paylaşmalıyız. Yoksa Platon’un sözünde geçen; yirmi birinci yüzyıla uyarlanmış bireysel kaçış konulu ödev, gençliğin mücadelesi sınavında öğrencileri teker teker sınıfta bırakacak.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Kurgu değil gerçek: Sarmaşık

SONRAKİ HABER

Erzurum'da kimyasal maddeden zehirlenen 17 kişi hastaneye kaldırıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa