18 Ekim 2019 04:40

Prof. Dr. Hamit Bozarslan: Operasyonla IŞİD’e geniş bir alan açıldı

Ortadoğu Uzmanı ve Tarihçi Prof. Dr. Hamit Bozarslan, Türkiye'nin Suriye’ye operasyonunu değerlendirdi.

Prof. Dr. Hamit Bozarslan | Fotoğraf: MA

Paylaş

Şerif KARATAŞ 
İstanbul 

Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) 9 Ekim’de Suriye’nin kuzey ve doğusuna başlattığı askeri harekat Rusya’nın arabuluculuğuyla Suriye Demokratik Güçleri (SGD) ile Şam yönetimi arasındaki anlaşmayla farklı bir boyut kazandı. Ortadoğu Uzmanı, Tarihçi Prof. Dr. Hamit Bozarslan, Rusya’nın hamlesiyle Türkiye ve ABD’nin Suriye’de kaybettiğini düşünüyor. Bozarslan, Rojava özerk yönetiminin de kısmi olarak yenildiği görüşünde. Askeri harekatla tekrar gündeme gelen IŞİD’le ilgili ise Bozarslan şu vurguyu yapıyor: “Son harekatla IŞİD’e geniş bir alan açıldığı açık. Basın genellikle hapishanelerdeki IŞİD militanlarından bahsediyor, ama hem Irak’ta hem de Suriye’de binlerce IŞİD savaşçısı arazide faaliyet göstermeye devam ediyor. SDG’nin bıraktığı boşluğu onlar doldurmaya çalışacaklar. Bu IŞİD’in 2018’de tespit ettiği ‘sabır’ stratejisinin önemli bir ögesi”. 

TSK’nin, aralarında cihatçıların da olduğu eski adıyla Özgür Suriye Ordusu yeni adıyla Milli Suriye Ordusu’nun Suriye'nin kuzeyine yönelik askeri harekatını Ortadoğu Uzmanı Tarihçi, Siyasal Bilimci ve Paris Sosyal Bilimler Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamit Bozarslan’la konuştuk.

"SAVAŞIN ÜÇ MAĞLUBU VAR"

Rusya’nın hamlesiyle Esad yönetimi ile SDG/Kürt özerk yönetimi arasındaki anlaşmayı, ‘Barış Pınarı’ operasyonu ve bölgedeki dengeler bakımından değerlendirecek olursanız neler söyleyebilirsiniz? 

Her şeyden önce bu savaşın üç mağlubunun olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi, serseri bir mayına benzeyen Trump yönetimi. Sanıyorum Andrew Jackson’dan bu yana ABD bu tür bir buldozere benzeyen ve kurumları imha eden bir lidere sahip olmadı. Ama aynı zamanda Trump örneği, demokrasilerin antidemokrasiler önünde diz çökebildiğini, yeni Münih antlaşmalarına imza atabildiğini göstermekte. İkinci, ama kısmi mağlup, bir yönetim ve tecrübe olarak Rojava. Rojava hem özerk bir yapı kazanabilirdi, hem de SDG’nin kontrol ettiği alanı yeni bir Suriye’nin yeşermesini mümkün kılabilecek bir mekana dönüştürebilirdi. Artık, Suriyeli demokratların barınabileceği bir alan yok. Üçüncü mağlup ise Erdoğan rejiminin kendisi. Sık sık “20 milyon kilometre karelik ana vatan” dan bahseden Erdoğan, gerçi, kendi tabiriyle, “1000 kilometrekareyi” işgal edebildi; ama Batı’da zaten sıfıra yakın olan prestijini de kaybetti. Türkiye artık haydut devletler listesinde yer almakta. ABD şu ya da bu şekilde Türkiye ile imzaladığı protokolün bu denli kaba ve kanlı bir şekilde ayaklar altına alınmasının intikamını alacak. Kaldı ki, anlaşıldığı kadarıyla MHP’yi, Ergenekon muhitlerini ve nasyonal-sosyalist ulusalcıları da içeren Erdoğanist koalisyonun SDG’yi yok etme, Afrin’den Irak Kürdistanı’na kadar olan sınırda etnik bir temizlik düzenleme ve bir cihatistan kurma projesi de suya düşmüş bulunmakta.

Kazananlar ise ortada: 21. yüzyılın Yakındoğu’sunun hegemon gücü olmayı hedefleyen Rusya, 1980’den beri bölgede bir milis diplomasisi güden İran ve sekiz yıldan beri Alfred Speer’in “harabeler kanunu”nu en mükemmel bir şekilde uygulamaya koyan  el-Esad hanedanı ve onun “Gölge Adamları”. 

"KÜRTLER TÜRKİYE’Yİ AFFETMEYECEK"

SGD ile Esad rejimi arasında yapıldığı belirtilen anlaşmayı her iki taraf açısından nasıl yorumluyorsunuz?

SDG, rejimini devam ettirmek için toplumunu yok etmekten çekinmeyen Esad rejimine ve onun 21. yüzyılın en tehlikeli antidemokrasilerinden birini oluşturan Rus hamisine sığınmaya mecbur bırakıldı. Çok geniş boyutlu katliamların ve etnik temizliğin önlenmesi ancak bu şekilde mümkün olabildi. Ama, 8 yıllık bir mücadele ve özerklik tecrübesinin hafızalardan kolaylıkla silinebileceğini düşünmemek gerekli. Gelecek müzakereler ne sonuçlar doğuracak bilemiyoruz, ama Esad rejimin en azından bir etnik temizlik projesinin olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla, Kürt toplumunun “zinde güçleri”nin gelecekte hem Suriye’de hem de bölgesel Kürt sahasında önemli roller oynayabileceğini düşünebiliriz. Bu arada, Kürt davasının 1991’den bu yana hiçbir zaman bu kadar büyük bir meşruiyet kazandığını da hatırlatmak gerekli. Rusya bunun bilincinde. 

Esad rejimine gelince; Suriye’deki 2.2 milyonluk Alevi cemaati en azından 100 bin savaşçı kaybetti. Başka bir tabirle, erkek genç nüfusun önemli bir kısmı heba oldu. Bu nedenle de rejim kültürel bazı tavizler ya da ademi merkeziyetçilik olarak tanıtılabilecek mahalli özerklikler gibi bazı haklar tanıyarak, Kürtlerin sisteme entegrasyonunu hedefleyebilir. Anlaşmada yer aldığı iddia edilen SDG’nin Suriye ordusuna dahil edilmesi de bu yönde bir adım olarak değerlendirilebilir. Şu anda kabul etmek zorunda oldukları tavizler ne olursa olsun, uzun vadede ne Kürtlerin ne de rejimin Türkiye’yi affetmeyeceğinden emin olabiliriz.

Bu, TSK ve ağırlıklı cihatçı unsurların yer aldığı silahlı gruplarla birlikte Suriye’ye yönelik yapılan üçüncü askeri harekat. Bu askeri harekatla ilgili IŞİD yeniden gündeme geldi. Ve IŞİD’e alan açtığı eleştirileri geldi. Bu bağlamda neler belirtebilirsiniz?

Kendi hesabıma IŞİD, HTŞ ve “Milli Ordu” arasında pek bir fark olduğunu düşünmüyorum. ÖSO’nun Afrin’de cihat doktrininden yola çıkarak ganimet stratejisini uygulamaya koyduğunu unutmayalım. Kaldı ki, Türk mahkemelerinin hazırladıkları iddianamelerde bile, 2014-2015 yıllarında Türk makamları ve IŞİD’in nasıl içli-dışlı olduklarını görmek mümkün. 

Son harekatla IŞİD’e geniş bir alan açıldığı açık. Basın genellikle hapishanelerdeki IŞİD militanlarından bahsediyor, ama hem Irak’ta hem de Suriye’de binlerce IŞİD savaşçısı “arazi”de faaliyet göstermeye devam ediyor. SDG’nin bıraktığı boşluğu onlar doldurmaya çalışacaklar. Bu IŞİD’in 2018’de tespit ettiği “sabır” stratejisinin önemli bir ögesi. 

ABD’NİN TUTUMU...

Türkiye ve Suriye Kürtlerini kendi bölge stratejisine bağlayacak bir ‘çözüm’ için uğraşan ABD’nin askerlerini çekmesi ve böylece Kürtlere rejim ile uzlaşmayı işaret ettiği yorumları yapılıyor. Bu bağlamda neler söyleyebilirsiniz?

Bu kesinlikle Pentagon’un, ABD hariciyesinin, hatta Türkiye’ye yakınlığı ile bilinen Graham gibi Cumhuriyetçi liderlerin tercihi değildi. Trump’ın stratejisinin tam bir hezimete yol açmasından sonra, ABD’nin Kürtlerin rejimle uzlaşmasını engelleyebilmesi, ancak Türkiye’ye açık destek vermesi, yani Kürt katliamını doğrudan desteklemesi ile mümkün olabilirdi ki, bu da Trump başkanlığının sonu anlamına gelecekti. 

"İDLİB’İ ALACAKLARI DA KESİN GİBİ GÖRÜNÜYOR"

Son gelişmenin cihatçıların kontrolündeki İdlib’e yansımasına ilişkin neler söyleyebilirsiniz? 

Bu konuda bir öngörüde bulunabilmek zor. Rusya’nın İdlib’de Halep’teki topyekün imha stratejisinden çok, uzun bir zaman dilimine yayılmış alt düzey şiddet stratejisine başvurması mümkün. Ama son tahlilde İdlib’i alacakları da kesin gibi görünmekte. 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Aşıklar ve periler yine sahnede: Bir Yaz Gecesi Rüyası

SONRAKİ HABER

Bolivya’da yaşamını yitirenlerin sayısı 23'e yükseldi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa